“Madımak’ın sorumlusu derin güçler”

Başörtüsü eylemleri, yurdun çeşitli yerlerinde bu hafta da gerçekleşti. Sakarya ve Akyazı’da gerçekleşen eylemlerde, “Madımak’ta yangını derin güçler çıkarıp, Müslümanları suçladı” denildi. Akyazı Adalet ve Özgürlükler Platformu, mücadelelerine kadınların sorunları çözülene kadar devam edeceklerini açıkladı.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun 340. hafta basın açıklamasını Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şubesi’nden Bahaeddin Kuruoğlu okudu. Bu haftaki basın açıklamasında Sivas olaylarına değinen Kuruoğlu, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas ilinin merkezinde bulunan Madımak Oteli’nde konferans adı altında Rabbimize ve Peygamberimize açıkça küfürler edilmiş, Müslüman insanlara karşı ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir. Bu derece açık bir tahrike karşı dahi duyarlı ve Müslüman Sivas halkı tepki gösterme adına sadece otelin çevresini kuşatmış, en ufak bir taşkınlık belirtisi göstermemiştir. Derin güçlerce bu durum kabullenilememiş, karışıklık çıkarılması adına sergilenen davranışlarda daha da ileri gidilmiştir. 

Çıkarılan bir yangın sonrasında otelde bulunan birçok kişi ölmüş, suçu da etrafta toplanan birkaç insana yıkmaya çalışmışlardır” dedi. Kuruoğlu, Sivas olaylarının dava sürecine de değinerek, “Dava tam 19 yıldan beri sürmekte, hiçbir delil olmadan içerde yatan insanlarsa zulüm görmeye ve potansiyel suçlu ilan edilmeye devam edilmektedir. Bu konuyu gündeme getirmekteki maksadımız şudur; son günlerde malum çevre tarafından Sivas olayları davası sulandırılmakta, masumluğunun aksi yönünde hiçbir kanıt olmayan insanlar ömür boyu hapse mahkûm edilmeye çalışılmaktadır. Davanın zamanaşımından düşeceği, zanlı olarak addedilen insanların bir gün bile hapis yatmadan tahliye olacakları dile getirilmektedir. Gerçekleri saptırma adına sergilenen bu tutumu şiddetle kınıyor, gerçekleri görme adına bu kadar kör olmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Akyazı Adalet ve Özgürlükler Platformu adına Mazlumder sözcüsü İrfan Alemdar da 266. basın açıklamasında başörtülü kadınların 28 Şubat sürecinde birçok zorlukla karşılaştığını ve hala bu zorlukların bir kısmının devam ettiğini belirtti. Alemdar, “28 Şubat sürecinde darbe politikaları ve cunta örgütleriyle birlikte inançlı insanları laiklik karşıtı diyerek devletin tüm kademelerinden uzaklaştırıp ardından sorgulayarak haklarında suç isnat ettiler. Bu topraklar üzerinde yaşayan Müslüman halkı irticacı diyerek potansiyel suçlu ilan ettiler” dedi. 
Alemdar, “Kabus dolu günleri insanlara reva gören oligarşik düzenin şımarık medyazadeler, sermayezadeler, paşazadeler, politikacızadeler, rektörzadeler ve bürokratzadelerin yaptıklarının hesabı sorulmalı, adil bir şekilde yargılanmalı işledikleri suçlara göre de cezalarını çekmelidirler” şeklinde konuştu. Alemdar, sergiledikleri mücadeleye ilişkin ise, “Ülkemizde ve tüm dünyadaki kadınlar üzerindeki zulümler, tecavüzler, işkenceler, yasaklar ve esaretler bitene kadar mücadelemiz devam edecektir” dedi.

Yeni Akit

Reklamlar

Sabancı Katili MİT ve Jandarmayla Görüştü

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda yapılan duruşmaya, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in de aralarında bulunduğu 19 tutuklu sanık katıldı.

Duruşmada ifade veren gizli tanık ”Dilovası”, cezaevinde öldürülen Sabancı suikastinin faili Mustafa Duyar ile Kırklareli Cezaevinde beraber kaldıklarını belirtti.

Gizli tanık, Duyar’ın kendilerine ”Cezaevinden çıkacağım” dediğini kaydederek, şunları söyledi:

”Bu, Duyar’ın bir yerlerden güvence aldığının göstergesidir. Duyar, cezaevinde MİT ve Jandarma ile görüşüyordu. Daha sonra da ‘Ben bunu neden yaptım?’ diye pişmanlık duyarak ağlıyordu. Birçok silahlı terör olayına karıştım. Ben ve benim gibi arkadaşlar böyle olaylardan sonra pişman olmazdık. Örgüt bizleri bu şekilde yetiştirdi. Duyar ve Alparslan Arslan gibi kişiler, yönlendirilmiş olduklarından pişmanlık duyarlar. Bu, ancak örgüt içine ajan olarak sokulmuş, kullanılan insanların psikolojisidir.”

Duyar’ın, yaşananları gazeteci Can Dündar’a anlatmak istediğini söyleyen ”Dilovası”, bu isteğin dönemin Cezaevi Tevkif Kurulu Başkanı Ali Suat Ertosun tarafından engellendiğini öne sürdü.

Aynı dönemde Duyar’ın cezaevinde bir albay ile görüşmesine şahit olduğunu iddia eden gizli tanık, albayın, Duyar’a, ”ayağını denk alması, yoksa kimsenin kendisine sahip çıkmayacağı” yönünde uyarılarda bulunduğunu savundu.

”Dilovası”, ardından Duyar’ın kendi isteğiyle hücreye konulduğunu anlatarak, ”Duyar hücredeyken bir suikast girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu saldırıda koğuş arkadaşı Adil Yanık ve gardiyanlar tarafından kurtarıldı. Hatta Yanık, o saldırıda gözünü kaybetti. Bu, planlı bir hareketti. Sonradan öğrendik ki, saldırıyı yapanlar Nuri Ergin’in adamları olan Sami Tokur ve arkadaşlarıymış” şeklinde konuştu.

Olay sonrası Duyar’ın nakil için cezaevi yönetimine başvurduğunu dile getiren ”Dilovası”, yönetim tarafından Duyar’ın Afyon Cezaevine gönderileceğini öğrendiklerini söyledi.

Gizli tanık, Afyon Cezaevinin o dönemde en tehlikeli cezaevi olduğunu söyleyerek,”Mustafa’ya gitmemesi yönünde telkinlerde bulunduk. Kendisi de sonradan vazgeçti. Ancak dönemin Cezaevi Tevkif Kurulu kararı onayarak, Duyar’ı Afyon’a gönderdi. Ardından, önceki saldırıyı gerçekleştiren Sami Tokur ve arkadaşları da aynı cezaevine gönderildi. Bana göre Duyar’ı öldürenler, Tokur ve arkadaşlarını oraya gönderenlerdir” dedi.

Nuri Ergin’in kamuoyu önünde ”Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü, Veli abiye sorun” sözüne atıfta bulunan ”Dilovası”, ”Ergin kardeşler, bas bas bağırarak Küçük’ün yaptırdığını söylemişlerdir” diye konuştu.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin, ”Azmettirme konusunda elinizde somut bir isim var mı?” sorusu üzerine gizli tanık, isim vermesine gerek olmadığını belirterek, ”Duyar’ı kimin öldürdüğü Nurişler tarafından söylendi” dedi.

Sabancı ve Hablemitoğlu Ergenekon’un, Psikolojik Harekat PERİNÇEK’in İşi

Birinci Ergenekon davasının 215. duruşmasına ‘Gizli Tanık Kıskaç’ın ifadeleri damgasını vurdu.

Birinci Ergenekon davasının 215. duruşmasında dinlenilen gizli tanık,Hablemitoğlu ve Sabancı suikastlerinde Veli Küçük’ün rolü olduğunu öne sürdü.

Gizli Tanık Kıskaç, ikinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz’ün kendisine, “Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip Hablemitoğlu’nu öldürdüm, parayı aldım. Patron benim, jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz” dediğini öne sürdü.

GÖRÜNTÜSÜ BOZUK OLARAK VERİLDİ

Gizli tanık ayrıca mahkemeye Sabancı suikastiyle ilgili bilgilerin bulunduğunu söylediği bir flaş belleği de sundu.

29’u tutuklu 108 sanıklı Birinci Ergenekon Davası’nın 215. duruşması ‘Gizli Tanık Kıskaç’ın ifadesinin alınmasıyla devam ediyor. Duruşmanın öğleden önceki oturumunda gizli tanığın sesinin salonda tam olarak anlaşılmaması üzerine sorunun giderilmesi için duruşmaya ara verilmişti. Duruşma başladığında ise gizli tanığın sesinin salona normal olarak ancak görüntüsünün yine bozuk olarak verildiği görüldü.

SABANCI SUİKASTİ

Sabancı suikastinin basit bir olay olmadığını kırılma noktası olduğunu savunan ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Veli Küçük’ü herkes tanır, Veli’yi herkes bilir. Hatta Özdemir Sabancı suikastinin olduğu dönemde Sabancı Center Güvenlik Müdürlüğü’nü emekli Tümgeneral Ömer Pehlivanoğlu yapıyordu. Ömer Pehlivanoğlu, Veli Küçük’ün arkadaşıdır. Bu generale karşı kimse bir şey yapmadı” dedi. Gizli tanık ayrıca mahkemeye Sabancı suikastiyle ilgili bilgilerin bulunduğunu söylediği bir flaş belleği de sundu.

“KAÇAN TERÖRİSTLER VELİ KÜÇÜK’ÜN BÖLGESİNE GİTTİ”

Veli Küçük’ün bir dönem Giresun Jandarma Komutanı olarak görev yaptığına dikkat çeken Gizli Tanık Kıskaç, Sivas kırsalında çatışmadan kaçan teröristlerin, Veli Küçük’ün görev yaptığı bölgelere gittiğini öne sürdü. Küçük’ün Giresun Jandarma Bölge Komutanı olarak göreve başladığında nüfuzunu kullanarak Sivas İmranlı İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Menderes Güçlü’yü Giresun Şebinkarahisar Bölük Komutanlığı’na getirdiğini iddia eden ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Orada da zamanla teröristler çıktı” dedi. Gizli tanık, PKK’ya en büyük desteği Alman Gizli Servis Teşkilatı’nın (BND) verdiğini öne sürerek, “Hatta birçok komutanı Almanya’ya kendim yolcu ettim” diye konuştu.

“HABLEMİTOĞLU CİNAYETİNİ İTİRAF ETTİ”

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz’ün kendisini tehdit ettiğini, Gürbüz ile mahkemelik olduklarını söyleyen ‘Gizli Tanık Kıskaç’,“Gürbüz’ün Antalya Kuvay-i Milliye Derneği üyesi olduğunu öğrendim. Ben cezaevindeyken Gürbüz’ün yeğeni Şerife Gürbüz bana amcasının Hablemitoğlu cinayetini işlediğini söyledi” şeklinde konuştu. Daha sonra Osman Gürbüz ile Merter’de Mc Donalds’ta görüştüğünü dile getiren gizli tanık, “Kendisine, Şerife Gürbüz’ün, ‘Osman Gürbüz Necip’e sıktı’ dediğini hatırlattım. Osman Gürbüz, “Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip’i öldürdüm, parayı aldım. Patron benim, Jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz. Bunun dışında 2 bin adamım var” dedi. Osman Gürbüz’ün itiraflarını Merter’de Mc Donalds’ın kameraları tarafından çekildiğini belirten Kıskaç, kayıtları İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiğini ancak hiçbir işlem yapılmadığını kaydetti.

“DEMİREL’İN KORUMASI BENİ ARADI”

Tehdit nedeniyle Osman Gürbüz ile davalık olduklarını hatırlatan ‘Gizli Tanık Kıskaç’, davayı geri çekmesi için Kuvay-i Milliye Derneği‘nin Antalya Şubesi sorumlusu olan Ali Pur‘un kendisini aradığını kaydetti. Pur’un eski İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın okul arkadaşı olmasının yanı sıra Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de eski koruması olduğuna dikkat çeken Kıskaç, Pur’un sıklıkla kendisini arayarak davayı geri çekmesini istediğini öne sürdü.

GÜRBÜZ VELİ KÜÇÜK‘ÜN ADAMI” İDDİASI

Emekli asker Aziz Ergen’den Veli Küçük’le görüşmek için talepte bulunduğunu söyleyen Kıskaç, 22 Nisan 2006 günü Çamlıca Kız Lisesi’nde Veli Küçük’le görüştüğünü iddia etti. Söz konusu toplantıya davanın tutuklu sanığı Oktay Yıldırım’ın da katıldığını öne süren ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Ben o zaman Çamlıca gişelerinden kaçak geçiş yaptım. Kayıtlarda da vardır. Toplantının ardından Veli Küçük’e Osman Gürbüz’ü anlattım. Küçük de bana, ‘Osman Gürbüz bizim adamımız’ dedi. Veli Küçük ve Osman Gürbüz, Necip Hablemitoğlucinayetinin ardından yollarını ayırmış” ifadelerini kullandı.

“KARADAĞ, 13 BİN KİŞİLİK ‘HAİN’ LİSTESİNİ ÇALDIRDI”

Davanın tutuklu sanığı emekli Albay Fikri Karadağ ile Osman Gürbüz olayı vesilesi ile tanıştığını dile getiren Gizli Tanık Kıskaç, Karadağ’a, Gürbüz’ü kastederek ‘Bu itirafçı teröristin aranızda işi ne?’ dediğini aktardı. Kıskaç, ilerleyen günlerde Karadağ’ın kendisini telefonla arayarak uçakla İstanbul’a geleceğini söylediğini dile getirdi. Karadağ ile evinin yakınındaki bir pastanede oturduklarını anlatan Kıskaç, “Karadağ bana arabada çantasındaki 13 bin kişilik hain listesini gösterdi. Daha sonra eve gitmek için arabasının yanına gittiğimizde listenin çanta ile birlikte çalındığını gördük. Daha sonra karakola giderek şikayette bulunduk. Çanta bulundu ancak içi boştu” şeklinde konuştu.

PSİKOLOJİK HAREKAT PERİNÇEK’İN SANATIDIR

Gizli tanık, ”Psikolojik harekat Doğu Perinçek’in sanatıdır. Perinçek, Kıbrıs Harekatı sırasında Türk Ordusu’na ‘işgalci’, Rauf Denktaş’a da ‘faşist’ dedi. Şimdi kendisi neden sıçrıyor?” diye konuştu.

Duruşmaya, tutuklu sanıklar Hayrettin Ertekin, Ergün Poyraz, Sedat Peker ile duruşmalardan men cezası verilen İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Bedirhan Şinal, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Özkan Kurt, Osman Yıldırım ve Özkan Kurt ise gelmedi.

Tutuksuz sanıklar Güler Kömürcü Öztürk ve Nusret Senem’in de hazır bulunduğu duruşmaya, tutuklu sanık Alparslan Aslan’ın terlikle geldiği gözlendi.

REDDİ HAKİM TALEBİ

Duruşmada söz alan sanık Doğu Perinçek’in avukatı Mehmet Cengiz, müvekkiline 16, Perinçek’in diğer avukatı Hasan Basri Özbey’e de esas hakkındaki savunma aşamasına kadar duruşmalardan men edilmesi kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu savundu. Cengiz, mahkemenin bu kararlardan geri dönmesini talep etti.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ise taleplerin yazılı olarak verilmesini istedi. Avukat Cengiz de, ‘‘Gerekçemi şifahi olarak söylememe izin vermiyorsunuz, savunma hakkımın elimden alındığı gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulunuyorum” dedi.

Bunun üzerine mahkeme heyeti, talepleri karara bağlamak üzere duruşmaya ara verdi.

Verilen aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Doğu Perinçek ile avukatı Hasan Basri Özbey’e verilen duruşmalardan men cezasının yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle talepleri reddetti. Mahkeme heyeti, sanık avukatının reddi hakim talebinin de usule aykırı olduğu gerekçesiyle reddini kararlaştırdı.

Karar üzerine avukat Mehmet Cengiz ile bazı sanıkların avukatları duruşma salonunu terk etti. İzleyicilerin bu tutumu alkışlaması üzerine de, Mahkeme Başkanı Özese, alkışlayan izleyicileri salondan çıkarttırdı.

Bu sırada, tutuklu sanık Alparslan Aslan’ın babası Mahkeme Başkanı Özese’ye hitaben, ”Oğluma çoraplarımı vermek istiyorum. Çıplak ayak ve terlikle getirmişler salona” dedi. Mahkeme Başkanı Özese de, ”Sizin duruşmaya müdahale hakkınız yok. Talebinizi yazılı olarak iletiniz” dedi.

JİTEM SORGUSUNA VELİ KÜÇÜK, ÜMİT SAYIN, ÜMİT ÖZDAĞ VE MOSSAD AJANI KATILDI

Ergenekon sanıkları Veli Küçük, Ümit Sayın ve Ümit Özdağ’ın, İsrail ajanları ile birlikte JİTEM tarafından kaçırılan kişilerin sorgusuna katıldığı ortaya çıktı.
28 Şubat döneminde Kemal Alemdaroğlu’na suikast planladığı iddiasıyla gözaltına alınan üniversite öğrencisi Harun Akdere, mahkeme tarafından tahliye edildikten sonra JİTEM tarafından kaçırıldığını, Kilyos’ta JİTEM’e ait bir binaya götürülüp iki gün boyunca sorgulandığını belirtti. Akit’e konuşan Akdere, sorgusuna Ergenekon sanığı Veli Küçük, Ümit Sayın, Ümit Özdağ ve Musevi aksanıyla konuşan bir sivilin katıldığını, mensubu olduğu cemaat içinde kendileri için ajanlık yapması hususunda baskı gördüğünü belirtti.

ALEMDAROĞLU’NA SUİKAST İDDİASIYLA ALINDI

28 Şubat döneminde İslami guruplar üzerinden geliştirilen provakasyon dalgası ile Refah-Yol Hükümeti’ni devirme harekatının arkasındaki güç deşifre oluyor. O tarihte varlığı bilinmeyen Ergenekon örgütünün İslami kimliği ile tanınan birçok kişiyi kaçırıp ajanlaştırmaya çalıştığı ortaya çıktı. Örtü yasakçılığında başı çeken dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu’na suikast planladığı iddiasıyla gözaltına alınıp Metris Cezevi’ne konulan hukuk fakültesi öğrencisi Harun Akdere, başından geçen korkunç olayları Akit’e anlattı. Akdere, başörtüsü yasaklarına karşı direnen öğrenci guruplarında aktif olduğu için hedef alındığını, bir sabah Rektör Kemal Alemdaroğlu’na suikast iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklandığını ifade etti. Çıkartıldığı 6 Nolu DGM’deki ilk duruşmada suçsuzluğu anlaşılıp tahliye edilmesiyle kabusun bittiğini zanneden Akdere, memleketine giderken otogarda JİTEM tarafından kaçırılıp günlerce sorgulandığını, sorgusuna şu an Ergenekon’da sanık olan önemli kişilerle birlikte MOSAD ajanlarının da katıldığını söyledi. 

İSTANBUL OTOGARI’NDA JİTEM TARAFINDAN KAÇIRILDI

Akdere başından geçen olayı şöyle anlattı: “99 senesindeki ilk duruşmada tahliye edildim. 7 Aralık günü Metris Cezaevi’nde gerekli evrakları imzalayıp çıkacakken cezaevinde JİTEM için çalıştığı bilinen Serdar Astsubay odasına çağırdı. Yanındaki iki sivili işaret ederek ‘Abilerinle kısa bir gezinti yapacaksın’ dedi. ‘Adım atmam, babam kapıda bekliyor’ deyince, soyismini hatırlamadığım Cezaevi Jandarma Komutanı Yüzbaşı Yavuz içeri girdi. Beni alacaklarını söylediklerinde sinirlendi, ‘Ben buradan adam vermem, dışarıda babası bekliyor, ona teslim edeceğim’ diyerek beni dışarı çıkardı. Taksiye atlayıp uzaklaştım. Akrabalarıma uğrayıp hal hatır sorduktan sonra otogara gittim. Burada bilet aldığım sırada onlarca insanın gözü önünde başıma çuval geçirilip kaçırıldım.” 

KİLYOS JANDARMA KOMUTANLIĞI BAHÇESİNDE JİTEM MERKEZİ

JİTEM’e ait bir binada gözünü açtığını ifade eden Akdere “İçeriye alındığımda eksi bir kata indirildiğimi anladım. Başımdaki çuvalı çıkarttılar, şöyle bir etrafa baktım, pencere yoktu. İki duvarı siyaha boyanmıştı. Bir duvarında Türk Cumhuriyetleri haritası, diğer duvarında Türk bayrağı olan bir odada sorguya alındım. 1. günün sonunda tam sorgu bitecekken fenalaştığım için hastaneye kaldırıldım. Benimle ilgilenen doktora nerede olduğumu sorduğumda Sarıyer Devlet Hastanesi’ne getirildiğimi söyledi. Dönüş yolunda jandarma eri bulunduğumuz yerin Kilyos olduğunu, Jandarma Karakolu içine kurulmuş JİTEM Sorgu Merkezi’nde tutulduğumu söyledi. O gece sorgulandığım odada sabah ettim. Sabah bana karşı tavırları değişmişti, daha iyi davranıyorlardı. Çok geçmeden nedeni anlaşıldı, sivil giyimli kişi JİTEM elemanlarına ‘Önemli kişiler gelecek, bir şeyler yedirin’ deyince odadakiler ‘Emredersiniz komutanım’ dediler.” şeklinde konuştu. 

SORGUYA VELİ KÜÇÜK, ÜMİT SAYIN, ÜMİT ÖZDAĞ VE MOSSAD AJANI KATILDI

Birkaç saat sonra sorgu odasına başka sandalyeler konulduğunu ve o çok önemli sorgucuların odaya girdiğini belirten Akdere sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağlı ellerimi çözdüler, beklemeye başladık birkaç saat sonra kapı açıldı, içeri asker ve sivillerden oluşan bir gurup girdi. Solumda bulanan 3 sıra sandalyeye oturdular. Dönüp baktığımda şok oldum, ilk sırada Veli Küçük Paşa, bir başka general ve o dönem akademisyen olan Habip Ümit Sayın vardı. Orta sıradaki kişiler içinde ise MHP’den vekil adayı olan Ümit Özdağ’ı gördüm. Terör uzmanı sıfatıyla sorguya katılmışlar. Gariban bir üniversite öğrencisine Apo muamelesi çekiyorlar.”

“EMNİYETİN ÖNÜNE ATIP GİTTİLER”

Alındığı araçla Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyeti’nin önüne getirildiğini söyleyen Akdere “Araçtan attılar beni. Onlarca polisin gözü önünde araçtan atıldım, bir tanesi arabayı durdurma gereği dahi duymadı. Nöbetçi polis beni yerden kaldırıp içeriye aldı. Durumu anlatınca Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürdüler. Burada da bir süre sorgulandıktan sonra her şeyin resmiyete geçmesi için aynen yeniden anlattım. İfademi imzalayıp çıktım. Kimliğimi bile almadım, o da orada kaldı. Hala da oradadır” dedi.

MUHBİR OLMAM İÇİN BASKI YAPTILAR

Kendisine sırayla sorular sorulduğunu ifade eden Akdere, Veli Küçük’ün tehdit, Ümit Sayın’ın analizvari sorular sorduğunu ifade etti. Bir sorgucunun Kur’an’dan ayetler okuduğunu, hafız olduğunu söyleyerek güvenini kazanmaya çalıştığını ifade eden Akdere “Mükemmel derecede Kur’an okuyup güven kazanmaya çalıştı. İlahiyat mezunu olduğunu söyledi. Onlar için çalışırsam İslam için çalışmış olacağımı, mensubu olduğum gurubun önderi hakkında bilgi vermem, gerektiğinde faaliyette bulunmam için baskı yaptılar. Veli Küçük açık açık tehdit ediyordu. Ümit Sayın ise ‘İçinizde kimler var, amacınız ne’ falan diyordu” diye konuştu.

TÜRKÇE BİLEN MOSSAD AJANI SOHBETLERE KATILAN ASKERLERİ SORDU

Sivil giyimli bir kişinin soruları karşısında korktuğunu ifade eden Akdere, en arkada oturan yüzü karanlıkta kalan bu kişinin İsrail aksanı ile konuştuğunu belirtti. “Aksanından Musevi olduğu hemen anlaşılan bu kişi toplantı ve sohbetlerimize gelen askerler olup olmadığını sordu. Anladım ki MOSSAD için çalışıyor. Bir duyumu ve istihbaratı olmuş olacak ki ilk sorusu TSK’daki Müslüman askerleri deşifre etmeye dönüktü” diyen Akdere, bu kişilerin daha sonra odadan çıktığını ifade etti.