“28 Şubat’ın Bir Numarası Demirel”

28 Şubat’ın yakın tanıklarından DYP eski Genel Sekreteri Tevfik Diker, sürecin baş aktörleri ve medya ayağı ile ilgili çarpıcı ifşaatlarda bulundu. 28 Şubat’ın ‘bir numarası’nın Demirel olduğunu söyleyen Diker, “Demirel’in özel arşivi incelenmeli” dedi.

Özel yetkili savcılığın 28 Şubat süreciyle ilgili soruşturma başlatması, daha düne kadar “Refahyol hükümetini biz devirdik” diye övünen medya yöneticilerini panikletti. Yargılanma korkusuyla itiraflar ve karşılıklı suçlamalar peş peşe geldi. Haklarında “meşru hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsten” suç duyurusunda bulunulan isimler, “Ben yapmadım, o yaptı” demeye başladı. Gazeteci-yazar Can Ataklı’nın, “Ertuğrul Özkök ile Zafer Mutlu, dönemin DYP’li Turizm Bakanı Bahattin Yücel’i şantajla istifaya zorladı” yönündeki sözleri işaret fişeği işlevi gördü. 
DİKER DOĞAN’IN SAVUNMASINI BÖYLE ÇÜRÜTTÜ


28 Şubat’ın medya ayağıyla ilgili yaşanan tartışmaları Akit’e değerlendiren dönemin yakın tanığı DYP eski Genel Sekreteri Tevfik Diker, çarpıcı ifşaatlarda bulundu. Kanal kanal dolaşarak emrindeki çalışanları suçlayıp, hükümeti yıkma kampanyasından haberi olmadığını savunan Aydın Doğan’ı hesap verme korkusu sardığını belirten Diker, “28 Şubat darbesinin en açık suç belgeleri askerin talimatıyla atılan manşetlerdir. Aydın Doğan’a sormak lazım; birinci manşet sana rağmen yapıldı, yani haberin yoktu. Peki birbirini takip eden diğer manşetlerden de mi haberin olmadı? Ertuğrul Özkök’e o zaman neden müdahale etmedin? Bu soruların cevabını veremez. Doğan o manşetlerin hesabını zamanında sormuyorsa kendisi de suça iştirak etmiştir. Aydın Doğan, ‘Ben yapmadım, onlar yaptı’ mantığıyla kendisini kurtaramaz. Bugün ne söylerse söylesinler ona halk dilinde ‘zırva tevil götürmez’ denilir” dedi. 
“YÜCEL’İN İKİNCİ ADRESİ SABAH GAZETESİ’YDİ”
Haber yapma şantajıyla istifaya zorlandığı iddia edilen Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in o dönemde Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Sabah grubuyla olan samimiyetine dikkat çeken Diker, “Sayın Yücel’i bakanlığı döneminde ikinci adresi olarak Sabah gazetesine gitmekle tanırım. O grupla içli dışlıydı. Yücel, DYP milletvekilleri arasında ‘Zafer Mutlu ve Fatih Çekirge’nin kankası’ olarak biliniyordu. Bahattin Yücel meselesinde Can Ataklı’nın söylediklerinin doğru olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. 
“O GAZETECİLERİN SAYISI ARTACAK”
Darbe sürecinde önemli rol oynayan 50’ye yakın gazetecinin deşifre olduğunu ifade eden Tevfik Diker, gelinen aşamada bu sayının daha da artacağını kaydederek, “28 Şubat’ta askerle birlikte hareket eden 50 gazetecinin deşifre olacağını belirtmiştim. Artık bunlar ortaya çıktı. Siz de yazdınız. Ancak gelişmeler bunun 50 rakamını aşacağını gösteriyor” değerlendirmesini yaptı. Diker ayrıca 28 Şubat’ta yayın politikasından ödün vermeden dik duran ve takdir edebileceği gazetenin Akit olduğunu vurguladı. 
“DEMİREL, ASKERİ ARKADAŞLARINA TERCİH ETTİ”
Eski DYP’li vekil Diker, “28 Şubat’ın bir numarası” olarak tanımladığı 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in o süreçteki rolüne de dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Askerler Erbakan hükümetini Demirel’e şikayet ediyordu. Demirel, yıllarca beraber siyaset yaptığı Erbakan ve Çiller yerine askerin yayında durdu. Onların iddialarını önemsedi. Eğer 28 Şubat’taki MGK’da askere dönüp gereken cevabı verseydi bunlar yaşanmazdı. Yine Erbakan, Çiller ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu, ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Çiller’in başbakanlığını desteklediklerini söylediler. Ancak Demirel bu 3 parti liderinin iradesini görmezden geldi. Gitti hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi.”
DELİLLERİN ADRESİNİ GÖSTERDİ

Diker, 28 Şubat’ın tam olarak ortaya çıkarılabilmesi için Demirel’in özel arşivinin mutlaka incelenmesi gerektiğini kaydetti. Zaman zaman Demirel’i Güniz Sokak’taki evinde yaptıkları ziyarette, yanlarında harıl harıl not tutan bir şahsa işaret eden Tevfik Diker, şunları söyledi: “28 Şubat soruşturmasının sağlıklı yürüyebilmesi için Genelkurmay’ın, Genelkurmay İstihbarat Daire ve ATASE Başkanlığı’nın, MGK Genel Sekreterliği’nin, Çankaya Köşkü arşivlerine bakılması ve yine tabii kaldıysa Demirel’in özel arşivlerine girilmesi gerekiyor. Çünkü Demirel’e Güniz Sokak’taki evinde yapmış olduğumuz ziyaretlerde, çarşamba ve cuma günlerinde yapılan ziyaretçi toplantılarında konuşulanları not eden birisini görürdük. Elinde kağıt kalem her şeyi not ederdi. Demirel diğer temaslarını da mutlaka bu şekilde not ettirmiştir. Hem Çankaya’daki hem de Güniz Sokak’taki temaslarını.”
“ERBAKAN PATRONLARIN RANTINI ELİNDEN ALDI”
28 Şubat’ın ekonomik boyutunu yok saymanın darbeyi gerçekleştirenlerin ekmeğine yağ sürmek anlamına geleceğinin de altını çizen Diker, “Merhum Erbakan’ın uyguladığı havuz sistemiyle rantları elinden alınan gazete, holding ve özel banka patronları bu darbede rol almışlardır. İrtica kılıf olarak kullanıldı” ifadelerini kullandı.

 Yeni Akit

Reklamlar

“28 Şubat’ın Çözülen Kodları”

Post-modern darbe diye adlandırılan olayların perde arkasında neler yaşandı? Kimler neden, nasıl bu hareketi sürdürdü?

Üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen azalsa da hala idari, hukuki ve toplumsal izlerini koruyan sürecin yıldönümündeyiz. Tarih 28 Şubat 1997’yi gösterirken bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli hareket başladı. Bu süreçte yaşananlar herkesin malumu. Peki bu post-modern darbe diye adlandırılan olayların perde arkasında neler yaşandı? Kimler neden, nasıl bu hareketi sürdürdü?

İşte geçtiğimiz hafta yayınlanan ‘28 Şubat’ın Çözülen Kodları’ isimli kitabıyla gündemde olan gazeteci-yazar Aslan Değirmenci Değirmenci’nin verdiği özel röportaj:

Öncelikle 28 Şubat hakkında neler söylemek istersiniz?

Dayatılan resmi ideoloji, TSK başta olmak üzere devletin bütün gücü ile desteklenirken, tehdit kapsamına giren ideoloji yani, inanç ve etnik kimlik baskı altına alınmıştır. Seküler, kavmiyetçi, devletçi, ılımlı yelpaze tarafından da bu süreç desteklenmiştir. Seçimle iktidara gelme ümidi olmayan partiler,medya ve tabiî ki kendini devletin gerçek sahibi olarak gören Encümen-i Daniş tarafından da ‘örtüsüz darbe 28 Şubat’a katkı sunulmuştur. Anadolu sermayesinin büyümesi önlemek için ise ekonomi çevreleri devreye sokulmuştur. Küçük tasarruf sahiplerinin yalnız başlarına yapamadıkları yatırımları, birikimlerini biraraya getirerek realize etmek isteyenlerin üzerinden silindir gibi geçtiler.Yükselen Anadolu uyanışının önünü kestiler.

Son 1,5 yıldır yaptığım araştırmalar neticesinde ulaştığım yaklaşık 300 belge var. Bunların büyük kısmına kitapta yer verdim. Belgeleri incelediğimde yıllardır istihbarat paylaşımı konusunda aralarında sorun olduğu gündeme getirilen TSK, MİT ve Emniyet’in 1995 yılından itibaren birlikte hareket ederek dindarları teknik takibe aldıklarını gördüm. Yani söz konusu dindarlar olunca 3 kurum istihbarat kardeşliği yapmış. Yaşanan istihbarat zafiyetleri yüzünden yıllardır terörle mücadele konusunda başarısızlıkla suçlanan 3 kurumun koordine içinde dindarların ev ve iş telefonlarını dinlemeleri manidardır. Kurumların asli görevleri vatandaşların rahat etmesini sağlamak iken millete karşı el birliğiile savaş ilan etmişler.

CESUR SAVCILAR ARIYORUM

Peki, bu kitabı yazmanızdaki amaç nedir?

Bir korku imparatorluğu yaratmaya çalışanlar hakkında ne zaman suç duyurusunda bulunulsa, ‘deliller yetersiz’ denilerek incelemenin ötesine geçilemedi. Derken Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı bazı şikâyet ve başvurular üzerine 28 Şubat süreciyle ilgili soruşturma başlattı. Dönemin komutanlarına ifade yolu gözükmüşken bende, delil arayan savcılara 28 Şubat’a zemin hazırlayan ‘Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG)illegal faaliyetlerini hatırlatıp; bu da yetmezse hazırlanması muhtemel olan iddianameye yüzlerce belge ile katkıda bulunmak istedim.

Israrla delilar ayanlara; BÇG’nin fişleme metotlarını gösterip; STK’lar, İl Genel Meclis Üyeleri, Belediye Meclis Üyeleri, SiyasiParti İl / İlçe teşkilatları yönetim kadroları, Yerel TV, Radyo, gazete vedergilerin nasıl kafese alındığını, dindar bir Tümamiral’in hayatının nasıl karartıldığını belgeleriyle gözler önüne serdim. İrtica paranoyası ile üretilen yapay korkuların nasıl darbe gerekçesi haline getirilerek, camilerin kontrol altına alındığını ve özel işletmelerde bulunan ajanlardan nasıl faydalanıldığını belgeleri ile kanıtlamak istedim. BÇG’nin raporlama sistemini irdeleyip, dindar subay ve astsubayların takibi için oluşturulan özel istihbarat şebekesini dedeşifre etmeyi unutmadım. Öte yandan karanlık günlerin tanığı ve mağdurlarının verdikleri destekle belgeleri değerlendirip karanlık dönemin kodlarını çözmeye çalıştım. Şimdi söz cesur savcılarda… Sanırım bu kadar sebep kitabı yazmam için yeterlidir.

TÜMAMİRAL’İ BİLE FİŞLEMİŞLER

Fişleme belgelerinde sizin dikkatinizi çekenler neler? İlginç fişlemeler var mı?

Elbette çok ilginç fişlemeler var. Emekli Tümamiral G.K.’ye ait kişisel bilgilerin yer aldığı bir belge var. Belgede, emekli komutanın fişlendiği görülüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görev yaptığı sürece emekli amiralin dini vecibeleri yerine getirdiği belirtiliyor. Amiralin 1991 yılında erken emekli edildiği belirtilen belgede, G.K’nın komutanlara kırgın olduğunun altı çiziliyor. Amiralin yakın çevresi ile yaptığı görüşmelere yer verilen belgede, emekli komutanın hedefinin Milli Savunma Bakanı olmak olduğu belirtiliyor. Ailesi olan ilişkilerinin de takipedildiği anlaşılan belgede, emekli komutanın eşiyle yaşadığı sorunların bile kayıt altına alındığı görülüyor. Emekli olduktan çok sonra Amiralin, Zaman gazetesine verdiği söyleşi bile sakıncalı olarak fişlendiği görülüyor. Yine söz konusu komutanın siyasi tutumu vetoplum içersindeki davranışlarının da gözlem altına alındığı bildiriliyor. Bu Allah’tan revamıdır. Bu nasıl bir paranoyadır.

 

fisleme1.jpg

 

YAZICIOĞLU İLE BAKAN GÜZEL’İ İZLEMİŞLER

Yine İmam Hatip Lisesinde Milli Güvenlik Dersine başörtülü öğrencilerin alınmamasını protesto eden Mazlumder üyelerinin de fişlendiği, dernek ve vakıfların düzenledikleri sosyal etkinliklerin mercek altına alındığı görüyoruz.BBP’nin merhum Genel BaşkanıMuhsin Yazıcıoğlu’nun da, Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin cenazesine katıldığıiçin fişlendiği, eski Bakanlardan Hasan Celal Güzel’in de cuntacılar tarafındanadım adım takip edildiğini skandal raporlarda görüyoruz. İnanın bu belgeleriincelediğim günden bugüne uykularım kaçtı. Fişleme çizelgeleri gözümüm önünegeldikçe ihanetin boyutu gecem ile gündüzümü karıştırdı.

İŞTE ZULMÜN BELGESİ

Tüm belgeleri kitabınızda yayınladınız mı, bizimle paylaşmak istediğiniz başka bir belge var mı?

Olur tabi.. İsth. ve İKK. Ş.Md. Tarafından “İrticai faaliyetlere katılan personel” başlıklı emir… Emir incelendiğinde dindar subay ve astsubayların takibi için özel istihbarat şebekesi oluşturulduğunu görüyoruz. Bu emir ile sözde irticai faaliyetlere katılan personelin takibi için birlik komutanlıklarının harekete geçmesi ve tedbirlerin alınması isteniyor. Bu kapsamda birlik içinde güvenilir subay ve astsubaylardan oluşan istihbarat şebekesinin tesis edilmesi istenen belgede, kışlada bulunan mescit ve camilerin kontrol altına alınması talep ediliyor. Ziyaret ve ziyaretçilerin devamlı kontrol edilmesi istenen emir belgesinde, “Çağdaş olmayan kıyafetler personelin lojmanlar, orduevleri, askeri gazinolar ve misafirhanelere girmelerine, servisaraçlarından istifade etmelerine müsaade edilmeyecektir” deniliyor.

 

belge2.20120228171445.jpg

 

belge3.20120228171621.jpg

 

Belgede ayrıca fişlemeleri yapacak kurumların işlerini kolaylaştırmak için dindar subayların tanımı ve ortak özellikleri çıkartılmış. Gelin o maddelere göz atalım:

1- Dini kuralları her ortamda yerine getirme gayretindedirler,

2- Mesai saatlerini,dini gerekleri yerine getirecek şekilde değiştirme çabasındadırlar,

3- Ast üst münasebetlerinden ziyade birbirlerine karşı daha saygılıdırlar ve destek olurlar.

4- Sosyal faaliyetlere katılmamakta ve katıldıkları takdirde eşlerini, çocuklarını getirmemektedirler.

5- Eşleri ve çocukları tesettürlülerdir.

6- Aile çevreleri dar olup, görüştükleri kişiler mahtud ve kendi görüşlerine yakın kişilerdir.

7- Çocuklarını özel okul veya lojmanların yakınındaki okullara göndermekten çekinirler. Çoğunlukla bu zihniyetteki kadrolu özel okul veya imam hatip okullarına gönderirler.

8- Toplantılar da erkek veya bayan ayrı oturmakta ve erkekler kadınlar ile tokalaşmamaktadır.

9- Düğün, sünnet, bir başarıyı kutlama gibi olaylarda, dini toplantılar düzenlemek gayretindedirler. Bu toplantıları cazip hale getirmek için şeyh, şıh veya tanınmış kişi gayreti vardır.

İnanması zor ama bunu TSKyapmış. Bu zulmün belgesidir. Bu savcılar için aranan bir delil belgesidir.

‘MEDYA’YA SİPARİŞ 20 MANŞET

Bunların dışında malum medyaile birlikte hareket edildiği süreçler var. 28 Şubat sürecinde, silahlı kuvvetlerin emir eri gibi yayın yapan gazetelerin yayın yönetmenlerinin paşalardan brifing alarak attıkları manşetleri unutmuş değiliz. Ancak şimdiyekadar derin TSK ile derin medya arasındaki ilişkiyi belgeleyememiştik. Ancak onun belgesi de deşifre olmuş durumda. 28 Şubat dönemine ait Genelkurmay Raporu’nda Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya servis edilerek yayınlatıldığı ifade ediliyor. Tam bir skandal… Nerede kaldı özgür-bağımsız medya…

Hani bugünlerde sıkıştıklarında demokrasiyi hatırlayan medya var ya işte onların TSK ile işbirliği bu belgede: Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesine ait olan raporda,Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. Hatta raporun sonuç bölümünde apoletli medyaya verilen ve yayınlatılmasının sağlandığının haber sayısının 20 olduğu bile raporda belirtiliyor. Demek ki neymiş bugün Ergenekon’a lobi desteği vermekten çekinmeyen medya dün de askerin emir ve talimatları doğrultusunda postmodern darbenin içinde yer almış. Utanç tablosu. Acınacak bir durum.

DARBE TEHDİDİ BİTMEDİ!

Peki, bugün ne yapılmalı sizce?

Elbette önce hesap sorulmalı. Hukuka aykırı bir şekilde kişisel verileri kayıt altına alan, eğitim hakkını engelleyen, haksız olarak yakalama ve tutuklanmalara sebep olacak ortamı hazırlayan, cebir ve tehdit kullanarak hükümetin görevlerini yapmasını engelleyen ve hükümeti ortadan kaldırmaya çalışanlar yargı önüne çıkartılmalıdır. İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kuvvet Komutanları ve dönemin Bürokratları ile medya ve Encümen-i Daniş üyeleri hesap vermelidir. Yasalarda suç olarak belirtilen fiiller, hiyerarşik yapı içindeki kişiler tarafından görev algısı ile yerine getiriliyor. İşte bugün devam eden Islak imza, Balyoz ve internet andıcı soruşturmaları buna en iyi örnektir. Bazı askerler soruşturma ve yargılamaları sırasında, suçlamalar karşısında şaşırarak, görevleri olduğu için bu fiilleri yaptıklarını belirtiyorlar. Savunmalar dikkatlice incelenerek, atıf yapılan mevzuat darbelere dayanak yapılamayacak şekilde değiştirilmelidir. Darbeci geleneğin önlenebilmesi için; hiyerarşik yapı, yani emir komuta zinciri içindeifa edilen eylemler yargı önünde hesap verirken, hiyerarşik yapı dışındaki cuntacı yapılanma da, iddia makamı ile birlikte devletin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından ortaya çıkarılmalı ve Silahlı Kuvvetlerin içindekiuzantıları da yargı önüne çıkarılmalıdır. Çünkü; Darbe tehdidi devam etmektedir. Darbeci kadrolar ve yasal riskler aynen duruyor. Konjonktür müsaitolduğunda militarizm kendini gösterecektir.

 

belge4.20120228171759.jpg

belge5.20120228172002.jpg

ŞİMDİ SİVİL ANAYASA ZAMANI

28 Şubatçılar yargı önüne çıkınca sorun bitecek mi?

Hayır, tabii ki sorun bitmeyecek. TBMM’de daha fazla zaman kaybetmeden yeni bir anayasa yapmalıdır. Anayasada resmi ideoloji, değişmez maddeler ve laiklik ilkesi bulunmamalı, ana dilde eğitim imkânı sağlanmalı, temel insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmamalı, vatandaşın anayasal sıfatı olmamalıdır. Devlet iktidarı karşısında insanı esas alıp, insan haklarını güvence altına almalıdır. Herkes, insan onurundan kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilmez hak ve özgürlüklere sahiptir. Anayasa’da kesinlikle devletin temel görevinin bireylerin güvenliklerini sağlamak olduğu belirtilmelidir.Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı, Milli Güvenlik Kurulu anayasal kurum olmaktançıkarılmalıdır. Hatta dış savunma haricindeki tüm güvenlik birimleri İçişleri Bakanlığı’na bağlanmalıdır. Devrim Kanunlarına da Yeni Anayasada asla yer verilmemelidir. Partilerin siyaset yapmasını zorlaştıran yasaklar kaldırılmalı, devletin hiçbir ayırım gözetmeksizin herkese eşit davranacağı birmetin yazılmalıdır. Bu metin yazılırsa darbecilerin eli kolu bağlanır. Bir toplumu kafese almak isteyenler, kafese alınır. “Sivil Anayasa”ya karşı çıkanlar tüm darbelerin muhafızlardır. Artık bu muhafızların değil toplumun istekleri dikkate alınmalıdır.

ASLAN DEĞİRMENCİ KİMDİR?

Aslan Değirmenci, TürkiyeYazarlar Birliği’nin 2008 Yılı “Yılın Yazar, Fikir Adamları ve Sanatçıları” ödül töreninde “Basın-Haber” dalında yılıngazetecisi ödülüne layık görüldü. Aslan Değirmenci, 5 yıl Akit Gazetesi AnkaraBürosunda aktif görev aldı. Haftalık yayınlanan ‘Özgün Duruş Gazetesi’nde GenelYayın Yönetmeliği görevinde de bulunan Değirmenci’nin, “Kürt SorunundaYeni Dönem” adlı kitabı 2009 yılında ‘Vadi Yayınları’, “Tanıkları,mağdurlarıyla bir zihniyet kodlaması: 12 Eylül” kitabı ise 2011’de ‘ÇıraYayınları’ tarafından yayınlandı. Aslan Değirmenci, şuanda Milat GazetesiAnkara Temsilciliği görevini yürütmekte… Son günlerde ise Değirmenci, Çıra Yayınlarıtarafından yayınlanan ‘28 Şubat’ın Çözülen Kodları’ isimli kitabı ile gündemde.

Star

28 ŞUBAT DARBESİ

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Arka plan

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti olmuştur.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi’nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.
28 Şubat ortamı RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı iddia edilmektedir. Bu olaylar;
2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler[hangileri?] muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:
“ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ”
Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.
4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.
11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 Şubat kararları

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı.[8] 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 Şubat sonrası gelişmeler

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadi
13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.
21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.