İsmailağa Camii İçinde İşlenen Cinayetler NİÇİN Araştırılmıyor?

Hrant Dink davasında kıyamet koparanlar, nedense Bayram Ali Öztürk cinayetinden hiç söz etmiyor. Geçtiğimiz sene Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’nde görev yapan Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına devredilen Bayram Ali Öztürk Hocaefendi cinayetinin çözümü noktasında somut hiçbir adımın atılmadığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında; Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy iddianamelerinde yer alan ve İsmailağa cemaatine sızmakla suçlanan sanıkların ifadelerinin dahi alınmadığı bildirildi.

Akit’e konuşan Bayram Ali Öztürk Hocaefendi’nin oğlu Mahmut Öztürk, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 yıldır yürütülen dosyanın Beşiktaş Adliyesi’ne 2011 yılının Şubat ayında gitmesine rağmen hiçbir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

“3 İDDİANAMEDE İSMAİLAĞA HEDEF ALINMIŞ”

Öztürk, Birinci Ergenekon iddianamesinde sanıkların İsmailağa cemaatine sızmaya çalıştığı, Balyoz Darbe Planı davasının delil klasörlerinde sanıkların İsmailağa cemaatine sızmak için askerî personel belirlediği, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının delil klasörlerinde “Cami cinayetlerinde tecrübeli” bilgi notu çıktığını, Balyoz Darbe Planı’nda hedef alınan camiler arasında İsmailağa’nın bulunduğunu hatırlattı.

BABAMIN DOSYASI DA AYNI SAVCILAR TARAFINDAN İNCELENMEKTE

Öztürk, “Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy iddianamelerinde İsmailağa’nın hedef alındığı açıkça görülüyor. Söz konusu iddianameler, Beşiktaş’ta bulunan savcılar tarafından yazılmıştır. Babamın dosyası da aynı savcılar tarafından incelenmektedir. İddianamelerde yer alan olayların hiçbirin araştırması yapılmadı” dedi.

SADECE EROL ÖLMEZ’İN İFADESİ ALINDI

Soruşturma kapsamında; Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in; Bayram Ali Öztürk cinayetine yönelik Akit’e yaptığı açıklamaların ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde ifadesi alınmıştı.  

Balyoz Darbe Planı’nın delil klasörlerinde, İsmailağa cemaatine sızmakla görevlendirilen askeri personelin isimlerinin bulunduğu belge yer alıyor.

Birinci Ergenekon iddianamesinde, Ergenekon sanıkları Erol Ölmez ve Kahraman Şahin in telefon görüşmeleri yer alıyor. Ölmez, Çarşamba’daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalıştığını anlatırken, “Soktunuz bizi, nöbete devam” diyor. 

ÖLMEZ KONUŞTU, DOSYA BEŞİKTAŞ ADLİYESİ’NE GÖNDERİLDİ

Ergenekon sanığı Erol Ölmez, 10-11 Şubat 2011 tarihinde Akit’e yaptığı açıklamalarda; Balat’ta bulunan Patrikhane’nin Çarşamba’daki İsmailağa cemaatinden rahatsız olduğunu, cemaatin yok edilmesi için Ergenekon’a müracaat ettiğini, Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Muratoğlu’nun bu talep doğrultusunda öldürüldüğünü söyledi. 

Soruşturmaya bakan Fatih Cumhuriyet Başsavcıvekili Mustafa Alıcıoğlu, söz konusu röportajın ardından İsmailağa Camii’nin yakınında bulunan esnafın tanık sıfatıyla ifadesini aldı ve tanıkların ifadesinin ardından dosyayı Beşiktaş’ta bulunan özel yetkili Cumhuriyet savcılarına devretti.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2006 yılından 2011 yılına kadar 2006/20.669 sayılı dosya numarasıyla yürütülen soruşturmanın, Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in, gazetemize yaptığı açıklamaların ardından 2011/4112 sayılı dosya numarasıyla ayrılmasına karar verildi. 

SAVCI SALİM DURAN’A DEVREDİLDİ

Bayram Ali Öztürk cinayeti soruşturması; 2011/431 sayılı dosya numarasıyla Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan’a devredildi. Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan’ın Yargıtay üyeliğine seçilmesinin ardından soruşturma dosyası, Ergenekon soruşturmasına bakan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız’a devredildi. Soruşturmanın; Cihan Kansız’dan, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Salim Duran’a devredildiği bildirildi.

Savcı Cihan Kansız, Erol Ölmez’in açıklamalarının ardından harekete geçmiş, Kansız’ın talimatıyla; Ergenekon Terör Örgütü davasında 22 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Erol Ölmez’in “Birinci Dereceden Şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınmıştı. Erol Ölmez, 2 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörlü Mücadele Şubesi’nde 4 saat 10 dakika sorgulanmıştı.

4 YILDA 3 SAVCI DEĞİŞTİ, KATİLİN TELEFON KAYITLARI İNCELENMEDİ

Cinayet ile ilgili soruşturmayı yürüten savcılığa teknik takip kayıtlarının ve belgelerin eksik iletildiği ortaya çıkmıştı. 3 savcı değişen soruşturmada, Bayram Ali Öztürk’ü katleden Mustafa Erdal’ın, cinayet öncesi kimlerle konuştuğu ve kimlerden emir aldığına yönelik telefon kayıtları incelenmedi. Cinayetin işlendiği İsmailağa Camii’nin çevresindeki dükkan ve Çarşamba Karakolu’nun güvenlik kamera kayıtlarına el konulmadı. Katil Mustafa Erdal’ın eşinin dahi ifadesi alınmadı.

Reklamlar

28 ŞUBAT DARBESİ

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Arka plan

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti olmuştur.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi’nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.
28 Şubat ortamı RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı iddia edilmektedir. Bu olaylar;
2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler[hangileri?] muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:
“ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ”
Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.
4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.
11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 Şubat kararları

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı.[8] 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 Şubat sonrası gelişmeler

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadi
13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.
21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.