İBDA’nın Başörtüsü İlanı 28 ŞUBATÇILARI Rahatsız Etmiş


 

10 Mayıs 1999 tarihli AKİT GAZETESİ’nde, «İBDA»’nın yayınlanan ilanın da şöyle deniyor:

 

(MERVE’LER DİKDURUN 1999 KURTULUŞ YILINIZ)

Söz konusu ilan ise 28 Şubat savunucusu Prof. Dr. NUR SERTEL tarafından şöyle değerlendirilmişti:

“(Kılık-kıyafetin bireysel bir tercih olduğu ve türbanla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, üniversitelere girmenin ya da devlet memuru olmanın engellenmesinin demokrasi ile bağdaşmayacağına ilişkin siyasal islamcı söylemlerin ne derece inandırıcı olduğu uzun zamandır tartışıla gelmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başı örtülü olarak girmenin bireysel bir tercih olmanın çok ötesinde anlam taşıdığı açıktır. Amaç, siyasal islamın bayrağı olan türbanı ve onun temsil ettiği radikal islamcı görüşleri Meclis’e taşımak ve ardından da üniversitelerdeki ve devlet memuriyetindeki türban yasaklarını kaldırmaktır.

Kamuoyunda bu konuda oluşan tepkinin yersiz olmadığı, türbana ve onu Millet Meclisi’ne taşımak isteyenlere sahip çıkan kesimlerin niteliği ile giderek daha da açıklığa kavuşmaktadır.

Bunun en somut kanıtlarını yine islamcı medyanın yayın organlarında görmek mümkündür.
Federatif yapılı bir islam devletinin kurulması amacıyla faaliyet gösteren İBDA-C (İslami Büyükdoğu Akıncılar Cephesi) Merve Kavakçı’ya sahip çıkan örgütler arasında yer almaktadır. İBDA-C’nin, bir islamcı gazeteye verdiği ilanla “Merveler dik durun, 1999 kurtuluş yılınız” ifadesini kullanması, türbanın basit bir kıyafet tercihi olmanın çok ötesinde anlam taşıdığını ortaya koymaktadır.

 

Prof. Dr. NUR SERTEL, Türban ve Türk Kadını, Cumhuriyet Gazetesi, 13.5.1999 )

Reklamlar

Patrikhane’den Ergenekon’a Rica: İSMAİLAĞA’yi Yok Edin

ETÖ SANIĞI EROL ÖLMEZ’DEN AKİT’E DEHŞET İFŞAATLAR PATRİKHANEDEN ERGENEKON’A RİCA:

Silahlı eğitim aldınız mı? Cemaatlere sızmakla suçlanıyorsunuz?

– 6 ay eğitim gördüm. Benim görevim cemaat ve tarikatçılarla beraber olmaktı. Arapça ve Kur’an’ı çok iyi bilmem gerektiği söylendi ve bir eğitmen tarafından Arapça ve Kur’an’ı öğrendim. Cemaat ve tarikatçıların konuşmasını, yaşantısını, hayatını bilmek için cemaat ve tarikatçı gibi yaşamak lazım. Cemaatlere sızacak kişilere Arapça ve Kur’an öğretilir. Namaz kılmak, cemaat üyeleri gibi davranmak, sakal bırakmak ve cübbe giymek dersi verilir. Ben 1 ay sakalımı kesmeyeyim, onlara benzerim. Bu işin özel eğitimini alıyorsunuz.Önce Nakşibendi tarikatına girdim. Sakal da bıraktım, cübbe de giydim. Her şey oldu. İsmailağa cemaatine de girdim, çıktım ama caminin içine değil. Caminin içinde ve dışında kamera var. Ne işim var caminin içinde dışında? Niye kendimi fotoğraf edeyim. Dışı bana yeter. Caminin dışına çıkan insanlar bana yeter, esnaflar yeter…

 

İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca katledildi…

 

– Patrikhane, İsmailağa cemaatinden rahatsız… İsmailağa çok önemlidir. İsmailağa içerisinde cinayetler oldu. Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca… Bunlar niye öldü? Para davasından… Aslında yok… İsmailağa cemaati çok farklıdır. Patrikhane, İsmailağa cemaatinin buradan kaldırılmasını istiyor, Ergenekon’a müracaat ediyor, ‘Bunları buradan kaldırın, bunları yok edin’ diyor. Bunun için kaynak, para ve güç veriyor. Ergenekon, bu görevi Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu’nun istihbaratına veriyor, bana veriyor. Patrikhane, İsmailağa cemaati üyelerinin oturduğu yerlerden kalkmasını mı istiyor? Arazileri mi almak istiyor?- Tabii ki.. Komple…
================

 

ETÖ SANIĞI EROL ÖLMEZ’DEN AKİT’E DEHŞET İFŞAATLAR

 

Erol Ölmez, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında 26 Ocak 2008 tarihinde tutuklandı, 19 Ekim 2009 tarihinde tahliye oldu. Silivri’de 20 ay tutuklu kaldı.Erol Ölmez, Fatih Çarşamba’daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalışan ekibin arasında yer aldığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Gözaltına alındığında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan sorgulamasında, Ergenekon Terör Örgütü yapılanması hakkında ciddi bilgiler vermedi. Erol Ölmez, tahliyesinden dört ay sonra Türk basınında ilk kez gazetemize konuştu ve Ergenekon yapılanması hakkında şok edici bilgiler verdi. Erol Ölmez; Muhsin Yazıcıoğlu’nu susturma toplantısında alınan kararları, Ergenekon Terör Örgütü’nün silahlı eğitim yaptığı yerleri, İsmailağa cemaatine sızma girişimlerini, Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca cinayetlerinin arkasındaki kişileri, Ergenekon’un yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladığı eylemleri açıkladı. ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na 9 Temmuz 2008 tarihinde gerçekleşen saldırı kapsamında da ifadesi alınan Ölmez, saldırıyı gerçekleştiren kişilerle bağlantısını detaylı bir şekilde anlattı. İşte Erol Ölmez’in sorularımıza verdiği cevaplar:

 

YAZICIOĞLU’NUSUSTURMA TOPLANTISI DİKMEN’DE YAPILMIŞ!

 

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘suikast’ sonucu hayatını kaybettiğini iddia ettiniz. Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakır, tanık sıfatıyla ifadenizi aldı. Tanık ifadenizde, Çerkez Ali ve bir milletvekiliyle toplantı yaptığınızı, Muhsin Yazıcıoğlu’nu susturmak için karar aldığınızı açıkladınız. Bu toplantı nerede gerçekleşti?..

 

– Toplantı Ankara Dikmen’de oldu. Toplantıya katılan Çerkez Ali çok güçlü bir devlet adamıdır. Kontrgerillanın yapılandırılmasında yer almıştır. Çerkez Ali’nin yaptıkları asla sorgulanmamıştır. Kendisi şu an hâlâ aktiftir. Asker kökenlidir. Hiç kimse hesap soramaz. Özel yetkilere sahiptir. Kimse Çerkez Ali’nin ne amaçta olduğunu ve ne yaptığını bilemez. Çerkez Ali ile yaşadığım, ortak hareket ettiğim yaşananlar ne varsa, her şeyi açıklayacağım… 2007 yılında bir otelin lobisinde toplandık. Çerkez Ali kod adlı kişi ile ben ve şu an milletvekili olan şahısla, Muhsin Yazıcıoğlu’nun susturulması için toplandık. 10 milyon dolar para teklif edildi.“ELİNDEKİ BİLGİLERİ SAVCI ÖZ’E SUNACAKTI”

 

Otelin ismi neydi?

 

– Bu otelin adını vermem. Çerkez Ali, otel kayıtlarını da aldı. Bütün kayıtları da aldık. Muhsin Yazıcıoğlu çok şey biliyordu. Aynı zamanda elindeki bilgi ve belgeleri yavaş yavaş Savcı Zekeriya Öz’e sunacaktı. Yazıcıoğlu hedefteki adamdı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü tesadüflerle dolu değildir. Zaten planlanmıştı, bu bir gerçek. Helikopter düşmese, kafasına sıkacaklardı veya zehirleyeceklerdi.

 

Toplantıda, Muhsin Yazıcıoğlu hakkında ne karar aldınız?

 

– Biz bu kararı aldık. 10 milyon doların zaten dörtte biri geldi. Bu para ismini vermek istemediğim milletvekili tarafından geldi. Şu anda milletvekili… Muhsin Yazıcıoğlu, Ergenekon bağlantılarını biliyor, Ergenekon içerisindeki yapılanmayı biliyor. Müthiş bilgilere sahipti. Helikopter düştüğü zaman, Muhsin Yazıcıoğlu’nun günlüğü nerede? 2007’de Muhsin Yazıcıoğlu’nun cep telefonu numarası bende mevcuttu. Kendisine uyarı yaptık ve konuştuk. Ciddiyete almadı. Kendine çok güveniyordu.Muhsin Yazıcıoğlu’nun susturulması, Ergenekon’un silahlı kanadı olan Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu’na teklif edildi. Bu ordu, Ergenekon’un silahlı istihbarat kanadıdır. Ergenekon beyninin silahlı ve aynı zamanda istihbarat kanadıdır. Ergenekon yapılanması hâlâ aktiftir. Ergenekon yapılanmasının şu an içerideki olanların dışında, dışarıdaki olanlar da çok güçlü isimlerdir. Onlar alınmaya başladığı zaman zangır zangır bu ülke sallanmaya başlar. Arkada Amerika ve İsrail’in gücü var bu insanlarda. Ama askerî kanadın tek beyni Çerkez Ali’dir. Eğitim ondan geçer, her şey ondan geçer.

 

‘ERGENEKON, 11 KİŞİLİK KONSEYDEN OLUŞUR’

 

ETÖ’nün olmadığı iddia ediliyor…

 

– Ergenekon yapılanması nasıl yok denilir… Ergenekon 11 kişilik konseyden kurulmuştur. Bu konseyde işadamları vardır. Konseyde üç işadamı var. Bu işadamları, gündemde olan, tanınan insanlardır. Bütün paralar bu kişilere aktarılmıştır. Bu kişiler kimdir? Üç işadamından birinin ismini vereceğim. Mesela, az daha batmakta olan, tam iflasın eşiğine gelen, sıkıntıya girdiğinde yetişen Çerkez Ali’den aldığı yüklü parayla hayatına yön veren, Ergenekon’un parasını çalıştıran kişi Mehmet Emin Karamehmet’tir.Bu 11 kişilik konseyin isimleri bilinmiyor. Hiçbir kayıtları yok. Varlık ve yokluk arasındadır. Ergenekon’un postası olarak aralarında bulunan insanım. Kimin ne olduğunu biliyorum. Mehmet Emin Karamehmet bu yapılanmanın içerisindedir. Hasan Kundakçı ve Alaaddin Parmaksız araştırılsın. Mesela Çerkez Ali, konseyin ikinci adamıdır. Askerî kanadın beynidir, ikinci adamdır. Çerkez Ali, Ergenekon’un iki numaralı ismidir. Şu an İstanbul’da yaşıyor. Hangi taşı kaldırırsanız kaldırın, taşın altından asker çıkar. Asker işadamını da kaldırır, Başbakanı da…Ergenekon çok güçlü bir yapılanma… Ergenekon’un bir numarası 10 kişilik konseyi toplar, hepsinden her şeyi alır, aktarır ve gider. Ahtapot düşünün, ahtapotun kolları her yerde var. Misyonerlikte bile vardır. 1997 yılında Ergenekon yapılanması için harekete geçildi, 1998’de konsey kuruldu.SİLAHLI EĞİTİM DÜZCE VE KUMBURGAZ’DA YAPILMIŞ

 

Ergenekon, silahlı eğitim yapar mıydı?

 

– Hendek ve Adapazarı arasında kalan Düzce’de silahlı eğitim verilirdi. Silah, atış, talim verildi. 400 kişiye komutanlık yaptım. Ergenekon silahlı ve istihbarat eğitimini Düzce’de alıyordu. Hem Düzce, hem de şu an Kumburgaz taraflarında bir yer daha vardı. Kumburgaz’daki yer tam askeri alandı. Ağaçlık alandı, askeri eğitim alanı. Girişinde de şöyle yazar: Özel eğitim alanı… Kumburgaz’a giderken sol tarafta kalıyor.“İLKER BAŞBUĞ’UN YAVERİ DERNEĞİMİZE GELİRDİ”

 

– Askerle ilişkiniz nasıldı?

 

Örneğin Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde İlker Başbuğ’un yaveri Kuva-i Milliye Derneği’ne devamlı gelip giderdi, yanımızda otururdu, giderdi. İlker Başbuğ sözünü tutmadı, korktu. Bazen bizi savundu, bazen de hem savunuyormuş gibi gösterdi ama savunmadı. İlker Başbuğ içeridekileri sattı…

 

‘Silivri’dekiler kullanılmış insanlar’

 

Silivri’de tutuklu bulunan kişiler Ergenekon’un şemasının neresinde?..

 

– İçeridekiler (Silivri’de tutuklu bulunanlar) Ergenekon yapılanmasını bırakın, Ergenekon tarafından kullanılmış insanlardır. Ergenekon’un esas beyni dışarıda… Alabiliyorsa ve gücü yetiyorsa, gitsin Hasan Kundakçı’yı sorgulasın? Vatansever Güçbirliği’nde Hasan Kundakçı’nın ne işi vardı? Alaaddin Parmaksız’ın Ergenekon yapılanmasında ne işin vardı? Niye bu insanları almadılar? Bu iki isim, tepedeki yapılanmanın bir altındaki isimler… 11 kişilik konseyin bir altındaki isimler… İçeride olanlar Ergenekon’un en altında… Veli Küçük’ler Ergenekon gücünün içinde yer almayanlar… O kaleye girememiş onlar. O kalenin içindeki insanlar, bunları kullanıyor. Bunlar kullanılmış insanlar. 11 kişilik konseyin içine giremez bunlar… Bunlar ancak, sen komutansın, sana bu görev veriliyor. ‘Sen bunu yapacaksın. Şunu şunu yap’ dendiğinde o da yapıyor. Vatan, millet, Sakarya… Yolu da açılıyor.

Röportaj: Kenan Kıran, 10.02.2011 Akit Gazetesi

“Madımak’ın sorumlusu derin güçler”

Başörtüsü eylemleri, yurdun çeşitli yerlerinde bu hafta da gerçekleşti. Sakarya ve Akyazı’da gerçekleşen eylemlerde, “Madımak’ta yangını derin güçler çıkarıp, Müslümanları suçladı” denildi. Akyazı Adalet ve Özgürlükler Platformu, mücadelelerine kadınların sorunları çözülene kadar devam edeceklerini açıkladı.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu’nun 340. hafta basın açıklamasını Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şubesi’nden Bahaeddin Kuruoğlu okudu. Bu haftaki basın açıklamasında Sivas olaylarına değinen Kuruoğlu, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas ilinin merkezinde bulunan Madımak Oteli’nde konferans adı altında Rabbimize ve Peygamberimize açıkça küfürler edilmiş, Müslüman insanlara karşı ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir. Bu derece açık bir tahrike karşı dahi duyarlı ve Müslüman Sivas halkı tepki gösterme adına sadece otelin çevresini kuşatmış, en ufak bir taşkınlık belirtisi göstermemiştir. Derin güçlerce bu durum kabullenilememiş, karışıklık çıkarılması adına sergilenen davranışlarda daha da ileri gidilmiştir. 

Çıkarılan bir yangın sonrasında otelde bulunan birçok kişi ölmüş, suçu da etrafta toplanan birkaç insana yıkmaya çalışmışlardır” dedi. Kuruoğlu, Sivas olaylarının dava sürecine de değinerek, “Dava tam 19 yıldan beri sürmekte, hiçbir delil olmadan içerde yatan insanlarsa zulüm görmeye ve potansiyel suçlu ilan edilmeye devam edilmektedir. Bu konuyu gündeme getirmekteki maksadımız şudur; son günlerde malum çevre tarafından Sivas olayları davası sulandırılmakta, masumluğunun aksi yönünde hiçbir kanıt olmayan insanlar ömür boyu hapse mahkûm edilmeye çalışılmaktadır. Davanın zamanaşımından düşeceği, zanlı olarak addedilen insanların bir gün bile hapis yatmadan tahliye olacakları dile getirilmektedir. Gerçekleri saptırma adına sergilenen bu tutumu şiddetle kınıyor, gerçekleri görme adına bu kadar kör olmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Akyazı Adalet ve Özgürlükler Platformu adına Mazlumder sözcüsü İrfan Alemdar da 266. basın açıklamasında başörtülü kadınların 28 Şubat sürecinde birçok zorlukla karşılaştığını ve hala bu zorlukların bir kısmının devam ettiğini belirtti. Alemdar, “28 Şubat sürecinde darbe politikaları ve cunta örgütleriyle birlikte inançlı insanları laiklik karşıtı diyerek devletin tüm kademelerinden uzaklaştırıp ardından sorgulayarak haklarında suç isnat ettiler. Bu topraklar üzerinde yaşayan Müslüman halkı irticacı diyerek potansiyel suçlu ilan ettiler” dedi. 
Alemdar, “Kabus dolu günleri insanlara reva gören oligarşik düzenin şımarık medyazadeler, sermayezadeler, paşazadeler, politikacızadeler, rektörzadeler ve bürokratzadelerin yaptıklarının hesabı sorulmalı, adil bir şekilde yargılanmalı işledikleri suçlara göre de cezalarını çekmelidirler” şeklinde konuştu. Alemdar, sergiledikleri mücadeleye ilişkin ise, “Ülkemizde ve tüm dünyadaki kadınlar üzerindeki zulümler, tecavüzler, işkenceler, yasaklar ve esaretler bitene kadar mücadelemiz devam edecektir” dedi.

Yeni Akit

INTERPOL GÜLSEVEN YAŞER İÇİN ERGENEKON BİLGİSİ İSTEDİ


 

12. Ağır Ceza Mahkemesi: Ergenekon 4 silahlı ve ölümle sonuçlanan eyleme imza attı. 13 silahlı eylem hazırlığı engellendi. Yüklüce bir cephaneliği ele geçirildi. 17 bin 400 kişiyi fişledi.

ERGENEKON silahlı terör örgütü iddiasıyla sürdürülen soruşturma kapsamında ÇEV yöneticileriyle ilgili yargılamayı yapan özel yetkili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, firari sanık Gülseven Yaşer’in İnterpol tarafından Kırmızı Bültenle aranması için Ergenekon’un fotoğrafını çekti. Yaşer için 2010 yılında Kırmızı Bülten çıkarılması kararı veren 12. Ağır Ceza Mahkemesi, İnterpol’ün bir türlü harekete geçmemesi ve her seferinde değişik sorular göndererek süreci uzatması üzerine İnterpol’e somut örneklerle Ergenekon’u anlatan bir yazı gönderdi. 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu imzalı yazıda, Ergenekon’un eylemleri, eylem planları ve cephanelikleri tek tek anlatıldı.

Geciktirmek için bin bir taktik

İstanbul 12 Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon sanığı eski ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer’in ABD Houston Başkonsolosluğumuzca adresi tespit edildikten sonra oğlu H.K.Yaşer’e ait elektrik faturası ibraz edilerek ABD’li makamlardan iadesini istedi. Ancak ABD İnterpol’ün şüphelilerin yakanlanmasını geciktirmek için bin bir taktik uyguladığı ve iki yıl önce hakkında yakalama kararı çıkartılan Gülseven Yaşer için daha yeni yanıt verdiği anlaşıldı.

3 aydır yine cevap verilmedi

Daha önce gönderilen sorulara verilen cevapları yeterli bulmayan İnterpol’ün üç ay önce yeniden soru gönderdiği ortaya çıktı. Yaşer’in neden tutuklanmak istendiğine yönelik soruları ise12. Ağır Ceza Mahkemesi somut suçlamaların olduğu uzun bir liste hazırlayarak İnterpol Genel Sekreterliği’ne gönderdi. Aradan üç ay geçmesinme rağmen yine İnterpol’den herhangi bir yanıt gelmemesi ise dikkat çekti.

Ergenekon 4 kez silahlı eylem yaptı

Mahkeme Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu’nun imzasıyla İnterpol’e gönderilen Gülseven Yaşer ile ilgili dosyada Ergenekon örgütünün sorumlu olduğu ölüm ve yaralama eylemleri tek tek sırlandı. İşte İnterpol’e giden yazıdaki Ergenekon’la ilgili yaptığı tespitler:

– 17 Mayıs 2007 tarihinde sanık avukat Alparslan Aslan tarfından Danıştay’a yapılan silahlı saldırıda Danıştay 2. Dairesi Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetmiş, aynı dairenin başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç ve Ahmet Çobanoğlu ağır bir şekilde yaralanmıştır.

– 5 – 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesi’nin İstanbul’daki binasına 3 kez el bombası atılmıştır. Bu eylem Ergenekon silahlı terör örgütünün talimatıyla Ergenekon davası sanıkları Alparslan Aslan, Osman Yıldırım, Tekin İrsi ve İsmail Sağır’a yaptırılmıştır.

298 silah, 23 law silahı 85 el bombası bulundu

Bugüne kadar yapılan Ergenekon soruşturmaları neticesinde bazıları sanıkların üzerinde, bazıları gömdükleri yerlerde 298 adet silah, 23 adet LAW silahı, 85 adet el bombası, 2 bin 200 gram patlayıcı madde, 63 adet bomba düzeneği, 47 bin 500 fişek ele geçirildi.

13 kanlı eylem planı engellendi

Ergenekon’un hazırladığı ancak uygulama aşamasına geçmeden deşifre edildiği iddia edilen suikast ve saldırı planları:

– 2007 yılı içinde Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’a saldırı hazırlığı

– 2007 yılı içinde Diyabakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e yönelik suikast hazırlığı

– DTP Milletvekili Sebehat Tuncel’e suikast hazırlığı

– DTP Milletvekili Ahmet Türk’e silahlı suikast hazırlığı

– Sivas Ermeni Cemaati Lideri Minas Durmaz Güler’e suikast hazırlığı

– Türkiye Ermenileri Patriği Mesrop Mutafyan’a suikast hazırlığı

– Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a yönelik silahlı suikast hazırlığı

– Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e yönelik suikast hazırlığı

– Ankara’da Optimum alışveriş merkezini bombalama hazırlığı

– Rahmi Koç Müzesine 300 öğrenciyi öldürmeye yönelik eylem planı

– Yargıtay mensuplarına yönelik suikast hazırlığı

 -İzmir’de bulunan NATO tesislerine yönelik saldırı hazırlığı

– 2007 yılı içinde yazar Fehmi Koru’ya yönelik silahlı saldırı hazırlığı yapılan soruşturmalarla engellendi.

17 bin 400 kişiye mezhepsel fişleme

Bütün bunlarla birlikte devlet sırrı sayılabilecek çok sayıda belge ve bilgi ele geçirildi. Belgelere göre 17 bin 400 şahsın ırki kökenleri, siyasi, felsefi görüşleri ve mezhepsel-dini aidiyetlerine göre fişlendiği ve özel hayatlarına ait belgelerin hukuka aykırı olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır.

Bağlantılı olduğu terör örgütleri

İnterpol’e gönderilen yazıda “PKK terör örgütünün sanıklar Doğu Perinçek ile Yalçın Küçük tarafından yönlendirildiğini ve iki örgüt arasında köprü görevi gördüğü anlaşılmıştır” denilirken, Ergenekon’un DHKP/C ve Hizbut-Tahrir ile de bağlantıları anlatıldı.

HAKLARINDA KIRMIZI BÜLTEN OLAN 160 sanık iade edilmiyor

Avrupa ülkerleri bugüne kadar Türkiye’nin iadesini istediği ve haklarında kırmızı bültenle arama talebinde bulunduğu sanıklardan neredeyse hiç birine olumlu yanıt vermedi. Son 10 yıl içinde haklarında kırmızı bülten çıkartılıp iade edilen sanık sayı ise sadece 10. Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı Ergenekon davasının firari sanıkları Bedrettin Dalan, Gülseven Yaşer, Mustafa Bakıcı ve Turhan Çömez başta olmak üzere 160 üst düzey terör suçlusu Avrupa’da yaşıyor. Aranan sanıklarla ilgili delil dosyasıyla birlikte  Avrupa’daki adreslerini de ilgili ülkeye gönderen Türkiye’nin, bugüne kadar hiçbir talebi işleme konulmadığı gibi sürecin uzaltıması için defalarca yazışmalar yaptırılıyor ve bir çoğuna da cevap verilmiyor. İadesi istenen ancak verilmeyen sanıklar arasında PKK yöneticileri ile birlikte İmar Bankası yolsuzluğunun ardından ülkeden kaçan Uzan ailesi de bulunuyor.

 

Star

Hilal Kaplan’dan Nazlı Ilıcak’a “Jonglör Prenses” Benzetmesi

Hilal Kaplan
09 Mart 2012 Cuma

Birisi konjonktür mü dedi?

“Evrenspor” yazısı ve ardından ödediği bedellerle, 28 Şubat süreci ve sonrasındaki duruşuyla Nazlı Ilıcak, geniş toplum kesimlerinin takdirini kazanmış bir yazardı. Ancak son dönemdeki söylemleri pek çok okuru gibi beni de kaygılandırıp hayal kırıklığına uğrattığından “Aydın Doğan haklı çıktı” yazısını kâleme alma ihtiyacı duydum. O yazıda kendisinin de yalanlayamadığı bazı meslekî ve fikrî tutarsızlıklarını göstermem üzerine -cevap veremeyeceğinden olsa gerek- “abla nasihatleri” vermeyi uygun görmüş sağolsun.

Nasihatlerinden faydalanmak isterdim fakat Ilıcak’ın benimsediği bakış açısı benimkiyle pek uyuşmuyor doğrusu. Yazısında, ne hikmetse kimsenin bugünlerde ağzından düşürmediği şeref, namus gibi kelimelerle bir yol tarifi yapıyor ama bu yolun nihai amacını “kalıcı olmak” olarak tanımlıyor.

Her yazar bir şekilde kalıcı olmayı arzu eder belki. Lâkin benim kalıcı olmaktan anladığım ömrü hayatımı bir gazete köşesine vakfedip, ne pahasına olursa olsun o köşeyi muhafaza etmek değil; çeşitli iktidar oyunları sebebiyle köşemi kaybetsem bile birileri tarafından hayırla yâd edilmektir.

Böyle olunca da konjonktüre göre hangisi uygunsa o çevrelerle yakınlaşıp bir “ilişki jonglörü” gibi davranmıyorum haliyle. Hem ODA TV’ye yakın çevrelerle hem de Gülen Hareketi’yle yan yana durmak için çabalamıyorum mesela. Ya da hakkımda “Şıllık” başlığıyla köşe yazmış birisinin (bkz: Tuncay Özkan) programına ertesi yıl konuk olacak kadar ‘engin hoşgörü’ sahibi olamıyorum. Veya bir yazar hakkında Başbakan’dan himmet beklemeyi onaylayan bir tavrı da içime sindirmiyorum. Hatta milletvekili olduğum dönemde sayısız soru önergesi verip şaibeli işlerini ortaya dökmeye çalıştığım, eşime iftira attığını, oğlumun gazetesini kapatmasına sebep olduğunu söylediğim bir iş adamının yıllar sonra onu öven ve ‘temize çeken’ bir çalışanı haline de gelmiyorum. Dedim ya Ilıcak’la “ilkeli olmak”tan anladıklarımız farklı galiba…

Makyavel bile kendisiyle tanışsa yazdıklarını bir kenara bırakıp öğrencisi olur, ‘konjonktürel ahlâkı’ anlattığı kitabının adını da “Prenses” koyardı bence. Anlayacağınız Ilıcak’ın nasihatlerinden istifade edemedim. Ama hiç olmazsa “konjonktürel değil ilkesel” davranmaktan bahseden Ilıcak’ı küçük bir zaman yolculuğuna çıkarabilirim.

“Aydın’dan Aydın Bey’e” çıkan yol…

Aşağıda 28 Şubat zulmünden muzdarip pek çok yazara kapılarını sonuna kadar açmış olan bu gazetede, 12.06.2001 tarihinde, Nazlı Ilıcak’ın kâleminden çıkan, “Aydın’ın tefi ve Yalan Yasası” başlığıyla yayınlanan köşe yazısını bulacaksınız:

“Kalemşoru muhatap almam doğru olmaz da, acaba Aydın Doğan’ın kendisi kabili hitap mı diye çok düşündüm.

İstanbul cemiyet hayatına ayak attığı ilk günden beri tanırım Doğan ailesini. Önceleri, Güngör Uras’ın sık kullandığı tâbirle “Saf ve bâkir bir Anadolu çocuğu idi” Aydın. Eşi Sema da, basma entarili, takunyalı, üzerine Gümüşhane’nin havası sinmiş, çekingen, az konuşan çok dinleyen bir kadıncağızdı. Ya ilkokul, ya da ortaokul mezunuydu. Bu yüzden haddini bilir, “Ali topu at, Ayşe sen tut”u aşan ve entelektüel birikim isteyen konulara girmezdi. Aydın da o günlerde egosunu bastırmayı başarmıştı; dönemin basın patronlarına, Kemal Ilıcak’a veyahut Erol Simavi’ye aşırı saygılıydı. Bakmayın bugünlerde “Kemal Ilıcak’a yardım ettim” diye gerinip dolaşmasına, o günlerde, büyüklerin çevresine pek sokulamazdı.

Evimize davet ettiğimizde, çok sevinmişti. Ama bana ilk söylediği cümleyi hiç unutamam: “İnsan, sizin evi görünce komünist olur!”

Bu sözler, onun karakter yapısını da sergiliyordu. “Allah, ağız tadıyla oturmayı nasip etsin” demek yerine, ilk aklına gelen, haseti çağrıştıran yukarıdaki kelimelerdi…

Aydın–Sema çifti, zaman içinde rafine oldular; giyim kuşamları, ikramları değişti. Mamafih zaman zaman “kırmızı smokinli adamın” durumuna düşmediler değil. Ama çevre, bu aykırılığı görmezden geldi. Ne de olsa, paranın hâkim olduğu bir dünyada yaşıyorduk.

***

Bir vali Numan varmış. Van valisi. Sadrazam’a yağ çekmek için yazdığı mektubun altına şu imzayı atmış: “Hakipayeniz, def-i hacetiniz, Valiyi Van; Numan”

Bizim Babıali’de de, cemiyette de, “Van valisi Numan” gibilerine rastlamak mümkün. Onların, sizi yükselttiği mertebede, “Küçük dağları ben yarattım” psikolojisine kapılmak da mümkün. Ama bizim gibiler, insanları doğru terazide tartar.

(…)

Kemal Ilıcak’a iftira

Aydın, rahmetli olmuş Kemal Ilıcak’a da dil uzatıyor: “Haram para” vs, diyebiliyor. Gitsin, Kemal Ilıcak’ı, onunla beraber çalışan mesai arkadaşlarından, Rauf Tamer’den, Güneri Civaoğlu’ndan, Yavuz Donat’tan, Necmi Tanyolaç’tan, Taha Akyol’dan, yüzlerce isimsiz Babıâli emekçisinden dinlesin.

Kemal Ilıcak, yıllarca beraberce çalıştığı arkadaşlarını Aydın gibi habersizce kapıya koymadı.

Gidip, mafya ile işbirliği tescilli bir Korkmaz Yiğit’e değerinin kat kat üzerinde (350 milyon dolar) gazetesini, içindeki yazarlarıyla birlikte –daha önce yalanlamasına rağmen- gizlice satma teşebbüsüne geçmedi.

Kemal Ilıcak, Abdi İpekçi gibi mesleğin duayeni bir basın mensubunun cinayetiyle ilgili olarak, ifade vermeğe de davet edilmedi.

Babasından sonra oğluna…

Kemal Ilıcak, rekabetten kurtulmak amacıyla, müteşebbis bir gencin gazetesinin dağıtımını durdurmadı. (…) [Mehmet Ali Ilıcak] hakkındaki iddialardan da beraat etti. Aydın’ın aksine gayretlerine, Milliyet, Hürriyet, Posta, Gözcü gibi yayınların manşetlerini ve köşe yazılarını Mehmet Ali’nin yargısız infazına ayırmalarına rağmen, yargı, beraat kararı verdi.

(…)

Hangi ülkede bir kişi, hem ulusal 2 televizyonun, hem gazetelerin, hem de bir bankanın sahibi. Aynı zamanda kamu ihalelerine giriyor.

Tek bir örnek dahi veremiyorsun.

Sana bir tef göndereceğim Aydın. Belki sadece tef çalarsın da şu millet biraz rahat eder.”

“Aydın’dan, Aydın Bey’e” çıkan yol, Ilıcak için sancılı olacak. “Bizim gibiler, insanları doğru terazide tartar” diyen Ilıcak’ı çok özleyeceğim. Yolu açık olsun.

28 Şubat Dizileri’nden Halka Balans Ayarı

Postmodern Darbe’ olarak anılan 28 Şubat döneminde askerler tarafından kurulan Batı Çalışma Grubu’nun “Süper Baba”, “Bizim Aile” ve “Yazlıkçılar” gibi dönemin sevilen televizyon dizilerini “psikolojik harekât” amacıyla kullanmak istediği ortaya çıktı. ergenekon davasında yargılama başladıktan sonra savcılık tarafından mahkemeye gönderilen ek delil klasörlerinde 28 Şubat’a ilişkin belgeler de yer aldı. Dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Orgeneral Çevik Bir imzasıyla 27 mayıs 1997’de Genelkurmay Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı’na gönderilen Batı Çalışma Grubu eylem Planı’nda “Batı eylem Planı” kapsamında alınması gereken önlemler anlatılıyor.

Belgede, “eylem Planı’nda alınacak tedbirler ile bu tedbirleri icra edecek komutanlıklar Başkanlıklar belirtilmiştir. Daha ast makamların temin edecekleri bilgiler ve icra edecekleri faaliyetler, planda görev verilen komutanlıklar/başkanlıklar tarafından ilgi esaslarına göre belirlenecek ve rapor edilecektir. Eylem planına dahil edilmesi uygun görülen faaliyetlerin Batı Kriz masası toplantılarında gündeme alınarak karara bağlanması sağlanacaktır” deniliyor.

4 MADDEDE ‘PSİKOLOJİK HAREKÂT’ ANLATILDI

“Gizli” ibareli belgenin ekinde ise 19 sayfa ve 32 maddeden oluşan “Batı Çalışma Grubu Eylem Planı” bulunuyor. Planın 21’inci maddesinde “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” nasıl kullanılacağı anlatılıyor. Belgede yapılması gerekenler 4 madde halinde şöyle sıralanıyor:

“a- Yayınlanması istenen konuları tespit etmek.
b- Bu konularda uygun senoryaları oluşturmak için yarışmalar düzenlemek.
c- Yapım için profesyonel şirketleri kullanmak.
d- Toplumun büyük bir kısmı tarafından ilgiyle izlenen yerli dizilerin (Süper Baba, Tatilciler, Bizim Aile vb) yapımcıları ile görüşerek konular arasına laiklikle ilgili temaların sokulmasını sağlamak.”

SÜREKLİLİK İSTENİYOR
Belgede bu konu hakkında icra makamı olarak Genelkurmay Genel Sekreterliği, Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlendirilirken, zaman hanesinde ise bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi isteniyor.

‘DEVLET VE ÖZEL TV’LERİ KULLANIN’
19 sayfa ve 32 maddeden oluşan eylem planında, “devlet televizyonları ve özel televizyonların psikolojik harekât maksadıyla” kullanılması isteniyor. Ve bu konunun “sürekli” olarak devam ettirilmesi gerektiği dile getiriliyor.

YAPIMCILAR NE DEDİ?

‘BÖYLE BİR TALEP OLMADI’
Umur Bugay (Bizimkiler dizisi, yapımcı senarist): Bizimkiler dizisi zaten laik insanların etrafında geçen bir diziydi. Hiç öyle laiklik, irtica tehlikesi gibi konuları zaten işlemedik. O konulara girmediğimiz gibi bize öyle bir istek, talep gelmedi. Ben hatırlamıyorum.

‘DİZİDE HERKESE EŞİT DURMAYA ÇALIŞTIK’

Şevket Altuğ (Süper Baba dizisi, yapımcı oyuncu): Hiç alakası yok. Dışardan bir konu, senaryo müdahalesi olmadı. Ben hem dizinin başrol oyuncusu hem yapımcısıydım. Hem müdahale olmadı hem de biz o tür siyasi konuları dizide konu etmedik. Bizim herkese saygımız var, herkese eşit durmaya çalıştık.

‘DİZİYE BİR DİREKTİF GELMEDİ’
Orhan Oğuz (Süper Baba dizisi yönetmeni 1997): Öyle bir istek gelmedi, senaryoda da o konularla ilgili bir şey çektiğimizi hatırlamıyorum. Dizi zaten özlenen aile yapısını, temiz aşkı konu alan günlük hayat koşuşturması içinde yaşlılar, büyükler küçüklerle ilgili saygı-sevgiyi işleyen bir konuya sahipti. Zaten devletten yana bir korumacı yanı görülebilirdi. Bize bir istek, senaryoda değişiklik,

‘KİMSEDEN TELKİN ALMADIM’
Osman Sınav (Süper Baba dizisi yönetmeni 1994-1996): Ben hayatımda böyle bir telkin veya istek almadım. Süper Baba’yı çekerken de ne öyle irtica tehlikesi konusu ne de laiklik vurgusuyla ilgili bir senaryo veya telkin gelmedi. Ben çektiğim başka dizilerin içinde güncel hayata veya siyasete ilişkin konular çektim ama tamamen kendim istediğim için.

SÜPER BABA
Süper Baba dizisi, 1993-1997 yılları arasında yayınlandı. Başrollerde Şevket Altuğ, Sümer Tilmaç, Jülide Kural, Şevval Sam ve Bennu Yıldırımlar’ın yer aldığı dizide üç çocuklu boşanmış bir baba olan Fikret Aksu’nun (Şevket Altuğ) çocuklarıyla olan ilişkileri ve aşkları anlatılıyordu. Dizide Fikret, Çengelköy’de yaşayan, sabit bir işi olmayan yardımsever bir insandı. Yapımcılığını Şevket Altuğ’un üstlendiği, senaristliğini Sulhi Dölek’in yaptığı dizinin yönetmeni ise Osman Sınav’dı.

BİZİM AİLE
Bizim Aile, 1995 yapımı ve en uzun soluklu dizilerden biriydi. Dizinin yönetmenliğini Sema Okay yaparken senaryosunu ise Civan Canova yazmıştı.

YAZLIKÇILAR
YazlıkÇılar Bizimkiler dizisinin “Tatilciler” versiyonuydu. Yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını Yalçın Yelence’nin yaptığı dizi 1993-2002 yılları arasında yayınlandı.

Sabancı ve Hablemitoğlu Ergenekon’un, Psikolojik Harekat PERİNÇEK’in İşi

Birinci Ergenekon davasının 215. duruşmasına ‘Gizli Tanık Kıskaç’ın ifadeleri damgasını vurdu.

Birinci Ergenekon davasının 215. duruşmasında dinlenilen gizli tanık,Hablemitoğlu ve Sabancı suikastlerinde Veli Küçük’ün rolü olduğunu öne sürdü.

Gizli Tanık Kıskaç, ikinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz’ün kendisine, “Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip Hablemitoğlu’nu öldürdüm, parayı aldım. Patron benim, jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz” dediğini öne sürdü.

GÖRÜNTÜSÜ BOZUK OLARAK VERİLDİ

Gizli tanık ayrıca mahkemeye Sabancı suikastiyle ilgili bilgilerin bulunduğunu söylediği bir flaş belleği de sundu.

29’u tutuklu 108 sanıklı Birinci Ergenekon Davası’nın 215. duruşması ‘Gizli Tanık Kıskaç’ın ifadesinin alınmasıyla devam ediyor. Duruşmanın öğleden önceki oturumunda gizli tanığın sesinin salonda tam olarak anlaşılmaması üzerine sorunun giderilmesi için duruşmaya ara verilmişti. Duruşma başladığında ise gizli tanığın sesinin salona normal olarak ancak görüntüsünün yine bozuk olarak verildiği görüldü.

SABANCI SUİKASTİ

Sabancı suikastinin basit bir olay olmadığını kırılma noktası olduğunu savunan ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Veli Küçük’ü herkes tanır, Veli’yi herkes bilir. Hatta Özdemir Sabancı suikastinin olduğu dönemde Sabancı Center Güvenlik Müdürlüğü’nü emekli Tümgeneral Ömer Pehlivanoğlu yapıyordu. Ömer Pehlivanoğlu, Veli Küçük’ün arkadaşıdır. Bu generale karşı kimse bir şey yapmadı” dedi. Gizli tanık ayrıca mahkemeye Sabancı suikastiyle ilgili bilgilerin bulunduğunu söylediği bir flaş belleği de sundu.

“KAÇAN TERÖRİSTLER VELİ KÜÇÜK’ÜN BÖLGESİNE GİTTİ”

Veli Küçük’ün bir dönem Giresun Jandarma Komutanı olarak görev yaptığına dikkat çeken Gizli Tanık Kıskaç, Sivas kırsalında çatışmadan kaçan teröristlerin, Veli Küçük’ün görev yaptığı bölgelere gittiğini öne sürdü. Küçük’ün Giresun Jandarma Bölge Komutanı olarak göreve başladığında nüfuzunu kullanarak Sivas İmranlı İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Menderes Güçlü’yü Giresun Şebinkarahisar Bölük Komutanlığı’na getirdiğini iddia eden ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Orada da zamanla teröristler çıktı” dedi. Gizli tanık, PKK’ya en büyük desteği Alman Gizli Servis Teşkilatı’nın (BND) verdiğini öne sürerek, “Hatta birçok komutanı Almanya’ya kendim yolcu ettim” diye konuştu.

“HABLEMİTOĞLU CİNAYETİNİ İTİRAF ETTİ”

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz’ün kendisini tehdit ettiğini, Gürbüz ile mahkemelik olduklarını söyleyen ‘Gizli Tanık Kıskaç’,“Gürbüz’ün Antalya Kuvay-i Milliye Derneği üyesi olduğunu öğrendim. Ben cezaevindeyken Gürbüz’ün yeğeni Şerife Gürbüz bana amcasının Hablemitoğlu cinayetini işlediğini söyledi” şeklinde konuştu. Daha sonra Osman Gürbüz ile Merter’de Mc Donalds’ta görüştüğünü dile getiren gizli tanık, “Kendisine, Şerife Gürbüz’ün, ‘Osman Gürbüz Necip’e sıktı’ dediğini hatırlattım. Osman Gürbüz, “Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip’i öldürdüm, parayı aldım. Patron benim, Jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz. Bunun dışında 2 bin adamım var” dedi. Osman Gürbüz’ün itiraflarını Merter’de Mc Donalds’ın kameraları tarafından çekildiğini belirten Kıskaç, kayıtları İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiğini ancak hiçbir işlem yapılmadığını kaydetti.

“DEMİREL’İN KORUMASI BENİ ARADI”

Tehdit nedeniyle Osman Gürbüz ile davalık olduklarını hatırlatan ‘Gizli Tanık Kıskaç’, davayı geri çekmesi için Kuvay-i Milliye Derneği‘nin Antalya Şubesi sorumlusu olan Ali Pur‘un kendisini aradığını kaydetti. Pur’un eski İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın okul arkadaşı olmasının yanı sıra Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de eski koruması olduğuna dikkat çeken Kıskaç, Pur’un sıklıkla kendisini arayarak davayı geri çekmesini istediğini öne sürdü.

GÜRBÜZ VELİ KÜÇÜK‘ÜN ADAMI” İDDİASI

Emekli asker Aziz Ergen’den Veli Küçük’le görüşmek için talepte bulunduğunu söyleyen Kıskaç, 22 Nisan 2006 günü Çamlıca Kız Lisesi’nde Veli Küçük’le görüştüğünü iddia etti. Söz konusu toplantıya davanın tutuklu sanığı Oktay Yıldırım’ın da katıldığını öne süren ‘Gizli Tanık Kıskaç’, “Ben o zaman Çamlıca gişelerinden kaçak geçiş yaptım. Kayıtlarda da vardır. Toplantının ardından Veli Küçük’e Osman Gürbüz’ü anlattım. Küçük de bana, ‘Osman Gürbüz bizim adamımız’ dedi. Veli Küçük ve Osman Gürbüz, Necip Hablemitoğlucinayetinin ardından yollarını ayırmış” ifadelerini kullandı.

“KARADAĞ, 13 BİN KİŞİLİK ‘HAİN’ LİSTESİNİ ÇALDIRDI”

Davanın tutuklu sanığı emekli Albay Fikri Karadağ ile Osman Gürbüz olayı vesilesi ile tanıştığını dile getiren Gizli Tanık Kıskaç, Karadağ’a, Gürbüz’ü kastederek ‘Bu itirafçı teröristin aranızda işi ne?’ dediğini aktardı. Kıskaç, ilerleyen günlerde Karadağ’ın kendisini telefonla arayarak uçakla İstanbul’a geleceğini söylediğini dile getirdi. Karadağ ile evinin yakınındaki bir pastanede oturduklarını anlatan Kıskaç, “Karadağ bana arabada çantasındaki 13 bin kişilik hain listesini gösterdi. Daha sonra eve gitmek için arabasının yanına gittiğimizde listenin çanta ile birlikte çalındığını gördük. Daha sonra karakola giderek şikayette bulunduk. Çanta bulundu ancak içi boştu” şeklinde konuştu.

PSİKOLOJİK HAREKAT PERİNÇEK’İN SANATIDIR

Gizli tanık, ”Psikolojik harekat Doğu Perinçek’in sanatıdır. Perinçek, Kıbrıs Harekatı sırasında Türk Ordusu’na ‘işgalci’, Rauf Denktaş’a da ‘faşist’ dedi. Şimdi kendisi neden sıçrıyor?” diye konuştu.

Duruşmaya, tutuklu sanıklar Hayrettin Ertekin, Ergün Poyraz, Sedat Peker ile duruşmalardan men cezası verilen İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Bedirhan Şinal, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Özkan Kurt, Osman Yıldırım ve Özkan Kurt ise gelmedi.

Tutuksuz sanıklar Güler Kömürcü Öztürk ve Nusret Senem’in de hazır bulunduğu duruşmaya, tutuklu sanık Alparslan Aslan’ın terlikle geldiği gözlendi.

REDDİ HAKİM TALEBİ

Duruşmada söz alan sanık Doğu Perinçek’in avukatı Mehmet Cengiz, müvekkiline 16, Perinçek’in diğer avukatı Hasan Basri Özbey’e de esas hakkındaki savunma aşamasına kadar duruşmalardan men edilmesi kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu savundu. Cengiz, mahkemenin bu kararlardan geri dönmesini talep etti.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ise taleplerin yazılı olarak verilmesini istedi. Avukat Cengiz de, ‘‘Gerekçemi şifahi olarak söylememe izin vermiyorsunuz, savunma hakkımın elimden alındığı gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulunuyorum” dedi.

Bunun üzerine mahkeme heyeti, talepleri karara bağlamak üzere duruşmaya ara verdi.

Verilen aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Doğu Perinçek ile avukatı Hasan Basri Özbey’e verilen duruşmalardan men cezasının yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle talepleri reddetti. Mahkeme heyeti, sanık avukatının reddi hakim talebinin de usule aykırı olduğu gerekçesiyle reddini kararlaştırdı.

Karar üzerine avukat Mehmet Cengiz ile bazı sanıkların avukatları duruşma salonunu terk etti. İzleyicilerin bu tutumu alkışlaması üzerine de, Mahkeme Başkanı Özese, alkışlayan izleyicileri salondan çıkarttırdı.

Bu sırada, tutuklu sanık Alparslan Aslan’ın babası Mahkeme Başkanı Özese’ye hitaben, ”Oğluma çoraplarımı vermek istiyorum. Çıplak ayak ve terlikle getirmişler salona” dedi. Mahkeme Başkanı Özese de, ”Sizin duruşmaya müdahale hakkınız yok. Talebinizi yazılı olarak iletiniz” dedi.

İsmailağa Camii İçinde İşlenen Cinayetler NİÇİN Araştırılmıyor?

Hrant Dink davasında kıyamet koparanlar, nedense Bayram Ali Öztürk cinayetinden hiç söz etmiyor. Geçtiğimiz sene Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’nde görev yapan Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına devredilen Bayram Ali Öztürk Hocaefendi cinayetinin çözümü noktasında somut hiçbir adımın atılmadığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında; Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy iddianamelerinde yer alan ve İsmailağa cemaatine sızmakla suçlanan sanıkların ifadelerinin dahi alınmadığı bildirildi.

Akit’e konuşan Bayram Ali Öztürk Hocaefendi’nin oğlu Mahmut Öztürk, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 yıldır yürütülen dosyanın Beşiktaş Adliyesi’ne 2011 yılının Şubat ayında gitmesine rağmen hiçbir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

“3 İDDİANAMEDE İSMAİLAĞA HEDEF ALINMIŞ”

Öztürk, Birinci Ergenekon iddianamesinde sanıkların İsmailağa cemaatine sızmaya çalıştığı, Balyoz Darbe Planı davasının delil klasörlerinde sanıkların İsmailağa cemaatine sızmak için askerî personel belirlediği, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının delil klasörlerinde “Cami cinayetlerinde tecrübeli” bilgi notu çıktığını, Balyoz Darbe Planı’nda hedef alınan camiler arasında İsmailağa’nın bulunduğunu hatırlattı.

BABAMIN DOSYASI DA AYNI SAVCILAR TARAFINDAN İNCELENMEKTE

Öztürk, “Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy iddianamelerinde İsmailağa’nın hedef alındığı açıkça görülüyor. Söz konusu iddianameler, Beşiktaş’ta bulunan savcılar tarafından yazılmıştır. Babamın dosyası da aynı savcılar tarafından incelenmektedir. İddianamelerde yer alan olayların hiçbirin araştırması yapılmadı” dedi.

SADECE EROL ÖLMEZ’İN İFADESİ ALINDI

Soruşturma kapsamında; Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in; Bayram Ali Öztürk cinayetine yönelik Akit’e yaptığı açıklamaların ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde ifadesi alınmıştı.  

Balyoz Darbe Planı’nın delil klasörlerinde, İsmailağa cemaatine sızmakla görevlendirilen askeri personelin isimlerinin bulunduğu belge yer alıyor.

Birinci Ergenekon iddianamesinde, Ergenekon sanıkları Erol Ölmez ve Kahraman Şahin in telefon görüşmeleri yer alıyor. Ölmez, Çarşamba’daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalıştığını anlatırken, “Soktunuz bizi, nöbete devam” diyor. 

ÖLMEZ KONUŞTU, DOSYA BEŞİKTAŞ ADLİYESİ’NE GÖNDERİLDİ

Ergenekon sanığı Erol Ölmez, 10-11 Şubat 2011 tarihinde Akit’e yaptığı açıklamalarda; Balat’ta bulunan Patrikhane’nin Çarşamba’daki İsmailağa cemaatinden rahatsız olduğunu, cemaatin yok edilmesi için Ergenekon’a müracaat ettiğini, Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Muratoğlu’nun bu talep doğrultusunda öldürüldüğünü söyledi. 

Soruşturmaya bakan Fatih Cumhuriyet Başsavcıvekili Mustafa Alıcıoğlu, söz konusu röportajın ardından İsmailağa Camii’nin yakınında bulunan esnafın tanık sıfatıyla ifadesini aldı ve tanıkların ifadesinin ardından dosyayı Beşiktaş’ta bulunan özel yetkili Cumhuriyet savcılarına devretti.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2006 yılından 2011 yılına kadar 2006/20.669 sayılı dosya numarasıyla yürütülen soruşturmanın, Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in, gazetemize yaptığı açıklamaların ardından 2011/4112 sayılı dosya numarasıyla ayrılmasına karar verildi. 

SAVCI SALİM DURAN’A DEVREDİLDİ

Bayram Ali Öztürk cinayeti soruşturması; 2011/431 sayılı dosya numarasıyla Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan’a devredildi. Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan’ın Yargıtay üyeliğine seçilmesinin ardından soruşturma dosyası, Ergenekon soruşturmasına bakan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız’a devredildi. Soruşturmanın; Cihan Kansız’dan, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Salim Duran’a devredildiği bildirildi.

Savcı Cihan Kansız, Erol Ölmez’in açıklamalarının ardından harekete geçmiş, Kansız’ın talimatıyla; Ergenekon Terör Örgütü davasında 22 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Erol Ölmez’in “Birinci Dereceden Şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınmıştı. Erol Ölmez, 2 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörlü Mücadele Şubesi’nde 4 saat 10 dakika sorgulanmıştı.

4 YILDA 3 SAVCI DEĞİŞTİ, KATİLİN TELEFON KAYITLARI İNCELENMEDİ

Cinayet ile ilgili soruşturmayı yürüten savcılığa teknik takip kayıtlarının ve belgelerin eksik iletildiği ortaya çıkmıştı. 3 savcı değişen soruşturmada, Bayram Ali Öztürk’ü katleden Mustafa Erdal’ın, cinayet öncesi kimlerle konuştuğu ve kimlerden emir aldığına yönelik telefon kayıtları incelenmedi. Cinayetin işlendiği İsmailağa Camii’nin çevresindeki dükkan ve Çarşamba Karakolu’nun güvenlik kamera kayıtlarına el konulmadı. Katil Mustafa Erdal’ın eşinin dahi ifadesi alınmadı.

JİTEM SORGUSUNA VELİ KÜÇÜK, ÜMİT SAYIN, ÜMİT ÖZDAĞ VE MOSSAD AJANI KATILDI

Ergenekon sanıkları Veli Küçük, Ümit Sayın ve Ümit Özdağ’ın, İsrail ajanları ile birlikte JİTEM tarafından kaçırılan kişilerin sorgusuna katıldığı ortaya çıktı.
28 Şubat döneminde Kemal Alemdaroğlu’na suikast planladığı iddiasıyla gözaltına alınan üniversite öğrencisi Harun Akdere, mahkeme tarafından tahliye edildikten sonra JİTEM tarafından kaçırıldığını, Kilyos’ta JİTEM’e ait bir binaya götürülüp iki gün boyunca sorgulandığını belirtti. Akit’e konuşan Akdere, sorgusuna Ergenekon sanığı Veli Küçük, Ümit Sayın, Ümit Özdağ ve Musevi aksanıyla konuşan bir sivilin katıldığını, mensubu olduğu cemaat içinde kendileri için ajanlık yapması hususunda baskı gördüğünü belirtti.

ALEMDAROĞLU’NA SUİKAST İDDİASIYLA ALINDI

28 Şubat döneminde İslami guruplar üzerinden geliştirilen provakasyon dalgası ile Refah-Yol Hükümeti’ni devirme harekatının arkasındaki güç deşifre oluyor. O tarihte varlığı bilinmeyen Ergenekon örgütünün İslami kimliği ile tanınan birçok kişiyi kaçırıp ajanlaştırmaya çalıştığı ortaya çıktı. Örtü yasakçılığında başı çeken dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu’na suikast planladığı iddiasıyla gözaltına alınıp Metris Cezevi’ne konulan hukuk fakültesi öğrencisi Harun Akdere, başından geçen korkunç olayları Akit’e anlattı. Akdere, başörtüsü yasaklarına karşı direnen öğrenci guruplarında aktif olduğu için hedef alındığını, bir sabah Rektör Kemal Alemdaroğlu’na suikast iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklandığını ifade etti. Çıkartıldığı 6 Nolu DGM’deki ilk duruşmada suçsuzluğu anlaşılıp tahliye edilmesiyle kabusun bittiğini zanneden Akdere, memleketine giderken otogarda JİTEM tarafından kaçırılıp günlerce sorgulandığını, sorgusuna şu an Ergenekon’da sanık olan önemli kişilerle birlikte MOSAD ajanlarının da katıldığını söyledi. 

İSTANBUL OTOGARI’NDA JİTEM TARAFINDAN KAÇIRILDI

Akdere başından geçen olayı şöyle anlattı: “99 senesindeki ilk duruşmada tahliye edildim. 7 Aralık günü Metris Cezaevi’nde gerekli evrakları imzalayıp çıkacakken cezaevinde JİTEM için çalıştığı bilinen Serdar Astsubay odasına çağırdı. Yanındaki iki sivili işaret ederek ‘Abilerinle kısa bir gezinti yapacaksın’ dedi. ‘Adım atmam, babam kapıda bekliyor’ deyince, soyismini hatırlamadığım Cezaevi Jandarma Komutanı Yüzbaşı Yavuz içeri girdi. Beni alacaklarını söylediklerinde sinirlendi, ‘Ben buradan adam vermem, dışarıda babası bekliyor, ona teslim edeceğim’ diyerek beni dışarı çıkardı. Taksiye atlayıp uzaklaştım. Akrabalarıma uğrayıp hal hatır sorduktan sonra otogara gittim. Burada bilet aldığım sırada onlarca insanın gözü önünde başıma çuval geçirilip kaçırıldım.” 

KİLYOS JANDARMA KOMUTANLIĞI BAHÇESİNDE JİTEM MERKEZİ

JİTEM’e ait bir binada gözünü açtığını ifade eden Akdere “İçeriye alındığımda eksi bir kata indirildiğimi anladım. Başımdaki çuvalı çıkarttılar, şöyle bir etrafa baktım, pencere yoktu. İki duvarı siyaha boyanmıştı. Bir duvarında Türk Cumhuriyetleri haritası, diğer duvarında Türk bayrağı olan bir odada sorguya alındım. 1. günün sonunda tam sorgu bitecekken fenalaştığım için hastaneye kaldırıldım. Benimle ilgilenen doktora nerede olduğumu sorduğumda Sarıyer Devlet Hastanesi’ne getirildiğimi söyledi. Dönüş yolunda jandarma eri bulunduğumuz yerin Kilyos olduğunu, Jandarma Karakolu içine kurulmuş JİTEM Sorgu Merkezi’nde tutulduğumu söyledi. O gece sorgulandığım odada sabah ettim. Sabah bana karşı tavırları değişmişti, daha iyi davranıyorlardı. Çok geçmeden nedeni anlaşıldı, sivil giyimli kişi JİTEM elemanlarına ‘Önemli kişiler gelecek, bir şeyler yedirin’ deyince odadakiler ‘Emredersiniz komutanım’ dediler.” şeklinde konuştu. 

SORGUYA VELİ KÜÇÜK, ÜMİT SAYIN, ÜMİT ÖZDAĞ VE MOSSAD AJANI KATILDI

Birkaç saat sonra sorgu odasına başka sandalyeler konulduğunu ve o çok önemli sorgucuların odaya girdiğini belirten Akdere sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağlı ellerimi çözdüler, beklemeye başladık birkaç saat sonra kapı açıldı, içeri asker ve sivillerden oluşan bir gurup girdi. Solumda bulanan 3 sıra sandalyeye oturdular. Dönüp baktığımda şok oldum, ilk sırada Veli Küçük Paşa, bir başka general ve o dönem akademisyen olan Habip Ümit Sayın vardı. Orta sıradaki kişiler içinde ise MHP’den vekil adayı olan Ümit Özdağ’ı gördüm. Terör uzmanı sıfatıyla sorguya katılmışlar. Gariban bir üniversite öğrencisine Apo muamelesi çekiyorlar.”

“EMNİYETİN ÖNÜNE ATIP GİTTİLER”

Alındığı araçla Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyeti’nin önüne getirildiğini söyleyen Akdere “Araçtan attılar beni. Onlarca polisin gözü önünde araçtan atıldım, bir tanesi arabayı durdurma gereği dahi duymadı. Nöbetçi polis beni yerden kaldırıp içeriye aldı. Durumu anlatınca Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürdüler. Burada da bir süre sorgulandıktan sonra her şeyin resmiyete geçmesi için aynen yeniden anlattım. İfademi imzalayıp çıktım. Kimliğimi bile almadım, o da orada kaldı. Hala da oradadır” dedi.

MUHBİR OLMAM İÇİN BASKI YAPTILAR

Kendisine sırayla sorular sorulduğunu ifade eden Akdere, Veli Küçük’ün tehdit, Ümit Sayın’ın analizvari sorular sorduğunu ifade etti. Bir sorgucunun Kur’an’dan ayetler okuduğunu, hafız olduğunu söyleyerek güvenini kazanmaya çalıştığını ifade eden Akdere “Mükemmel derecede Kur’an okuyup güven kazanmaya çalıştı. İlahiyat mezunu olduğunu söyledi. Onlar için çalışırsam İslam için çalışmış olacağımı, mensubu olduğum gurubun önderi hakkında bilgi vermem, gerektiğinde faaliyette bulunmam için baskı yaptılar. Veli Küçük açık açık tehdit ediyordu. Ümit Sayın ise ‘İçinizde kimler var, amacınız ne’ falan diyordu” diye konuştu.

TÜRKÇE BİLEN MOSSAD AJANI SOHBETLERE KATILAN ASKERLERİ SORDU

Sivil giyimli bir kişinin soruları karşısında korktuğunu ifade eden Akdere, en arkada oturan yüzü karanlıkta kalan bu kişinin İsrail aksanı ile konuştuğunu belirtti. “Aksanından Musevi olduğu hemen anlaşılan bu kişi toplantı ve sohbetlerimize gelen askerler olup olmadığını sordu. Anladım ki MOSSAD için çalışıyor. Bir duyumu ve istihbaratı olmuş olacak ki ilk sorusu TSK’daki Müslüman askerleri deşifre etmeye dönüktü” diyen Akdere, bu kişilerin daha sonra odadan çıktığını ifade etti.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN’E AÇIK ÇAĞRI

Sayın Bakan,

 

İstanbul Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Noel Baba Operasyonu”ndan verilen cezanın infazına başlanmasıyla birlikte, 25 Ocak 2000 tarihinde Metris Cezaevi’nde, 17 saat boyunca kurşun ve kimyasal bombalarla katledilmekden kurtulan İbda bağlılarının tutuklanmaları başladı.

Şu ana kadar, Hüseyin Yeşilyurt, Şaban Çavdar, Mehmet Şişmanoğlu, Mustafa Günaydın, Gökhan Altınsoy tutuklandı. Furkan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun evine “hırsız ve polis” aynı anda “tesadüfen” baskın yaptı! 

Cezaları Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleşen İbda bağlılarının başka davalardan içeride tutuklu kalmalarından ötürü “yatar”ları olduğundan, avukatları aracılığıyla verdikleri “mahsup dilekçeleri”nin sonucu bile beklenmeden, görevli hâkimin, “alırım, mahsubu sonra yaparım!” yorumu da işin bir başka ilginç noktası.

Olaylar bu yönde gelişirken, 28 Şubat’ın tabiî bir neticesi hâlinde cezaevlerindeki Müslüman tutsaklardan İbda bağlılarına yönelik gerçekleşen 25 Ocak 2000 Metris “Noel Baba” kod isimli askeri saldırının içyüzüne dair yeni gelişmeler ortaya çıkmakta. 

25 Şubat 2012, bugün Yeni Akit Gazetesi’nde “CEZAEVİ İSYANI ETÖ TEZGÂHI” başlıklı haber “isyan”ın arkaplanını ortaya koyar niteliktedir. 

Habere göre; 
Önceki gün Ergenekon davası ile birleştirilen “Şile kazıları davası”nın tutuklu sanığı Okan İşgör’ün, Ergenekon tarafından 2000 yılındaki kanlı cezaevi olaylarında kullanıldığı belirlendi. 

Yerleştirildiği Metris Cezaevi’nde mahkûmları isyana teşvik ettiği belirlenen İşgör’ün, tutuklulara, “içeride silah var mı, nasıl bomba yapılacağını biliyorum, size öğretebilirim” şeklinde telkinlerde bulunduğu vurgulandı. Olaylar sonrası 2 No’lu DGM’de görülen isyan davasında SUÇLAMALARIN TAMAMINI KABUL EDEN TEK SANIK OLAN İŞGÖR’ÜN, YARGILAMA SONUNDA BERAAT EDEN TEK SANIK OLMASI ise bir başka skandal olarak yorumlandı. 

Yeni Akit Gazetesi’nde çıkan haber bu.

Haber metinini içerisinde, yargılanan sanıkların Okan İşgör hakkında mahkemede bilgi verdikleri de kaydedilmekte. 

Fakat bilindiği üzere bütün bu açıklamalara rağmen “Noel Baba Operasyonu” davası, zamanaşımının “uzun yorumu” nedeniyle sanıkların cezalarının Yargıtay tarafından onaylanması ile geçtiğimiz günlerde neticelenmişti. 

Adalet Bakanlığı’na, 28 Şubat süreci inceleyen özel yetkili savcı Mustafa Bilgili’ye buradan sesleniyoruz!

Yargıtay aşamasında olmasından dolayı evraklar arasına sokulmayan ve Okan İşgör’ün AJAN PROVOKATÖR ve Ergenekon bağlantısını kanıtlayan “Şile Kazıları İddianamesi”nden tutuklu olma gerçeği ortadayken, bu “Noel Baba Operasyonu” davasının adalet duygusu ve hukuk kuralları içerisinde gerçekleştiğine inanıyor musunuz?

Okan İşgör’ün Ergenenkon bağlantısı ortaya çıkmış olmasına rağmen, bunu kaale almayan bir davanın neticesi ile insanların evlerinden, üstelik “mahsup dilekçeleri”nin akıbetini beklemeden bir “hamaratlıkla” tutuklanıp cezaevlerin konulmalarını 28 Şubatçılar’ın hâlâ hayatta ve aktif olduklarının bir delili olarak açıklamak mümkünken, bu açıklamanın HÜRRİYETLERİ ELLERİNDEN ALINAN SANIKLARA nasıl bir yarar sağlayacağını açıklamanız mümkün mü?

Adalet Bakanı olarak, Hırant Dink suikastı davasının kimseyi tatmin etmeyen kararına karşı “sert çıkışı”nıza binaen, hem İbda bağlısı insanlar özelinde tüm müslümanlara, hem de 28 Şubat soruşturması nedeniyle AK Parti hükümetine yönelik alenen bir gözdağı olarak görülmesi gereken Yeni Akit gazetesindeki ifşaat karşısında, TAKDİR HAKKINIZI KULLANMANIZI, bu davanın yeniden ele alınması için gerekli çalışmalara başlamanızı, mahsup dilekçeleri bile verilmiş olan kişilerin alelacele tutuklanmalarının önüne geçmek için BU SON ÇIKAN BİLGİYE DAYANARAK İNFAZLARIN DURDURULMASI İÇİN TALİMAT VERMENİZİ beklemek, bu ülkede hâlâ Adalet duygusu kaldığına inanmamız için İLK ADIM olacaktır!

Durdurun bu hukuksuzluğu!

Durdurun bu zulmü!

Durdurun bu haksızlığı!

Durdurun bu adaletsizliği!

FURKAN DERGİSİ