28 Şubat için soruşturma başlatıldı

Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı suç duyuruları üzerine 28 Şubat sürecine ilişkin soruşturma başlattı. Gerek duyulması halinde dönemin komutanları da ifadeye çağırılacak. Adalet Platformu, Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Avukat Yunus Akyol, Genç Siviller, Mazlum-Der, Özgür-Der, İnsan Hakları Derneği, Hukukçular Derneği, Adaleti Savunanlar Derneği gibi sivil toplum örgütü ve kişiler tarafından çok sayıda suç duyurusu yapılmıştı.
Adalet Platformu suç duyurusu yapmıştı

Adalet Platformu, Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Avukat Yunus Akyol, Genç Siviller, Mazlum-Der, Özgür-Der, İnsan Hakları Derneği, Hukukçular Derneği, Adaleti Savunanlar Derneği gibi sivil toplum örgütü ve kişiler tarafından çok sayıda suç duyurusu yapılmıştı. Adalet Platformu, 28 Şubat 2011 tarihinde 28 Şubat 1997 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri için suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen suç duyurusunda, bu darbelerde etkin rol alan kişilerin isimleri belirtiliyor ve bu kişiler ile sorumlu diğer tüm kişilerin cezalandırılması talep ediliyordu. Platform sözcüsü Adem Çevik’in savcılığa teslim ettiği ve olayın gerçekleştiği yer olması itibarıyla Ankara savcılığına aktarılan suç duyurusu dilekçesinde, ayrıntılı olarak belirtilen iddialardan dolayı ilgililere Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinin uygulanması, kamu davası açılması talep ediliyordu:

“Şüphelilerden Her Türkiye vatandaşı gibi bende bizzat manevi ve maddi zarar gördüm. 12 Yaş öncesine Kuran eğitim yasağı konulduğundan oğluma Kur’an öğretemedim. Kızımı İmam-Hatipe Gönderemedim… Tüm ailem müslüman olduğundan islama irtica denilmesi ve başörtülü olmak suçtur ayrımcılığı bana ve insanlığa karşı suçtur… Şüphelilerin cezalandırılması için kamu davası açılması ve tüm darbecilerin malvarlıklarına el konularak hazineye aktarılması, tüm darbecilerin ve destek verenlerin kamu kurum-kuruluşlarına-cadde ve sokaklara verilen isimlerinin de acilen silinmesini hukuki zorunluluktur. Darbeci isimleri kullananlara da darbeyi-suçu-suçluyu övme suçu ve suça iştirakden ve islama irtica dedikleri için islama-müslümanlara hakaretten de işlem yapılmasını, TSK ve Yargı mensuplarının da içinde bulunduğu CUNTAcılarla 27mayıs-12mart cuntacıları, 28şubat-27nisan muhtıracıları ve Ergenekon-Balyoz-Kafes-İrtica-Susurluk-pkk-kck-bçg-gladio vb. Çetelerle organik-inorganik bağlantılarının araştırılmasını özellikle insanlığa karşı suç işlenmesinden dolayı TCK 77. maddeye göre de cezalandırılmalarını arz ve talep ederiz.”

28 ŞUBAT YARGILANACAK MI?
28 Şubat, bir iki senelik kısa bir dönem değildir. Askeri vesayet zihniyeti, 1960’tan sonra, çeşitli kisveler altında günümüze kadar uzanmıştır. Askerin siyaseti istediği gibi şekillendirmesi, bazı gelişmeleri tehdit gibi görüp, engellemeye çalışması, 28 Şubat’la sınırlı kalmaz. Dikkat ederseniz, 28 Şubat “başarısı” daha sonra gelenleri de heveslendirmiştir. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat bin yıl sürecek” demesi, aslında askeri vesayet karşısında siyasi iktidarların aczine olan inancından kaynaklanmaktaydı. Nitekim, Batı Çalışma Grubu’nun başkanı olduğu bilinen Çetin Doğan Paşa, 2002’de AK Parti iktidarına karşı Balyoz Planı’nı, bu tecrübelerin ışığı altında başlattı. “Höt desek, sivil hükümet dayanamaz” düşüncesi hâkimdi.

Psikolojik harekâtın başarıya ulaşması, medya, bürokrasi ve aydınlarla işbirliğine bağlıydı. 28 Şubat’ta da Genelkurmay, rektörlere, yargı üyelerine, basın mensuplarına brifing vermemiş miydi? Refah Partisi’nden kaynaklanan büyük tehlikeyi onlara anlatmamış mıydı? Sermayeyi bile “Yeşil” diye nitelendirip, listesini yayınladılar. Askeri birliklerin, Ülker de dahil, “yeşil sermayeden” alışveriş yapmasını yasakladılar. Tabii, altyapıyı hazırlamak için o gün de medya devreye sokulmuştu; Balyoz Planı’nda da, işbirlikçi gazeteciler listesi hazırlandı. İşadamları, üniversite üyeleri, köşe yazarları ile irtibat sağlandı. Çok teferruata girmeyeceğim; Balyoz sonrası diğer gelişmeleri satır başlarıyla hatırlatmaya çalışacağım:

Jandarma Genel Komutanlığı’na gelen Şener Eruygur, Batı Çalışma Grubu benzeri Cumhuriyet Çalışma Grubu’nu Jandarma bünyesinde kurdu. “Sarıkız” darbe planını hazırladı; tutturamadı, çünkü Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, darbeci komuta heyetine karşı çıktı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek de, bütün safahatın bir güzel günlüğünü tuttu. Dedim ya, askerler için vesayet tabii bir süreçti. Bu yüzden çekinmelerine gerek yoktu.

2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, yargının nasıl devreye sokulduğunu hatırlıyoruz. Anayasa Mahkemesi, toplantı yeter sayısının 367 olduğu iddiasını gerçek olarak kabul etti. AK Parti’nin seçim zaferi, cumhuriyeti koruma kollama heveslilerini bir nebze ürküttü ama kararlı bir grup, yola devam etmekte ısrarlıydı.

Anayasa Mahkemesi yeniden devreye sokuldu. Bu defa, AK Parti aleyhine kapatma davası açıldı. AK Parti bir oy farkla, kapatılmaktan kurtuldu fakat Anayasa Mahkemesi, başörtüsünü serbest bırakma çalışması dolayısıyla bu partiyi “laiklik karşıtı” ilan etmekte beis görmedi.

2007’in 27 Nisan’ında Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt e-muhtırayı yayınladı.

2007’de Ergenekon soruşturması ve operasyonlar başladı. Tedricen yoğunluk kazandı; kirli torbalar açıldı.

Askerin psikolojik harekâtla müdahaleye teşebbüs etmesinin son tarihi 2009’dur. Kafes Eylem Planı, İrtica ile Mücadele Eylem Planı ve İnternet siteleri AK Parti’yi yıpratıp, itibarsızlaştırmaya yönelmişti. Hepsi açığa çıktı. Şu anda, gizli saklı bir köşede hücre yapılanmaları mutlaka vardır. Ama çok şükür, güçleri kalmadı; millet de, iyice uyandı.

28 Şubat’ı yargılayacağız yargılamasına ama askerin, “rejimin hamisi” olduğunu düşünen, her fırsatta onlara davetiye çıkaran medya mensuplarını, işadamlarını, yargı üyelerini ne yapacağız? Hepsini yargılayamayız ya! Bence teşhir etmek yeterli. Çünkü sorgulasanız, bütün bu gelişmeleri doğal karşıladıklarını söyleyeceklerdir. Yıllardan beri onların zihin haritası bu şekilde oluşmuştur.

Refah Partisi aleyhine Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş iddianame hazırladı. İddianame Yekta Güngör Özden’in başkanlığını yaptığı Anayasa Mahkemesi’nce kabul edildi. Kapatma kararının altında Özden’in yerine geçen Ahmet Necdet Sezer’in imzası var. Refah Partisi davasını görmelerine rağmen, Anayasa Mahkemesi üyeleri belki birkaç istisnasıyla, diğer Yüksek Yargı mensuplarıyla birlikte Genelkurmay’ın bilgilendirme brifingine katıldılar. Hani hâkimlere, savcılara talimat verilemezdi? 28 Şubat sürecinde bu kural askıya alındı. (Nazlı Ilıcak / Sabah)

AVUKAT YILDIRIM’DAN ŞOK 28 ŞUBAT AÇIKLAMALARI

29 Kasım 2011 – 28 Şubat darbesine yönelik soruşturma devam ederken, Ergenekon sanıklarının avukatı Doğan Yıldırım; “Harbiye’de gizli bir toplantı yapıldı, önemli kararlar alındı, dedi… O toplantıya katılanlardan biri de, hakim Metin Çetinbaş idi… Çetinbaş, brifingte alınan kararlar doğrultusunda Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası verdi.
HATA YAPMIŞ OLABİLİRİM DEMİŞTİ

İBDA-C Dâvâsı’na bakan ve Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren hakim Metin Çetinbaş; daha sonra yaptığı açıklamada; “Verdiğim karar yüzde yüz doğrudur diyemiyorum… Biz o günkü şartlara göre karar verdik, hata yapmış olabiliriz” diyerek, “brifingte alınan kararlara” gönderme yapmıştı… Adana DGM’nin; “Mirzabeyoğlu dosyasının takipsizliğine” karar vermiş olması da, hakim Metin Çetinbaş’ın; “Brifingte alınan kararları uyguladığı” yorumlarını güçlendiriyor.

HARBİYE ORDUEVİ’NDE TOPLANMIŞLAR

Bahçelievler davasından tutuklanan Haluk Kırcı ve Mehmet Ali Ağca ile 1. Ergenekon davası sanığı Fuat Turgut’un avukatlığını yapan Doğan Yıldırım, Genelkurmay ve sivil uzantılarının hükümet yıkma planına bizzat şahitlik ettiğini söyledi. 1. Ordu Komutanlığına ait Harbiye Orduevi tesislerinde tertiplenmiş çok gizli bir toplantıya katıldığını söyleyen avukat Doğan Yıldırım, darbenin sivil kadrolarına bu toplantıda brifing verildiğini belirtti. Yıldırım, toplantıda Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Balyoz’un bir numarası eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, dönemin DGM Başsavcısı, mahkeme başkanları, Susurluk ve İBDA-C davasında hakimlik yapan Metin Çetinbaş, eski İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, İstanbul Valisi Erol Çakır, Doğan medyasında görev yapan birçok gazetecinin bulunduğunu ifade etti.

28 ŞUBAT’IN SIR ŞAHİDİNDEN TARTIŞMALARA SEBEB OLACAK AÇIKLAMALAR

Kayseri’deki ofisinde görüştüğümüz Doğan Yıldırım sorularımıza şu cevapları verdi:

* Türkiye’de önemli isimlerin avukatlığını üstlendiniz, Haluk Kırcı, Mehmet Ali Ağca bunlardan birkaçı. Sizin savunduğunuz kişilerin birçoğu sağcı hatta ülkücü diyebiliriz; siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Doğan Yıldırım: Kayseriliyim, çocukluğum burada geçti. Temel eğitimi tamamladıktan sonra Deniz Harp Okulu’nu kazandım siyasi çekişmeler yüzünden daha sonra atıldım. Türk Milliyetçisi olarak tanımlıyorum kendimi, dediğiniz gibi birçok önemli isme avukatlık yaptım.

“İLK EYLEMLERİ YARGIDAKİ ALEVİ KADROLAŞMASI”

* 28 Şubat döneminin şu ana kadar gizli kalmayı başarmış tanıklarından olduğunuz söyleniyor?

Doğan Yıldırım: Doğrudur (gülüyor) o döneme ilişkin birçok şey gördük yaşadık. Dönemin öncesi ve sonrasına vakıf biriyim. 28 Şubat aslında 1997’de değil Özal’ın ölümüyle başlayan bir süreç aslında. İlk eylem yargıdaki kadrolaşma oldu. Yargıdaki ilk kadrolaşma maalesef söylemek zorundayım bu bir siyasi parti görünümü (CHP-SHP) altında Alevi kadrolaşmasıydı. Bariz bir şekilde Alevi hakim ve savcılar kilit noktalara atandı.

Bu belki konumuz dışı ama merhum Türkeş’in Seyfi Oktay’ın desteklenmesi gerektiğini belirttiğini biliyorum..

* Merhum Türkeş’in de… ilginç yani Ergenekoncu mu demek istiyorsunuz?

Doğan Yıldırım: Soruşturması ve davası süren Ergenekon yapılanmasından çok daha büyük bir yapılanma var aslında. Bu henüz tam olarak idrak edilebilmiş değil. Soldan sağa doğru hilal gibi dizilen gizli bir ittifak. Bu ittifak soldan sağa doğru yayılarak her iki grubu da kontrol eden gizli bir yapılanma. Sol kesimi idare eden isim isim verebileceğimiz insanlar var. Sağ grubu da hakeza. Kendi tanımlamalarına göre hilalin merkezinde birleşiyorlar örnek olarak merhum Türkeş beyi verdim. Hatta açık olarak talimat verdiğini biliyorum kendi partisine, ‘Seyfi Oktay’ı destekleyeceksiniz’ dediğini biliyorum. Ne ilginçtir değil mi?

* Doğru ise dehşet verici ama asıl konumuza dönelim istiyorum.

Doğan Yıldırım: Tamam asıl konumuza dönelim. Ergenekon’da da sanık olan Seyfi Oktay’dan sonra gelen Mehmet Moğultay ile kadrolaşma tamamlanmış oldu ve bu kadro yargıda terör estirmeye başladı. Rahşan Affı olarak bilinen genel af çalışmasında sağcı mahkûmlar içeride tutuldu. Bahçelievler katliamından dolayı idam cezası alan müvekkilim Haluk Kırcı bu kuvvetin yargıdaki kadroları tarafından tahliye edilmedi. Fakat politik olmayan kişiler tahliye edildi. Mesela İzol Aşiretinden Mustafa İzol, 7 kişinin katili Mustafa İzol tahliye edildi. Dönemin Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Kolukısa’ya dilekçe verdik. Adam ‘ben kabul etmem bunu’ dedi. Neden diye sorduğumda, ‘ben tarafım kardeşim kabul etmem’ dedi. Üsküdar o dönem stratejik bir mahkemeydi. O anlamda oranın kilit noktalarına kendilerine yakın kişileri atamışlardı. Adalet Alevi kadroların eline geçmişti. Ben bugünkü durumu da bu kadroların tasfiyesi olarak görüyorum.

“28 ŞUBAT’IN SİVİL ÖRGÜTLENMESİ HARBİYE ORDUEVİ’NDE YAPILDI”

O dönem DGM’lerinde nasıl bir hava hakimdi?

Doğan Yıldırım: DGM’lere gelecek olursak PKK’nın insan kaynakları ve ekonomik altyapısını çökertmek için kurulsa da asıl hedefi derin devletin izlerini örtmek, Müslümanları baskı altında tutmak olmuştur. Bunlara talimatın gittiği nokta da Genelkurmay’dı. Devletin askeriyesi, Genelkurmay’ı Yargıtay, HSYK ve diğer mahkemeleri ile pek sıkı fıkıydı. Şahidi olduğum toplantılarda nasıl tavır alacakları izah ediliyordu.

* ‘Şahidi olduğum’ dediniz, açar mısınız?

Doğan Yıldırım: Benim saklayacak gizleyecek hiçbir şeyim yok. Birazdan söyleyeceklerimle istiyorum ki gerçekler açığa çıksın. 28 Şubat post modern darbesinin sivil örgütlenmesi askerin sivilleri koordinesi Harbiye Orduevi’nde yapıldı. 1. Ordu Komutanlığı’na bağlı Harbiye Orduevi’nde toplantı yapıldı. Benim de katıldığım toplantıya yargı mensupları başta olmak üzere akademisyenler ve o dönem çok etkili olan birçok gazeteci katıldı. Toplantıda irticadan ve hükümetin irticayı körüklediğinden bahsedildi. Buna karşılık toplantıya katılanların koordineli harekete etmesi ve kendi konumlarından doğan gücü lehte kullanmaları gerektiği vurgulandı.

“KARADAYI, KIVRIKOĞLU VE ÇETİN DOĞAN ORADAYDI”

* Bu çok önemli bir açıklama. Yani karargâhın gizlice toplandığını söylüyorsunuz kimler katıldı isim verebilir misiniz?

Doğan Yıldırım: Elbette gizli ve seçmece bir toplantıydı. Harbiye Orduevi’nin konferans salonuna girdiğimde içeride Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, ne ilginçtir şimdi Balyoz’un bir numarası eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak ve daha birçok asker vardı.

“İBDA-C DÂVÂSININ HAKİMİ…”

Sivillerden kim vardı?

Doğan Yıldırım: Dönemin DGM Başsavcısı, mahkeme başkanları, hatta Susurluk ve İBDA-C davasında hakimlik yapan şu meşhur hakim Metin Çetinbaş da vardı. Ve hatta Çetinbaş kürsüde konuşma yaptı. Herkes protokoldeki yerine göre oturuyordu. Resmi bir toplantı havasındaydı. Ön sıralara baktığımda yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu vardı.

“İSTANBUL VALİSİ EROL ÇAKIR, TUNCAY ÖZKAN DA İÇERİDE”

* Toplantıda basından kimler vardı?

Doğan Yıldırım: Epey zaman oldu hepsini hatırlamak zor ama şimdi Ergenekondan sanık olan Tuncay Özkan, Erol Mütercimler, Milliyet yazarı Yalçın Doğan ve şu an Doğan Medyasında görev alan birçok isim vardı. En ön sırada ise dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır’ın oturduğunu gördüm.

“BRİFİNG MEDYASI HEDEF ÜRETTİ, KOLLUK KUVVETİ DELİL, YARGISI MÜEBBET VERDİ”

O dönem yapılan anti demokratik uygulamaların hepsinin geri planında o toplantıda alınan kararların olduğunu biliyorum. Toplantıya katılan DGM hakimleri karşılarına gelen dosyaları buna göre değerlendirdi. Delil aramadı gerekçe önemli değildi. Brifing Medyası irticacı yaftasıyla hedef üretti, brifinge katılan kolluk kuvveti bu kişiler hakkında sahte delil üretti, yargısı ise dosyada suç var mı yok mu umursamadan irticacı diye yaftalanan kişilere müebbet hapis cezası ve hatta idam cezası verdi. İBDA-C davası Susurluk davası ve benzeri birçok dava bunun neticesi. Bunların araştırılması aydınlatılması lazım, bu anti demokratik uygulamaların deşifre edilmesi, hesap sorulması lazım. (Murat Alan / Yeni Akit)

Reklamlar

Emniyet Müdürüne 12 Eylül İnfazı

Mustafa Eryılmaz’ın öldürülmeden bir gün önce kendisini takip eden 2 kişiden şüphelendiği ve bu durumu da yakınlarıyla paylaştığı belirtildi. Eryılmaz’ın öldürülmeden 5 dakika önce telefonla aradığı oğlu Oğuz Eryılmaz, “Beni arayarak ’takip ediliyorum, birileri önümü kesiyor, takip edenler dün şüphelendiğim o 2 kişi. Durup onlarla konuşacağım, telefonumu da açık bırakıyorum’ dedi. 12 Eylül soruşturmalarından sonra babamın ismi de çok gündeme geldi. Olayın 12 Eylül ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum” dedi.

ANKARA’da dün akşam aracında ölü olarak bulunan 12 Eylül 1980 harekatı sonrası Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Siyasi Şube Müdür Yardımcı olarak görev yapan Hasan Eryılmaz’ın ilk otopsi raporuna göre, 5 santimetre ;mesafeden açılan ateş sonucu sol kulak arkasında girerek kafatasının arka tarafından çıkan tek kurşunla öldürüldüğü belirtildi. Mustafa Eryılmaz’ın öldürülmeden bir gün önce kendisini takip eden 2 kişiden şüphelendiği ve bu durumu da yakınlarıyla paylaştığı belirtildi. Eryılmaz’ın öldürülmeden 5 dakika önce telefonla aradığı oğlu Oğuz Eryılmaz, “Beni arayarak ’takip ediliyorum, birileri önümü kesiyor, takip edenler dün şüphelendiğim o 2 kişi. Durup onlarla konuşacağım, telefonumu da açık bırakıyorum’ dedi. 12 Eylül soruşturmalarından sonra babamın ismi de çok gündeme geldi. Olayın 12 Eylül ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum” dedi.

12 Eylül 1980 harekatı sonrası Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Siyasi Şube Müdür Yardımcı olarak görev yapan, ;bir dönem de Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı görevinde bulunan ;emekli ;emniyet müdürü Hasan Eryılmaz, akşam saatlerinde Ankara-Konya Karayolu İncek Mevkii’nde 06 ZUY 06 plakalı aracının içinde öldürülmüş halde bulundu. Eryılmaz’ın cenazesi yapılan ilk incelemenin arıdndan otopsisi yapılmak üzere Keçiören Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı.

5 SANTİMDE ATEŞ EDİLMİŞ

Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Eryılmaz’ın, ;ilk rapora göre 5 santimetre ;mesafede açılan ateş sonucu sol kulak arkasında girerek kafatasının arka tarafından çıkan tek kurşunla öldürüldüğü belirlendi. Bu arada Eryılmaz’ın aracının sağ koltuğunda bulunan beylik tabancasının ise ateşlenmediği iddia edildi. Cinayet büro dedektifleri ise cinayetin oluş şeklinin çok profesyonelce olduğunu, olayı gerçekleştiren kişi veya kişilerin ;cinayeti planlayarak gerçekleştirdiklerini belirtiler.

Bu arada cinayetin meydana geldiği mevkiinin kör ;noktada olması ve mobese kameraları tarafından görüntülenmeyen alanda olması da dikkat çekti.

Otopsisi tamamlanan Eryılmaz’ın cenazesi yakınları tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alınarak İbni Sina Hastanesi Morgu’na kaldırıldı. Eryılmaz’ın yarın Kocatepe Camii’sinde öğle namazına mütakip kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verileceği öğrenildi. ;

’OĞLUNU ARADI VE ÖLDÜRÜLDÜ’

Mustafa Eryılmaz’ın öldürülmeden bir gün önce kendisini takip eden 2 kişiden şüphelendiği ve bu durumu da ;yakınlarıyla paylaştığı ;belirtildi. ;Eryılmaz’ın Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) görevli oğlu Oğuz Eryılmaz, babasının öldürülmeden 5 dakkika önce kendisini aradığını belirterek şunları söyledi:

“Beni arayarak ’takip ediliyorum, birileri önümü kesiyor, takip edenler dün şüphelendiğim o 2 kişi. Durup onlarla konuşacağım, telefonumu da ;açık bırakıyorum’ dedi. Bunun üzerine hemen evden çıkarak babama doğru gittim. ; Telefon da kısa bir süre sonra kapandı. Gittiğimde babamı öldürülmüş halde buldum. Aracı ;çalışır vaziyette, ;silahı ise sağ koltuğundaydı. Büyük ihtimalle babam kendisini takip edenlerle konuşmak üzere durdu. O sırada olası bir saldırı karşısında çantasında olan silahını çıkartarak ;sağ koltuğu ;bırakmış. Ancak durur durmaz saldırıya uğramış.”

’12 EYLÜL HESAPLAŞMASI’

Babasının kimseyle bir ;sorununun bulunmadığın, tek kuruş bile alışverişinin olmadığını kaydeden oğul Eryılmaz, ;”Babamın alacak verecek veya başka bir alış verişi yoktu. ;12 Eylül soruşturmalarından sonra babamın ismi de çok gündeme geldi. Olayın 12 Eylül ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Onun dışında aklımıza hiç birşey gelmiyor” dedi.

TANIKLAR 2 KİŞİ GÖRDÜ İDDİASI

Bu arada polisin bilgisine başvurduğu görgü tanıklarının, olay sonrası iki kişiyi kaçarak uzaklaşırken gördüklerini söyledikleri öne sürüldü. Geniş çaplı soruşturma başlatan polis ekipleri ise Eryılmaz’ın aracının geçtiği alanlardaki Mobese kameralarını incelemeye aldı.

KRİTİK GÖREVLER

Eryılmaz’ın Siyasi Şube Müdür Yardımcısı olduğu 12 Eylül döneminde bir silahlı çatışmada ağır yaralandığı öğrenildi. 2001’de Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı görevini de yürüten Eryılmaz, 2009’da emekliye ayrıldı. İki çocuk babası Eryılmaz, aynı zamanda Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin yönetim kurulu üyesiydi.

Emniyet de 28 Şubat sürecinde psikolojik harekat planı uygulamış

Emniyet de 28 Şubat sürecinde psikolojik harekat planı uygulamış

Yeni yayınlanan bir belgeye göre 28 Şubat sürecinde Emniyet Genel Müdürlüğü de Yavuz Psikolojik Harekat Planı adı altında faaliyet planı uygulamış

Postmodern darbe 28 Şubat’ın ardından insanların fişlenmeye devam edildiği ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen ‘Yavuz PH Planı’yla 1998 yılında vakıf, dernek, yurt, Kur’an kursu, şirket ve camiler fişlenmiş.

‘Gizli’ ibareli ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Halil Tuğ imzalı ‘Yavuz PH Planı’nda, şu ifadeler yer alıyor: “Genel Müdürlüğümüzce uygulanan Yavuz Psikolojik Harekat Planı kapsamında, laikliğin iç ve dış tehlikelere karşı korunmasına yönelik olarak 1998 yılı içerisinde icra edilecek faaliyetleri içeren faaliyet programı ekte gönderilmiştir. Planın uygulamasında milli menfaatlerin zedelenmemesi için gizliliğe riayet edilerek yetkisiz şahıs ve kuruluşlara açıklanmamasını; bu doğrultuda icra edilecek uygulamalar neticesinde yapılan değerlendirmelerin Ağustos ve Kasım aylarının ilk haftasında EK-2 faaliyet programı sonuç rapor çizelgesine uygun olarak tanzim edilmesini ve Genel Müdürlüğümüz Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlığı’nda olacak şekilde gönderilmesini konu üzerinde hassasiyetle durularak herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini rica ederim.”

Merkez teşkilat, 80 il emniyet müdürlüğü ve eğitim kurumlarına gönderilmesi istenen emrin eklerinde ise 3 sayfa faaliyet planı, 1 adet faaliyet program dönüşüm sonuç raporu bulunuyor.

Söz konusu belge, gazeteci yazar Aslan Değirmenci’nin kaleme aldığı ve Çıra Yayınları’ndan çıkan ‘Belgeleriyle 28 Şubat‘ın Çözülen Kodları’ adlı kitapta yer aldı. Belgede, yurt içi ve yurt dışında Türkiye’ye yönelik yürütülen irticai faaliyetler konusunda ‘kamu görevlilerinin aydınlatılması, aday memurların aydınlatılması, belli bir program dahilinde Emniyet teşkilatı mensuplarının aydınlatılması, kamuoyunun aydınlatılması’ isteniyor.

Yapılacak tüm faaliyetlerde TV, radyo, gazete, seminer gibi yöntemlerden faydalanılması, aydınlatma için bilim adamlarından destek alınılması, irticai faaliyetlere karışanlar hakkında yasal işlem yapılması, kıyafet genelgesinin uygulanmasının sağlanması, irticai faaliyetlerde bulunan vakıf, dernek, yurt, Kur’an Kursu, şirket ve camilerin takibi ve kontrolü isteniyor. İrticai faaliyetlere karışan kamu görevlileri hakkında yasal işlem yapılması, kıyafetle ilgili Başbakanlık genelgesinin uygulanmasının sağlanması talep ediliyor.

CHA