Şuç Duyurusunda Bulunan 28 Şubat Mağduru 86 Kişi İfadeye Çağrılacak

28 Şubat darbesi mağduru Anadolu Halkını temsilen 86 kişinin adı emniyete bildirildi. Mağdurların ifadesi alınacak

28 Şubat post-modern darbesiyle ilgili soruşturmayı yürüten Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı, suç duyurusunda bulunan mağdurları dinleyecek.

Derbeye zemin hazırlayan olaylar kapsamında o dönemin aktörleri olarak bilinen Çevik Bir, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin gibi isimleri ifadeye çağıracak olan savcılık, 28 Şubat mağdurlarının isimlerinin bulunduğu 86 kişilik listeyi Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdi. Emniyet, listede yer alan isimleri pazartesi gününden itibaren ifade için davet edecek.

Aczimendiler ve Bekir Yıldız da mağdur

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığının emniyete gönderdiği listede, o dönem ordudan atılan askerler, cezaevinde bulunan Aczimendiler, HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ile Şevket Kazan, Şeref Malkoç, Kazım Arslan gibi isimler de yer alıyor. 28 Şubat sürecinde Sincan’da tankların yürüdüğü dönemde Belediye Başkanı olan Bekir Yıldız ile ‘Kudüs Gecesi’ni düzenleyen isimler de soruşturmanın mağduru olarak dinlenecek.

Darbecilerde ifadeye çağrılacak

Adli kaynaklardan alınan bilgiye göre, söz konusu listedeki sayının 200’ü aşması bekleniyor. Savcılığa suç duyurusunda bulunan isimler, Ankara Asayiş ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince ifadeye davet edilecek.

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 Şubat post-modern darbesi hakkındaki soruşturma kapsamında ele geçen delil, dilekçe, belge ve CD’lerin incelemesini büyük oranda tamamladı. Savcılığın 28 Şubat sürecinin aktörleri olarak bilinen dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, eski Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgenaral Erol Özkasnak, Batı Çalışma Grubu’nda yer alan subaylar, tarikat liderleri Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı, Sisi lakaplı Seyhan Soylu, Fadime Şahin ve bazı gazetecileri ifadeye çağıracağı belirtiliyor. 

TSK, Darbe Dönemi El Koyduğu Belgeleri Geri Veriyor

TSK, 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerinde el konan Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis arşivlerini, ilgili kurumlara iadeye hazırlanıyor. 12 Eylül 2012’ye kadar teslim edilecek arşivlerde Dersim ve 1915’te yaşanan olaylarla ilgili belgeler de yer alıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Cumhuriyet tarihinde yapılan askeri darbe dönemlerinde sivil kurumlardan alınan belgeleri iade etmek için çalışma başlattı. Bu çerçevede 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde el konulan arşivler ait olduğu kurumlara iade edilecek. Her iki darbe sonrasında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait arşivlerine el koymuş, binlerce belge ve fotoğraf ile film Genelkurmay arşivine taşınmıştı.

SON TARİH 12 EYLÜL
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in talimatı ile yaklaşık 1 aydır yürütülen tasnif ile Genelkurmay arşivindeki belgelerin hangi kurumlara ait olduğu belirleniyor. Bu çalışmanın yaz sonuna kadar sürmesi bekleniyor. Hedef ise belgeleri 12 Eylül 2012’den önce ait olduğu kurumlara göndermek. Söz konusu arşivlerde darbe dönemlerinin yanı sıra, Dersim ve 1915 olaylarıyla ilgili belgeler de bulunuyor. Genelkurmay, ilgili belgeleri iade ettikten sonra kendine ait arşivi de yeniden düzenleyerek dijital ortama aktaracak.

DARBE KOMİSYONU
Arşivlerin iadesiyle başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere, Başbakanlık ve TBMM’de askeri darbe öncesi ve sonrasında yaşananların perde arkası da ortaya çıkacak. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla TBMM’de kurulacak “Darbe Komisyonu” da belgeler üzerinden araştırma yapacak. AK Parti Grubu, önümüzdeki günlerde geriye dönük darbelerin, darbe mağdurlarının hak ve kayıplarının araştırılması için tüm partilerin temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon kurulması yönündeki önergeyi Meclis Başkanlığı’na sunacak.

DERSİM BELGELERİ
İade edilecek arşivler de Dersim ve 1915 olaylarıyla ilgili olarak çok sayıda belge ve fotoğraflar olduğu belirtiliyor. Çoğu Cumhurbaşkanlığı’na ait olan arşivden Köşk’e iadesinden sonra tarihçi ve araştırmacıların da yararlanması sağlanacak.

ARŞİV YENİLENECEK
Genelkurmay Başkanlığı, darbe döneminde el koyulan belgeleri ayıklayıp ilgili kurumlara iade ettikten sonra kendi arşivini de yeniden düzenleyecek. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan ekip tüm belge ve fotoğrafları yeniden tasniflendirecek. Her bir belgeye yaklaşık 30 alt kategoriye ayrılacak. Hasarlı belgeler onarılacak. Yenilenmesi yaklaşık 2 yılda tamamlanacak arşivlerden, 2014’ün sonunda tüm araştırmacılar yararlanabilecek.

28 Şubat Dizileri’nden Halka Balans Ayarı

Postmodern Darbe’ olarak anılan 28 Şubat döneminde askerler tarafından kurulan Batı Çalışma Grubu’nun “Süper Baba”, “Bizim Aile” ve “Yazlıkçılar” gibi dönemin sevilen televizyon dizilerini “psikolojik harekât” amacıyla kullanmak istediği ortaya çıktı. ergenekon davasında yargılama başladıktan sonra savcılık tarafından mahkemeye gönderilen ek delil klasörlerinde 28 Şubat’a ilişkin belgeler de yer aldı. Dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Orgeneral Çevik Bir imzasıyla 27 mayıs 1997’de Genelkurmay Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı’na gönderilen Batı Çalışma Grubu eylem Planı’nda “Batı eylem Planı” kapsamında alınması gereken önlemler anlatılıyor.

Belgede, “eylem Planı’nda alınacak tedbirler ile bu tedbirleri icra edecek komutanlıklar Başkanlıklar belirtilmiştir. Daha ast makamların temin edecekleri bilgiler ve icra edecekleri faaliyetler, planda görev verilen komutanlıklar/başkanlıklar tarafından ilgi esaslarına göre belirlenecek ve rapor edilecektir. Eylem planına dahil edilmesi uygun görülen faaliyetlerin Batı Kriz masası toplantılarında gündeme alınarak karara bağlanması sağlanacaktır” deniliyor.

4 MADDEDE ‘PSİKOLOJİK HAREKÂT’ ANLATILDI

“Gizli” ibareli belgenin ekinde ise 19 sayfa ve 32 maddeden oluşan “Batı Çalışma Grubu Eylem Planı” bulunuyor. Planın 21’inci maddesinde “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” nasıl kullanılacağı anlatılıyor. Belgede yapılması gerekenler 4 madde halinde şöyle sıralanıyor:

“a- Yayınlanması istenen konuları tespit etmek.
b- Bu konularda uygun senoryaları oluşturmak için yarışmalar düzenlemek.
c- Yapım için profesyonel şirketleri kullanmak.
d- Toplumun büyük bir kısmı tarafından ilgiyle izlenen yerli dizilerin (Süper Baba, Tatilciler, Bizim Aile vb) yapımcıları ile görüşerek konular arasına laiklikle ilgili temaların sokulmasını sağlamak.”

SÜREKLİLİK İSTENİYOR
Belgede bu konu hakkında icra makamı olarak Genelkurmay Genel Sekreterliği, Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlendirilirken, zaman hanesinde ise bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi isteniyor.

‘DEVLET VE ÖZEL TV’LERİ KULLANIN’
19 sayfa ve 32 maddeden oluşan eylem planında, “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” kullanılması isteniyor. Ve bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi gerektiği dile getiriliyor.

YAPIMCILAR NE DEDİ?

‘BÖYLE BİR TALEP OLMADI’
Umur Bugay (Bizimkiler dizisi, yapımcı senarist): Bizimkiler dizisi zaten laik insanların etrafında geçen bir diziydi. Hiç öyle laiklik, irtica tehlikesi gibi konuları zaten işlemedik. O konulara girmediğimiz gibi bize öyle bir istek, talep gelmedi. Ben hatırlamıyorum.

‘DİZİDE HERKESE EŞİT DURMAYA ÇALIŞTIK’

Şevket Altuğ (Süper Baba dizisi, yapımcı oyuncu): Hiç alakası yok. Dışardan bir konu, senaryo müdahalesi olmadı. Ben hem dizinin başrol oyuncusu hem yapımcısıydım. Hem müdahale olmadı hem de biz o tür siyasi konuları dizide konu etmedik. Bizim herkese saygımız var, herkese eşit durmaya çalıştık.

‘DİZİYE BİR DİREKTİF GELMEDİ’
Orhan Oğuz (Süper Baba dizisi yönetmeni 1997): Öyle bir istek gelmedi, senaryoda da o konularla ilgili bir şey çektiğimizi hatırlamıyorum. Dizi zaten özlenen aile yapısını, temiz aşkı konu alan günlük hayat koşuşturması içinde yaşlılar, büyükler küçüklerle ilgili saygı-sevgiyi işleyen bir konuya sahipti. Zaten devletten yana bir korumacı yanı görülebilirdi. Bize bir istek, senaryoda değişiklik,

‘KİMSEDEN TELKİN ALMADIM’
Osman Sınav (Süper Baba dizisi yönetmeni 1994-1996): Ben hayatımda böyle bir telkin veya istek almadım. Süper Baba’yı çekerken de ne öyle irtica tehlikesi konusu ne de laiklik vurgusuyla ilgili bir senaryo veya telkin gelmedi. Ben çektiğim başka dizilerin içinde güncel hayata veya siyasete ilişkin konular çektim ama tamamen kendim istediğim için.

SÜPER BABA
Süper Baba dizisi, 1993-1997 yılları arasında yayınlandı. Başrollerde Şevket Altuğ, Sümer Tilmaç, Jülide Kural, Şevval Sam ve Bennu Yıldırımlar’ın yer aldığı dizide üç çocuklu boşanmış bir baba olan Fikret Aksu’nun (Şevket Altuğ) çocuklarıyla olan ilişkileri ve aşkları anlatılıyordu. Dizide Fikret, Çengelköy’de yaşayan, sabit bir işi olmayan yardımsever bir insandı. Yapımcılığını Şevket Altuğ’un üstlendiği, senaristliğini Sulhi Dölek’in yaptığı dizinin yönetmeni ise Osman Sınav’dı.

BİZİM AİLE
Bizim Aile, 1995 yapımı ve en uzun soluklu dizilerden biriydi. Dizinin yönetmenliğini Sema Okay yaparken senaryosunu ise Civan Canova yazmıştı.

YAZLIKÇILAR
YazlıkÇılar Bizimkiler dizisinin “Tatilciler” versiyonuydu. Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Yalçın Yelence’nin yaptığı dizi 1993-2002 yılları arasında yayınlandı.

“28 Şubat’ın Çözülen Kodları”

Post-modern darbe diye adlandırılan olayların perde arkasında neler yaşandı? Kimler neden, nasıl bu hareketi sürdürdü?

Üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen azalsa da hala idari, hukuki ve toplumsal izlerini koruyan sürecin yıldönümündeyiz. Tarih 28 Şubat 1997’yi gösterirken bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli hareket başladı. Bu süreçte yaşananlar herkesin malumu. Peki bu post-modern darbe diye adlandırılan olayların perde arkasında neler yaşandı? Kimler neden, nasıl bu hareketi sürdürdü?

İşte geçtiğimiz hafta yayınlanan ‘28 Şubat’ın Çözülen Kodları’ isimli kitabıyla gündemde olan gazeteci-yazar Aslan Değirmenci Değirmenci’nin verdiği özel röportaj:

Öncelikle 28 Şubat hakkında neler söylemek istersiniz?

Dayatılan resmi ideoloji, TSK başta olmak üzere devletin bütün gücü ile desteklenirken, tehdit kapsamına giren ideoloji yani, inanç ve etnik kimlik baskı altına alınmıştır. Seküler, kavmiyetçi, devletçi, ılımlı yelpaze tarafından da bu süreç desteklenmiştir. Seçimle iktidara gelme ümidi olmayan partiler,medya ve tabiî ki kendini devletin gerçek sahibi olarak gören Encümen-i Daniş tarafından da ‘örtüsüz darbe 28 Şubat’a katkı sunulmuştur. Anadolu sermayesinin büyümesi önlemek için ise ekonomi çevreleri devreye sokulmuştur. Küçük tasarruf sahiplerinin yalnız başlarına yapamadıkları yatırımları, birikimlerini biraraya getirerek realize etmek isteyenlerin üzerinden silindir gibi geçtiler.Yükselen Anadolu uyanışının önünü kestiler.

Son 1,5 yıldır yaptığım araştırmalar neticesinde ulaştığım yaklaşık 300 belge var. Bunların büyük kısmına kitapta yer verdim. Belgeleri incelediğimde yıllardır istihbarat paylaşımı konusunda aralarında sorun olduğu gündeme getirilen TSK, MİT ve Emniyet’in 1995 yılından itibaren birlikte hareket ederek dindarları teknik takibe aldıklarını gördüm. Yani söz konusu dindarlar olunca 3 kurum istihbarat kardeşliği yapmış. Yaşanan istihbarat zafiyetleri yüzünden yıllardır terörle mücadele konusunda başarısızlıkla suçlanan 3 kurumun koordine içinde dindarların ev ve iş telefonlarını dinlemeleri manidardır. Kurumların asli görevleri vatandaşların rahat etmesini sağlamak iken millete karşı el birliğiile savaş ilan etmişler.

CESUR SAVCILAR ARIYORUM

Peki, bu kitabı yazmanızdaki amaç nedir?

Bir korku imparatorluğu yaratmaya çalışanlar hakkında ne zaman suç duyurusunda bulunulsa, ‘deliller yetersiz’ denilerek incelemenin ötesine geçilemedi. Derken Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı bazı şikâyet ve başvurular üzerine 28 Şubat süreciyle ilgili soruşturma başlattı. Dönemin komutanlarına ifade yolu gözükmüşken bende, delil arayan savcılara 28 Şubat’a zemin hazırlayan ‘Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG)illegal faaliyetlerini hatırlatıp; bu da yetmezse hazırlanması muhtemel olan iddianameye yüzlerce belge ile katkıda bulunmak istedim.

Israrla delilar ayanlara; BÇG’nin fişleme metotlarını gösterip; STK’lar, İl Genel Meclis Üyeleri, Belediye Meclis Üyeleri, SiyasiParti İl / İlçe teşkilatları yönetim kadroları, Yerel TV, Radyo, gazete vedergilerin nasıl kafese alındığını, dindar bir Tümamiral’in hayatının nasıl karartıldığını belgeleriyle gözler önüne serdim. İrtica paranoyası ile üretilen yapay korkuların nasıl darbe gerekçesi haline getirilerek, camilerin kontrol altına alındığını ve özel işletmelerde bulunan ajanlardan nasıl faydalanıldığını belgeleri ile kanıtlamak istedim. BÇG’nin raporlama sistemini irdeleyip, dindar subay ve astsubayların takibi için oluşturulan özel istihbarat şebekesini dedeşifre etmeyi unutmadım. Öte yandan karanlık günlerin tanığı ve mağdurlarının verdikleri destekle belgeleri değerlendirip karanlık dönemin kodlarını çözmeye çalıştım. Şimdi söz cesur savcılarda… Sanırım bu kadar sebep kitabı yazmam için yeterlidir.

TÜMAMİRAL’İ BİLE FİŞLEMİŞLER

Fişleme belgelerinde sizin dikkatinizi çekenler neler? İlginç fişlemeler var mı?

Elbette çok ilginç fişlemeler var. Emekli Tümamiral G.K.’ye ait kişisel bilgilerin yer aldığı bir belge var. Belgede, emekli komutanın fişlendiği görülüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görev yaptığı sürece emekli amiralin dini vecibeleri yerine getirdiği belirtiliyor. Amiralin 1991 yılında erken emekli edildiği belirtilen belgede, G.K’nın komutanlara kırgın olduğunun altı çiziliyor. Amiralin yakın çevresi ile yaptığı görüşmelere yer verilen belgede, emekli komutanın hedefinin Milli Savunma Bakanı olmak olduğu belirtiliyor. Ailesi olan ilişkilerinin de takipedildiği anlaşılan belgede, emekli komutanın eşiyle yaşadığı sorunların bile kayıt altına alındığı görülüyor. Emekli olduktan çok sonra Amiralin, Zaman gazetesine verdiği söyleşi bile sakıncalı olarak fişlendiği görülüyor. Yine söz konusu komutanın siyasi tutumu vetoplum içersindeki davranışlarının da gözlem altına alındığı bildiriliyor. Bu Allah’tan revamıdır. Bu nasıl bir paranoyadır.

 

fisleme1.jpg

 

YAZICIOĞLU İLE BAKAN GÜZEL’İ İZLEMİŞLER

Yine İmam Hatip Lisesinde Milli Güvenlik Dersine başörtülü öğrencilerin alınmamasını protesto eden Mazlumder üyelerinin de fişlendiği, dernek ve vakıfların düzenledikleri sosyal etkinliklerin mercek altına alındığı görüyoruz.BBP’nin merhum Genel BaşkanıMuhsin Yazıcıoğlu’nun da, Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin cenazesine katıldığıiçin fişlendiği, eski Bakanlardan Hasan Celal Güzel’in de cuntacılar tarafındanadım adım takip edildiğini skandal raporlarda görüyoruz. İnanın bu belgeleriincelediğim günden bugüne uykularım kaçtı. Fişleme çizelgeleri gözümüm önünegeldikçe ihanetin boyutu gecem ile gündüzümü karıştırdı.

İŞTE ZULMÜN BELGESİ

Tüm belgeleri kitabınızda yayınladınız mı, bizimle paylaşmak istediğiniz başka bir belge var mı?

Olur tabi.. İsth. ve İKK. Ş.Md. Tarafından “İrticai faaliyetlere katılan personel” başlıklı emir… Emir incelendiğinde dindar subay ve astsubayların takibi için özel istihbarat şebekesi oluşturulduğunu görüyoruz. Bu emir ile sözde irticai faaliyetlere katılan personelin takibi için birlik komutanlıklarının harekete geçmesi ve tedbirlerin alınması isteniyor. Bu kapsamda birlik içinde güvenilir subay ve astsubaylardan oluşan istihbarat şebekesinin tesis edilmesi istenen belgede, kışlada bulunan mescit ve camilerin kontrol altına alınması talep ediliyor. Ziyaret ve ziyaretçilerin devamlı kontrol edilmesi istenen emir belgesinde, “Çağdaş olmayan kıyafetler personelin lojmanlar, orduevleri, askeri gazinolar ve misafirhanelere girmelerine, servisaraçlarından istifade etmelerine müsaade edilmeyecektir” deniliyor.

 

belge2.20120228171445.jpg

 

belge3.20120228171621.jpg

 

Belgede ayrıca fişlemeleri yapacak kurumların işlerini kolaylaştırmak için dindar subayların tanımı ve ortak özellikleri çıkartılmış. Gelin o maddelere göz atalım:

1- Dini kuralları her ortamda yerine getirme gayretindedirler,

2- Mesai saatlerini,dini gerekleri yerine getirecek şekilde değiştirme çabasındadırlar,

3- Ast üst münasebetlerinden ziyade birbirlerine karşı daha saygılıdırlar ve destek olurlar.

4- Sosyal faaliyetlere katılmamakta ve katıldıkları takdirde eşlerini, çocuklarını getirmemektedirler.

5- Eşleri ve çocukları tesettürlülerdir.

6- Aile çevreleri dar olup, görüştükleri kişiler mahtud ve kendi görüşlerine yakın kişilerdir.

7- Çocuklarını özel okul veya lojmanların yakınındaki okullara göndermekten çekinirler. Çoğunlukla bu zihniyetteki kadrolu özel okul veya imam hatip okullarına gönderirler.

8- Toplantılar da erkek veya bayan ayrı oturmakta ve erkekler kadınlar ile tokalaşmamaktadır.

9- Düğün, sünnet, bir başarıyı kutlama gibi olaylarda, dini toplantılar düzenlemek gayretindedirler. Bu toplantıları cazip hale getirmek için şeyh, şıh veya tanınmış kişi gayreti vardır.

İnanması zor ama bunu TSKyapmış. Bu zulmün belgesidir. Bu savcılar için aranan bir delil belgesidir.

‘MEDYA’YA SİPARİŞ 20 MANŞET

Bunların dışında malum medyaile birlikte hareket edildiği süreçler var. 28 Şubat sürecinde, silahlı kuvvetlerin emir eri gibi yayın yapan gazetelerin yayın yönetmenlerinin paşalardan brifing alarak attıkları manşetleri unutmuş değiliz. Ancak şimdiyekadar derin TSK ile derin medya arasındaki ilişkiyi belgeleyememiştik. Ancak onun belgesi de deşifre olmuş durumda. 28 Şubat dönemine ait Genelkurmay Raporu’nda Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya servis edilerek yayınlatıldığı ifade ediliyor. Tam bir skandal… Nerede kaldı özgür-bağımsız medya…

Hani bugünlerde sıkıştıklarında demokrasiyi hatırlayan medya var ya işte onların TSK ile işbirliği bu belgede: Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesine ait olan raporda,Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. Hatta raporun sonuç bölümünde apoletli medyaya verilen ve yayınlatılmasının sağlandığının haber sayısının 20 olduğu bile raporda belirtiliyor. Demek ki neymiş bugün Ergenekon’a lobi desteği vermekten çekinmeyen medya dün de askerin emir ve talimatları doğrultusunda postmodern darbenin içinde yer almış. Utanç tablosu. Acınacak bir durum.

DARBE TEHDİDİ BİTMEDİ!

Peki, bugün ne yapılmalı sizce?

Elbette önce hesap sorulmalı. Hukuka aykırı bir şekilde kişisel verileri kayıt altına alan, eğitim hakkını engelleyen, haksız olarak yakalama ve tutuklanmalara sebep olacak ortamı hazırlayan, cebir ve tehdit kullanarak hükümetin görevlerini yapmasını engelleyen ve hükümeti ortadan kaldırmaya çalışanlar yargı önüne çıkartılmalıdır. İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kuvvet Komutanları ve dönemin Bürokratları ile medya ve Encümen-i Daniş üyeleri hesap vermelidir. Yasalarda suç olarak belirtilen fiiller, hiyerarşik yapı içindeki kişiler tarafından görev algısı ile yerine getiriliyor. İşte bugün devam eden Islak imza, Balyoz ve internet andıcı soruşturmaları buna en iyi örnektir. Bazı askerler soruşturma ve yargılamaları sırasında, suçlamalar karşısında şaşırarak, görevleri olduğu için bu fiilleri yaptıklarını belirtiyorlar. Savunmalar dikkatlice incelenerek, atıf yapılan mevzuat darbelere dayanak yapılamayacak şekilde değiştirilmelidir. Darbeci geleneğin önlenebilmesi için; hiyerarşik yapı, yani emir komuta zinciri içindeifa edilen eylemler yargı önünde hesap verirken, hiyerarşik yapı dışındaki cuntacı yapılanma da, iddia makamı ile birlikte devletin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından ortaya çıkarılmalı ve Silahlı Kuvvetlerin içindekiuzantıları da yargı önüne çıkarılmalıdır. Çünkü; Darbe tehdidi devam etmektedir. Darbeci kadrolar ve yasal riskler aynen duruyor. Konjonktür müsaitolduğunda militarizm kendini gösterecektir.

 

belge4.20120228171759.jpg

belge5.20120228172002.jpg

ŞİMDİ SİVİL ANAYASA ZAMANI

28 Şubatçılar yargı önüne çıkınca sorun bitecek mi?

Hayır, tabii ki sorun bitmeyecek. TBMM’de daha fazla zaman kaybetmeden yeni bir anayasa yapmalıdır. Anayasada resmi ideoloji, değişmez maddeler ve laiklik ilkesi bulunmamalı, ana dilde eğitim imkânı sağlanmalı, temel insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmamalı, vatandaşın anayasal sıfatı olmamalıdır. Devlet iktidarı karşısında insanı esas alıp, insan haklarını güvence altına almalıdır. Herkes, insan onurundan kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilmez hak ve özgürlüklere sahiptir. Anayasa’da kesinlikle devletin temel görevinin bireylerin güvenliklerini sağlamak olduğu belirtilmelidir.Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı, Milli Güvenlik Kurulu anayasal kurum olmaktançıkarılmalıdır. Hatta dış savunma haricindeki tüm güvenlik birimleri İçişleri Bakanlığı’na bağlanmalıdır. Devrim Kanunlarına da Yeni Anayasada asla yer verilmemelidir. Partilerin siyaset yapmasını zorlaştıran yasaklar kaldırılmalı, devletin hiçbir ayırım gözetmeksizin herkese eşit davranacağı birmetin yazılmalıdır. Bu metin yazılırsa darbecilerin eli kolu bağlanır. Bir toplumu kafese almak isteyenler, kafese alınır. “Sivil Anayasa”ya karşı çıkanlar tüm darbelerin muhafızlardır. Artık bu muhafızların değil toplumun istekleri dikkate alınmalıdır.

ASLAN DEĞİRMENCİ KİMDİR?

Aslan Değirmenci, TürkiyeYazarlar Birliği’nin 2008 Yılı “Yılın Yazar, Fikir Adamları ve Sanatçıları” ödül töreninde “Basın-Haber” dalında yılıngazetecisi ödülüne layık görüldü. Aslan Değirmenci, 5 yıl Akit Gazetesi AnkaraBürosunda aktif görev aldı. Haftalık yayınlanan ‘Özgün Duruş Gazetesi’nde GenelYayın Yönetmeliği görevinde de bulunan Değirmenci’nin, “Kürt SorunundaYeni Dönem” adlı kitabı 2009 yılında ‘Vadi Yayınları’, “Tanıkları,mağdurlarıyla bir zihniyet kodlaması: 12 Eylül” kitabı ise 2011’de ‘ÇıraYayınları’ tarafından yayınlandı. Aslan Değirmenci, şuanda Milat GazetesiAnkara Temsilciliği görevini yürütmekte… Son günlerde ise Değirmenci, Çıra Yayınlarıtarafından yayınlanan ‘28 Şubat’ın Çözülen Kodları’ isimli kitabı ile gündemde.

Star

28 ŞUBAT DARBESİ

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Arka plan

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti olmuştur.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi’nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.
28 Şubat ortamı RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı iddia edilmektedir. Bu olaylar;
2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler[hangileri?] muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:
“ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ”
Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.
4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.
11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 Şubat kararları

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı.[8] 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 Şubat sonrası gelişmeler

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadi
13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.
21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.