28 Şubat Dizileri’nden Halka Balans Ayarı

Postmodern Darbe’ olarak anılan 28 Şubat döneminde askerler tarafından kurulan Batı Çalışma Grubu’nun “Süper Baba”, “Bizim Aile” ve “Yazlıkçılar” gibi dönemin sevilen televizyon dizilerini “psikolojik harekât” amacıyla kullanmak istediği ortaya çıktı. ergenekon davasında yargılama başladıktan sonra savcılık tarafından mahkemeye gönderilen ek delil klasörlerinde 28 Şubat’a ilişkin belgeler de yer aldı. Dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Orgeneral Çevik Bir imzasıyla 27 mayıs 1997’de Genelkurmay Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı’na gönderilen Batı Çalışma Grubu eylem Planı’nda “Batı eylem Planı” kapsamında alınması gereken önlemler anlatılıyor.

Belgede, “eylem Planı’nda alınacak tedbirler ile bu tedbirleri icra edecek komutanlıklar Başkanlıklar belirtilmiştir. Daha ast makamların temin edecekleri bilgiler ve icra edecekleri faaliyetler, planda görev verilen komutanlıklar/başkanlıklar tarafından ilgi esaslarına göre belirlenecek ve rapor edilecektir. Eylem planına dahil edilmesi uygun görülen faaliyetlerin Batı Kriz masası toplantılarında gündeme alınarak karara bağlanması sağlanacaktır” deniliyor.

4 MADDEDE ‘PSİKOLOJİK HAREKÂT’ ANLATILDI

“Gizli” ibareli belgenin ekinde ise 19 sayfa ve 32 maddeden oluşan “Batı Çalışma Grubu Eylem Planı” bulunuyor. Planın 21’inci maddesinde “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” nasıl kullanılacağı anlatılıyor. Belgede yapılması gerekenler 4 madde halinde şöyle sıralanıyor:

“a- Yayınlanması istenen konuları tespit etmek.
b- Bu konularda uygun senoryaları oluşturmak için yarışmalar düzenlemek.
c- Yapım için profesyonel şirketleri kullanmak.
d- Toplumun büyük bir kısmı tarafından ilgiyle izlenen yerli dizilerin (Süper Baba, Tatilciler, Bizim Aile vb) yapımcıları ile görüşerek konular arasına laiklikle ilgili temaların sokulmasını sağlamak.”

SÜREKLİLİK İSTENİYOR
Belgede bu konu hakkında icra makamı olarak Genelkurmay Genel Sekreterliği, Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlendirilirken, zaman hanesinde ise bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi isteniyor.

‘DEVLET VE ÖZEL TV’LERİ KULLANIN’
19 sayfa ve 32 maddeden oluşan eylem planında, “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” kullanılması isteniyor. Ve bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi gerektiği dile getiriliyor.

YAPIMCILAR NE DEDİ?

‘BÖYLE BİR TALEP OLMADI’
Umur Bugay (Bizimkiler dizisi, yapımcı senarist): Bizimkiler dizisi zaten laik insanların etrafında geçen bir diziydi. Hiç öyle laiklik, irtica tehlikesi gibi konuları zaten işlemedik. O konulara girmediğimiz gibi bize öyle bir istek, talep gelmedi. Ben hatırlamıyorum.

‘DİZİDE HERKESE EŞİT DURMAYA ÇALIŞTIK’

Şevket Altuğ (Süper Baba dizisi, yapımcı oyuncu): Hiç alakası yok. Dışardan bir konu, senaryo müdahalesi olmadı. Ben hem dizinin başrol oyuncusu hem yapımcısıydım. Hem müdahale olmadı hem de biz o tür siyasi konuları dizide konu etmedik. Bizim herkese saygımız var, herkese eşit durmaya çalıştık.

‘DİZİYE BİR DİREKTİF GELMEDİ’
Orhan Oğuz (Süper Baba dizisi yönetmeni 1997): Öyle bir istek gelmedi, senaryoda da o konularla ilgili bir şey çektiğimizi hatırlamıyorum. Dizi zaten özlenen aile yapısını, temiz aşkı konu alan günlük hayat koşuşturması içinde yaşlılar, büyükler küçüklerle ilgili saygı-sevgiyi işleyen bir konuya sahipti. Zaten devletten yana bir korumacı yanı görülebilirdi. Bize bir istek, senaryoda değişiklik,

‘KİMSEDEN TELKİN ALMADIM’
Osman Sınav (Süper Baba dizisi yönetmeni 1994-1996): Ben hayatımda böyle bir telkin veya istek almadım. Süper Baba’yı çekerken de ne öyle irtica tehlikesi konusu ne de laiklik vurgusuyla ilgili bir senaryo veya telkin gelmedi. Ben çektiğim başka dizilerin içinde güncel hayata veya siyasete ilişkin konular çektim ama tamamen kendim istediğim için.

SÜPER BABA
Süper Baba dizisi, 1993-1997 yılları arasında yayınlandı. Başrollerde Şevket Altuğ, Sümer Tilmaç, Jülide Kural, Şevval Sam ve Bennu Yıldırımlar’ın yer aldığı dizide üç çocuklu boşanmış bir baba olan Fikret Aksu’nun (Şevket Altuğ) çocuklarıyla olan ilişkileri ve aşkları anlatılıyordu. Dizide Fikret, Çengelköy’de yaşayan, sabit bir işi olmayan yardımsever bir insandı. Yapımcılığını Şevket Altuğ’un üstlendiği, senaristliğini Sulhi Dölek’in yaptığı dizinin yönetmeni ise Osman Sınav’dı.

BİZİM AİLE
Bizim Aile, 1995 yapımı ve en uzun soluklu dizilerden biriydi. Dizinin yönetmenliğini Sema Okay yaparken senaryosunu ise Civan Canova yazmıştı.

YAZLIKÇILAR
YazlıkÇılar Bizimkiler dizisinin “Tatilciler” versiyonuydu. Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Yalçın Yelence’nin yaptığı dizi 1993-2002 yılları arasında yayınlandı.

Reklamlar

Hilafetin kaldırılmasını İngilizler şart koşmuştu!

‘Hilafetin kaldırılmasını İngilizler mi istemişti?’  Mustafa Armağan, bu cümle üzerine temellendirdiği bugünkü yazısında 88 yıllık belgeyle önemli bir iddiada bulundu. Halifeliğin kaldırılmasının Lozan’da şart koşulduğunu öne süren Armağan İsmet İnönü’nün sözlerine dikkat çekiyor.

İşte Armağan’ın  o yazısı

İşi gücü bıraktık, ‘Ulubatlı Hasan diye biri var mı yok mu?’ diye tartışıyoruz. Oysa rivayetin kaynağı olan Makarios’un kitabında her şey vardır da, surlara bayrak diktiği yoktur.


AKLI EVVEL BAYRAKLARI ULUBATLI’YA DİKTİRMİŞ

Aksine bayrağın, Ulubatlı Hasan şehit düştükten sonra “başka kulelerde savaşan askerler” tarafından dikildiği yazılıdır. Anlayacağınız, bir “akl-ı evvel” bayrakları Ulubatlı’ya diktirmiş ve bu yama, sorgulanmadan tekrarlanagelmiştir.

Hilafetin kaldırılmasının hikâyesi de benzer bir çarpıtma gayretinin izlerini taşır. Yok Halife Abdülmecid tahsisatının artırılmasını istemiş de, yok şatafatlı bir törenle cuma namazına gitmiş de, yok iktidarda gözü varmış da…

İNGİLİZLERİN BASKISIYLA HİLAFET KALDIRILDI

Artık İngiltere ve müttefiklerinin baskı ve zorlamaları yüzünden Hilafetin kaldırıldığını açıkça söyleyebilmeli, bunun çok isteniyorsa o günler için zorunlu olduğu, başka türlü bu devleti yaşatmayacakları itiraf edilmelidir ki, toplum da gerçekleri bilsin.

Central Florida Üniversitesi öğretim üyesi Hakan Özoğlu’nun ABD arşivlerinde bulduğu rapor, bir ABD diplomatının halifeliğin kaldıracağını Washington’a bizden önce öğrenip bildirdiğini ortaya koyuyor. Rapor Washington’a 25 Şubat 1924’te ulaşmıştı. Başka bir deyişle, Türkiye’deki insanların haberi olmadan bir hafta önce, Fransa ve ABD yetkilileri halifeliğin kalkacağını öğrenmişlerdi (“Aksiyon”, 13 Aralık 2010).

LOZAN’DAN BERİ BEKLİYORLAR

Bunun anlamı şudur: Batı dünyası Hilafetin kaldırılmasını Lozan’dan beri bekliyor ve istiyordu. Hilafetin kaldırıldığı haberini, dönemin 1. Ordu Müfettişi, yani Halife’nin yaşadığı İstanbul’dan sorumlu olan Karabekir Paşa’nın bile gazetelerden öğrendiğini söyleyeyim de, gerisini siz anlayın.

Halifeliğin kaldırılmasından sonra yapılan bu karikatürün alt yazısında “Darısı diğerlerinin başına” yazıyor.
İlk topta atılan Halife Abdülmecid. Diğer topların ucunda ise Patrikler ve haham var. Ancak Halifeye yeten güç, diğerlerine yetmedi.

MUHALEFET HİLAFET ARKASINDA ÖRGÜTLENMİŞTİ

Hakan Özoğlu’nun “Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası” (Kitap Yay., 2011) adlı kitabında ilginç bir analiz yer alıyor: Ankara, 1922’de Saltanatı kaldırmış ama Hilafete ve Osmanlı hanedanına dokunmaya cesaret edememişti. Çünkü Karabekir gibi muhalif paşalar, İstanbul basını, Osmanlı döneminden kalma siyasetçiler ile Osmanlı hanedanı, Hilafeti kendilerine siper yapmışlar, onun arkasından muhalefetlerini örgütlemeye çalışıyorlardı. Muhalefet cephesinin sindirilip bertaraf edilebilmesi için Hilafetin devreden çıkarılması gerekiyordu. Daha sonra tasfiye sırası nasıl olsa diğerlerine gelecekti.

KARABEKİR 1922’DE PLANI KENDİSİ ÖNLEDİ

Yazar, Ankara hükümeti 1922’de muhtemelen bütün Osmanlı hanedanını yurtdışına sürme hamlesini yapacak kadar kendine güvenmiyordu, diyor. Oysa Kâzım Karabekir, daha 1922’de Hilafetin Osmanlı hanedanından alınma planını kendisinin önlediğini yazmaktadır. Gerçi o, Mustafa Kemal’in Hilafeti kendi üzerine geçirmek niyetinde olduğunu da yazar ama konumuz bu değil. Önemli olan, 1922’de Ankara’nın Hilafeti, Osmanoğullarından koparmak için siyasî bir hamle yaptığı gerçeğidir.

ASIL HEDEF OSMANLI HANEDANLIĞI

Hakan Özoğlu’nun nihai hükmü, Ankara’nın Hilafeti, hanedan tehdidini bertaraf etmek için kaldırdığı şeklinde. Başka bir deyişle “Hilafetin lağvedilmesindeki asıl hedef, Halifenin kendisi değil, Osmanlı hanedanıdır.”

Ancak dış dinamiğin ihmal edilmemesi ve bu nedenle konunun daha geniş bir temele oturtulması gerektiğini düşünüyorum. Bence Hilafetin kaldırılması ve laikliğe gidiş, daha Lozan’da dayatılmış, Türkiye’nin kurulmasına bu şartla izin verilmişti. Bunun, Antlaşmaya ayrı bir madde halinde konulmamakla birlikte Osmanlı Devleti’nin eski Müslümanlar üzerindeki Hilafetten gelen ayrıcalık ve haklarının geri dönülmezcesine işgalcilere bırakıldığının açıklanması, Hilafetin bu yeni dönemde gündemde olmayacağının ipucuydu.

‘LOZAN SONRASI YENİ BİR ÇAĞ AÇILACAK’

Üzerinde Kral V. George’un 10 Ocak 1924 günü Avam Kamarası’na yaptığı belirtilen konuşmanın Türkiye’yi ilgilendiren paragrafında “Lozan onaylanır onaylanmaz yeni bir çağ açılacağı” söyleniyor.

Şimdi birileri köpürecek, biliyorum. Ancak sakin olmalarında yarar var. Zira önemli bir kişisel tanıklık ile ilk defa burada yayınlanacak bir resmi belgeye göz atmadan karar vermeseler iyi olur derim.

MACARİSTAN VE BULGARİSTAN’A AYRICALIK

Önce tanıklığa bir göz atalım:

Kâzım Karabekir, 16 Ağustos 1923 günü İsmet Paşa’ya, son zamanlarda hükümet çevrelerinden duymakta olduğu din aleyhindeki fikirlerin Lozan’dan geldiği kanaatinde olduğunu söyler. Ona göre Peygamber Efendimiz (sav) ve Kur’an hakkındaki “bu tehlikeli hava” Lozan’dan esmektedir. İsmet Paşa ona 1. Dünya Savaşı’nda Macarlar ve Bulgarlar da bizim gibi yenildikleri halde bağımsızlıklarına Hıristiyan oldukları için dokunulmadığını, bizimse sırf Müslüman olduğumuz için bağımsızlığımızın ortadan kaldırıldığı cevabını verir: “Biz kendi kuvvetimizle bağımsızlığımızı kazansak bile Müslüman kaldıkça sömürgeci devletlerin ve bu arada özellikle İngilizlerin daima aleyhimize olacaklarını, bağımsızlığımızın daima tehlike altında kalacağını anlattı.”

İSMET İNÖNÜ İTİRAF ETMİŞ OLUYOR

Yeterince açık değil mi? Böylece İsmet İnönü, Müslüman kimliğimizden uzaklaşma telkininin Lozan’da yapıldığını itiraf etmiş olur.

İngiliz Milli Arşivleri’nden (National Archives) bulduğum ve ilk kez burada yayınlanacak olan bir “gizli” belge, Lozan’ın Hilafetle bağlantısını net bir şekilde ortaya koyacak nitelikte. 10 Ocak 1924 tarihinde İngiltere Kralı V. George, Avam Kamarası’na yaptığı açış konuşmasında, Lozan’ı ilgilendiren bir kanun tasarısının derhal görüşülmek üzere Parlamentonun gündemine geleceğini belirttikten sonra şu çarpıcı cümleyi sarf eder:

BU TASARI KABUL EDİLİR EDİLMEZ

“Bu tasarı kabul edilir edilmez Lozan Antlaşması onaylanmış olacak ve YENİ BİR ÇAĞ AÇILACAKTIR.” (As soon as this Bill has been passed, the Treaty will be ratified, and a new era will open.) (CAB/23/46, s. 424)

Kral V. George, Lozan’ın kabul edilmesiyle İngiltere için “yeni bir çağ veya dönem” açılacağını söylerken ne demek istiyordu? Bu, Halifeden kurtuluşun bir tür müjdesi olarak yorumlanabilir mi? Net olarak bilmiyoruz. Ancak İngilizlerin, Lozan’ı onaylamak için Hilafetin kaldırılmasını bekledikleri ve Hilafetsiz bir dünyanın kendileri için “yeni bir çağ”ın açılması anlamına geleceğini düşündükleri açıktır.

TC HENÜZ TANINMIŞ BİR DEVLET DEĞİLDİ

Nitekim beklenen Lozan kanun tasarısı Avam Kamarası’nda Nisan 1924’te gündeme alınıp kabul edilmiş, Ağustos’ta diğer taraf devletler tarafından da onaylanarak 1924 Eylül’ünde Cemiyet-i Akvam tarafından tescillenmiştir. Bu demektir ki, Cumhuriyet’in ilk yılının dolmasına çok az bir süre kalmasına rağmenTC henüz tanınmış bir devlet değildi. Hilafet düğümü çözülünce tanınmalar da gelmeye başladı. Artık tasfiye operasyonları başlayabilirdi.