28 Şubat’ta Milyonlarca İnsan Fakirleşti, 28 Şubat Destekçileri Zenginleşti! -Video-

Dudak uçuklatan rakamlar! 28 Şubatçıların Mal Varlıklarına Bakılsın
A Haber Siyaset Danışmanı Hüseyin Kocabıyık Duygu Leloğlu’nun sunduğu Satır Arası Programı’na konuk olmuştu.

Programda “28 Şubat’ta halkın 80 milyar dolarını gazeteciler çaldılar” iddiasını yineleyen Kocabıyık şöyle konuştu; “Merkez medya olmasaydı 28 Şubat yaşanmazdı. O zamanın Hürriyet Gazetesi ile Sabah Gazetesi attığı manşetlerle yaptığı haberlerle darbeye zemin hazırladılar.”

Bakanların şantajla istifa ettirilmesi konusunda da konuşan Kocabıyık, “Amiyane tabirle korkak politikacılar bu zokayı hep yutuyorlardı. O gazetecilerin elinde dosya filan yoktu. Sadece duyum vardı. Yolsuzluğa batmış politikacılar bu şantajlara boyun eğiyorlardı. Halbuki dosyalar ses kasetleri deliller devleti yöneten siyasetçilerin elindeydi. Bahattin Yücel olayı da öyleydi” dedi.

Kocabıyık ö28 Şubatçıların Mal Varlıklarına Bakılsın

nemli bir iddiayı da A Haber ekranlarında dile getirdi.”Emin Çölaşan’a aylık 15 bin dolar maaş yılda da 1 buçuk milyon dolar prim verildiğini Ertuğrul Özkök açıklamıştı” diyen Hüseyin Kocabıyık “Başbakan’ın malvarlığının didik edildiği ülkemizde zaten çok yüksek maaş alan bir köşe yazarına bu prim neden veriliyordu bu da araştırılsın” dedi.

Reklamlar

Bu köşe yazarları tecavüzcü mü?

Salih Tuna/Yeni Şafak

Alper Görmüş haklı; “darbe suçunu tecavüz suçu gibi görmedikçe” tehlike tastamam geçmiş sayılmaz.

Bakmayın siz bugün “Ben yapmadım, sen yaptın” şeklinde birbirlerini gammazlayıp durduklarına. 

Bunların cibilliyetlerine hiç güven olmaz.

Bugün yaptıkları araziye uymaktan ibaret. Zaten uymayacaklar da ne olacak; “28 Şubat Davası”nın eli kulağında. 

Yaptıklarının bir bir hesabı sorulacak!

Emin Çölaşan’ın Org. Çevik Bir’e, “Siz onu bırakın darbe yapacak mısınız, yapmayacak mısınız” sorusunu yönelttiğini Ertuğrul Özkök geçenlerde nakletmişti.

Alper Görmüş de bu halin vahametini ortaya koymak için “tecavüz metaforunu” mahut söze uyarladı:”Siz onu bırakın, sırada yeni bir tecavüz var mı yok mu?” (28 Şubat 2012, Taraf)

Buradaki “yeni tecavüz” ifadesi çok kuşatıcı olmuş. 

Çünkü 28 Şubat sürecinden sonra Balyoz, Sarıkız, Ayışığı adlı bir yığın tecavüz girişimi ortaya çıktı. (Bir de “e- tecavüz” gerçekleştirildi 27 Nisan 2007’de.)

İmdi, “tecavüz metaforu” eşliğinde “28 Şubat Davasını” tahayyül edelim.

Ertuğrul Özkök: Hakim bey, tecavüze direniş gösterilirse silah kullanırız denilmeseydi, durduk yere “Gerekirse silah kullanırız” manşetini atmazdım. 

Paşa 1: Yalan söylüyor. Ben öyle bir şey söylemedim. Balans ayarı yaptım sadece.

Ertuğrul Özkök: Ben mi yalan söylüyorum! Şu yanınızdaki paşa da “Bu tecavüz bin yıl sürecek” dememiş miydi?

Paşa 2: Bugünün demokrat köşe yazarları dahil medya, işadamları, sivil toplum örgütleri hepiniz büyük bir iştiyakla yumulduğunuzu görünce böyle söyledim. Bu bir tespitti, dilek değil. Ben öyle kimi paşalar gibi Merhum Başbakana “pezevenk” falan demedim.

Paşa 3: Kim demiş, kim demiş. Hepsi montaj, hepsi komplo. 

Bayram Meral: Hakim bey “sivil toplum” diyerek bana da laf sokuluyor. 5’li çetenin diğer temsilcileriyle beni bir tutamazsınız. Benim rahmetli Erbakan’la çekilmiş fotoğrafım var. 

Uğur Dündar: Biz namuslu gazetecilik yaptık. Birileri gibi süreçlere ayarlı şekilde kepenk açıp kepenk kapatmadık.

Ali Kırca: Ne olmuş “Siyaset Meydanı”nın kepenklerini kapatmışsam. Senin gibi Erbakan ve Çiller arasındaki pazarlığa ilişkin ses kasetlerini ele geçirdik deyip de, Şevki Yılmaz’ın kasetlerini yayımlamadım.

Hakim: Susun, kendi aranızda konuşmayın. Bulmuşsunuz körpecik demokrasiyi hepiniz tecavüz etmişsiniz işte.

Oktay Ekşi: Hakim Bey, “körpecik demokrasi” deyiminize katılmıyorum. Sanki kız oğlan kız demokrasimiz varmış da arkadaşlar bozmuş. 27 Mayıs ve 12 Eylül vesilesiyle demokrasimiz bayağı kaşarlanmıştı zaten.

Paşa 1 (yanındaki paşaya fısıldar): Şimdi de darbeleri andıçlamaya başladı.

Paşa 2 (fısıldayarak karşılık verir): Alçakları tanıyalım.

Zülfü Livaneli: Hakim bey haklı beyler. Üzgünüm ama yaptığınız buydu.

Paşa 4: Pardon, üzgün müsün? O günlerde Ankara’da miting gibi konserler verip destek vermemiş miydin? 

Vural Savaş: Demokrasimiz “kandan beslenen vampirlere” bile veriyordu. Biraz “militan” olsun, öyle her sandıktan çıkana vermesin istedim

Aydın Doğan: Şayet bu tecavüze Ertuğrul Özkök iştirak etmiş veya teşvik etmiş, hatta peçete tutmuşsa bile şerefsizdir, ahlaksızdır; hep birlikte Ertuğrul’u asalım.

Ertuğrul Özkök: Yahu patron sen de otomatiğe almışsın. Niye yine ben asılıyorum. Bak ben bir konuşursam var ya, hepimiz yanarız. Beni baskı altında tutmayın. Baskıya gelemem anında dönek olurum. “Çok bastırırsanız, ‘Tamam yaptık’ dediğiniz anda bir bakarsınız, neticede iki ‘dönek’ çıkmış.”

Aydın Doğan: Hakim bey o “döneklerden” biri ben değilim, Ahmet Hakan’ı kastediyor.

Zafer Mutlu: Biz tamamen gazetecilik refleksiyle hareket ettik. Hürriyet gazetesi Sincan’da yürütülen tankların fotoğraflarını çekince, rica ettik bizim için de tekrar yürüttüler.

Reha Muhtar: Tecavüzcü olsaydım, generalin teşekkür listesinde adım olurdu.

Fatih Altaylı: “Erbakan ve Çiller’in fotoğrafını klozete koyun” şeklindeki önerim, klozetlerin çok satması için yapılan ticari bir öneridir.

Fatih Çekirge: 28 Şubat’ın tecavüzcüleri arasında yer alsaydım, türbanlı köşe yazarları beni yaş gününe çağırmazlardı. 

Fikret Bila: Biz cuntacıların demokrasiye tecavüzünü yazdık. Demokrasimiz cuntacılara tecavüz etseydi, onu da yazardık.

Süleyman Demirel: 28 Şubat’ta sistem işlemiştir. Yalan söylüyorsam Ertuğrul Özkök’ü hep birlikte asalım.

Ertuğrul Özkök: Lan…

ÇYDD Başkanı Çelikel’in 28 Şubat İHL İtirafı ve Din Kültürü Ve Ahlâk Dersi Kaldırılsın Talebi!

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Aysel Çelikel’in cümlelerinde hem itiraf hem de istek vardı.  28 Şubat ürünü İHL itirafında bulunurken, Din Kültürü ve Ahlak dersinin kaldırılmasını istedi.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Aysel Çelikel, ilginç bir itirafta bulunarak, ÇYDD’nin imam hatip liselerinin önünü kesmek için kurulduğu imasında bulundu.

Çelikel, “ÇYDD kurulduğunda, bir mücadele verirsek imam hatiplerin önü kesilir, çizgiye gelir, işte devlete bağlanır ümitlerimiz vardı. Şu anda böyle bir ümit taşımıyoruz. Çok fazla imam doktor, imam avukat, her türlü kadroları yetişti. Artık din kültürü ve ahlak dersi kaldırılmalı.” dedi.

Devrim Yasaları´nın yürürlüğe girmesinin 88. yıl dönümü dolayısıyla, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), ÇYDD ve Eğitim-İş Sendikası Eskişehir Şubeleri tarafından panel düzenlendi. Tepebaşı Belediyesi Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe, CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ve Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir konuşmacı olarak katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen´in moderatörlüğünü üstlendiği paneli, Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, Tepebaşı belediye Başkanı Ahmet Ataç, Baro Başkanı Rıza Öztekin, gazeteci-yazar Emin Çölaşan da izledi.

Panelde konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Aysel Çelikel, ÇYDD’nin imam hatip liselerinin önünü kapatmak için açıldığını ima ederek, dinin ise ulus kavramının önüne geçmesi halinde tehlike getiren bir unsur olduğunu iddia etti.

DİN ULUS KAVRAMININ ÖNÜNE GEÇERSE TEHLİKE GETİREN UNSURDUR

“Din önemli bir bağdır, önemli bir sosyal olaydır.” diyen Çelikel, “Ama tek başına ulus kavramının, kimliğinin içine geçmeye gücü varsa da tehlikeyi de beraberinde getiren bir unsurdur. Bütün dünyada ulusal kimlik olayı, resmi tarihle birlikte oluşuyor. Biz Atatürk Cumhuriyeti olarak ulus devlet kurduk. Bu ulus devlet demokratik, insan haklarına, hukuk devletine saygılı, laik ve sosyal bir devlet olacak. Bundan asla vazgeçmeyiz. Bu bizim için ulusalcılıksa evet biz ulusalcıyız. Hiçbir ulus tarihine arka dönemez.” diye konuştu.

Çelikel, konuşmasında ilginç itirafta da bulundu. Çelikel, şöyle dedi: “ÇYDD 23 yıl önce kurulduğu zaman, bir mücadele verirsek imam hatiplerin önü kesilir, çizgiye gelir, işte devlete bağlanır ümitlerimiz vardı. Şu anda böyle bir ümit taşımıyoruz. Çok fazla imam hatip liseleri var. Nedir, ne yapmıştır, amaçları nelerdir? Bilmiyoruz zaten. İmam doktor, imam avukat, her türlü kadroları yetişti. Şimdi Anayasa yapılırken yeni bir sorunla karşı karşıyayız. Bu konuda diri olmalıyız. Din Kültürü ve Ahlak öğretimi dersi 1982’de kondu. Bunun nasıl uygulandığını biliyoruz. Uygulamalı suni İslam öğretildi. Camiye götürdüler. Bu dersin amacı bu değil aslında. Bu dersin mutlaka kaldırılması lazım.”

İmam hatiplerin üniversitelere girmesini kabullenemeyen Çelikel, “Meslek lisesi kapsamına alınmasıyla bütün meslek liselilere üniversiteye girebilir imkanı verildi. Böylelikle de birçok imam hatipli üniversiteli oldu. Hukuk fakültesinde görevli olduğum dönemlerde bile birçok imam hatipli bu okula kaydını yaptırdı.” dedi.

28 ŞUBAT DARBESİ

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Arka plan

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti olmuştur.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi’nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.
28 Şubat ortamı RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı iddia edilmektedir. Bu olaylar;
2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler[hangileri?] muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:
“ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ”
Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.
4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.
11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 Şubat kararları

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı.[8] 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 Şubat sonrası gelişmeler

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadi
13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.
21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.