ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN’E AÇIK ÇAĞRI

Sayın Bakan,

 

İstanbul Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Noel Baba Operasyonu”ndan verilen cezanın infazına başlanmasıyla birlikte, 25 Ocak 2000 tarihinde Metris Cezaevi’nde, 17 saat boyunca kurşun ve kimyasal bombalarla katledilmekden kurtulan İbda bağlılarının tutuklanmaları başladı.

Şu ana kadar, Hüseyin Yeşilyurt, Şaban Çavdar, Mehmet Şişmanoğlu, Mustafa Günaydın, Gökhan Altınsoy tutuklandı. Furkan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun evine “hırsız ve polis” aynı anda “tesadüfen” baskın yaptı! 

Cezaları Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleşen İbda bağlılarının başka davalardan içeride tutuklu kalmalarından ötürü “yatar”ları olduğundan, avukatları aracılığıyla verdikleri “mahsup dilekçeleri”nin sonucu bile beklenmeden, görevli hâkimin, “alırım, mahsubu sonra yaparım!” yorumu da işin bir başka ilginç noktası.

Olaylar bu yönde gelişirken, 28 Şubat’ın tabiî bir neticesi hâlinde cezaevlerindeki Müslüman tutsaklardan İbda bağlılarına yönelik gerçekleşen 25 Ocak 2000 Metris “Noel Baba” kod isimli askeri saldırının içyüzüne dair yeni gelişmeler ortaya çıkmakta. 

25 Şubat 2012, bugün Yeni Akit Gazetesi’nde “CEZAEVİ İSYANI ETÖ TEZGÂHI” başlıklı haber “isyan”ın arkaplanını ortaya koyar niteliktedir. 

Habere göre; 
Önceki gün Ergenekon davası ile birleştirilen “Şile kazıları davası”nın tutuklu sanığı Okan İşgör’ün, Ergenekon tarafından 2000 yılındaki kanlı cezaevi olaylarında kullanıldığı belirlendi. 

Yerleştirildiği Metris Cezaevi’nde mahkûmları isyana teşvik ettiği belirlenen İşgör’ün, tutuklulara, “içeride silah var mı, nasıl bomba yapılacağını biliyorum, size öğretebilirim” şeklinde telkinlerde bulunduğu vurgulandı. Olaylar sonrası 2 No’lu DGM’de görülen isyan davasında SUÇLAMALARIN TAMAMINI KABUL EDEN TEK SANIK OLAN İŞGÖR’ÜN, YARGILAMA SONUNDA BERAAT EDEN TEK SANIK OLMASI ise bir başka skandal olarak yorumlandı. 

Yeni Akit Gazetesi’nde çıkan haber bu.

Haber metinini içerisinde, yargılanan sanıkların Okan İşgör hakkında mahkemede bilgi verdikleri de kaydedilmekte. 

Fakat bilindiği üzere bütün bu açıklamalara rağmen “Noel Baba Operasyonu” davası, zamanaşımının “uzun yorumu” nedeniyle sanıkların cezalarının Yargıtay tarafından onaylanması ile geçtiğimiz günlerde neticelenmişti. 

Adalet Bakanlığı’na, 28 Şubat süreci inceleyen özel yetkili savcı Mustafa Bilgili’ye buradan sesleniyoruz!

Yargıtay aşamasında olmasından dolayı evraklar arasına sokulmayan ve Okan İşgör’ün AJAN PROVOKATÖR ve Ergenekon bağlantısını kanıtlayan “Şile Kazıları İddianamesi”nden tutuklu olma gerçeği ortadayken, bu “Noel Baba Operasyonu” davasının adalet duygusu ve hukuk kuralları içerisinde gerçekleştiğine inanıyor musunuz?

Okan İşgör’ün Ergenenkon bağlantısı ortaya çıkmış olmasına rağmen, bunu kaale almayan bir davanın neticesi ile insanların evlerinden, üstelik “mahsup dilekçeleri”nin akıbetini beklemeden bir “hamaratlıkla” tutuklanıp cezaevlerin konulmalarını 28 Şubatçılar’ın hâlâ hayatta ve aktif olduklarının bir delili olarak açıklamak mümkünken, bu açıklamanın HÜRRİYETLERİ ELLERİNDEN ALINAN SANIKLARA nasıl bir yarar sağlayacağını açıklamanız mümkün mü?

Adalet Bakanı olarak, Hırant Dink suikastı davasının kimseyi tatmin etmeyen kararına karşı “sert çıkışı”nıza binaen, hem İbda bağlısı insanlar özelinde tüm müslümanlara, hem de 28 Şubat soruşturması nedeniyle AK Parti hükümetine yönelik alenen bir gözdağı olarak görülmesi gereken Yeni Akit gazetesindeki ifşaat karşısında, TAKDİR HAKKINIZI KULLANMANIZI, bu davanın yeniden ele alınması için gerekli çalışmalara başlamanızı, mahsup dilekçeleri bile verilmiş olan kişilerin alelacele tutuklanmalarının önüne geçmek için BU SON ÇIKAN BİLGİYE DAYANARAK İNFAZLARIN DURDURULMASI İÇİN TALİMAT VERMENİZİ beklemek, bu ülkede hâlâ Adalet duygusu kaldığına inanmamız için İLK ADIM olacaktır!

Durdurun bu hukuksuzluğu!

Durdurun bu zulmü!

Durdurun bu haksızlığı!

Durdurun bu adaletsizliği!

FURKAN DERGİSİ 

Reklamlar

“Noel Baba Çocukları”nın Saadeddin Ustaosmanoğlu’na Komplo Girişimi!

 

“28 Şubatçı Klik Hayatta!”

26 Ocak 2000 tarihinde Metris Cezaevi’ne, EMASYA uygulamasına göre yapılan ve ismi “NOEL BABA” askerî operasyonunda bilindiği üzere Sencer Kartal isimli tutuklu şehid edilmiş, 15 tutuklu da ağır biçimde yaralanmıştı. 

Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Kaya Kaabacaoğlu tarafından açılan dava, 12 sene sonra bitmiş ve Yargıtay’ın onaylaması ile başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere 35 tutukluya üç sene altı ay hapis cezası verilmişti. 

Davada ceza alanların başka davalardan tutuklu kalma süreleri olduğundan ve bunlar da aldıkları cezaları karşıladığından “mahsup dilekçeleri” avukatları kanalıyla ilgili mahkemeye ulaştırılmıştı. 

Fakat bütün bunlara, tam da 28 Şubat’ın yıldönümü gelirken, 28 Şubatçı kliklerin hâlâ hayatta olduklarını gösterircesine bir uygulamaya geçilmiş ve mahsup dilekçeleri olan insanların, Hasan Yeşilyurt ve Şaban Çavdar tutuklanmışlardır. 

Çok daha ilginç olan ise, 28 Şubatçı kliklerin kendilerine o günlerde ve şimdi karşı koyanlara karşı garazkârane tutumlarını ortaya koyan girişimlere de şahid olmaktayız.

FURKAN DERGİSİ genel yayın yönetmeni ve Mahmud Efendi Hazretleri’nin yeğeni SAADEDDİN USTAOSMANOĞLU’nun evine dün akşam HIRSIZ ve POLİS aynı anda gelmiştir! 

SAADEDDİN USTAOSMANOĞLU’nun evinin olduğu sokağı, Fatih Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler iki ucundan kesmişken, apartmana giren birisi Ustaosmanoğlu’nun dairesinin kapısını açmaya çalışırken, ev sakinlerini kapıyı açmaları üzerine, polisin ‘güvenlik’ önlemi aldığı sokaktan kaçarak uzaklaşıyor. 

Hâdiseden iki saat sonra da, yine aynı ekip, “burada kavga çıkmış, şikâyet var” diye tekrar eve gelerek açık bir provokasyon yapmaya kalkışmıştır. Saadeddin Ustaosmanoğlu’nu evde bulamayan ekipler, Ustaosmanoğlu’nun bulanabileceğini düşündükleri adreslere gidip, ikamet sahiblerini rahatsız etmişlerdir.

FURKAN DERGİSİ avukatları gerekli kanunî işleme başlayacaklarını ve ellerinde olayın baştan sonra kamera kaydı olduğunu, kimliklerin ve buna göz yuman polislerin tek tek ortaya çıkarılacağını söylemişlerdir. 

Evet, 28 Şubatçı klik hâlâ hayatta ve kendisine direnenlere karşı alçakça komplolar kurmaya devam ediyor. 

 

28 Şubat’ın hesablaşması yapılacaksa, brifing almış savcı ve hâkimlerin baktıkları tüm davaların YENİDEN MUHAKEME SÜRECLERİNİN başlatılması ve bu davaların İNFAZLARININ DA DURDURULMASI elzemdir!

Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun evine karşı yapılan bu komplo, bu infazların durdurulmalarının en haklı gerekçesi değil de nedir?

FURKAN DERGİSİ

28 ŞUBAT DARBESİ

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Arka plan

Refah Partisi 1995 Genel Seçimlerinde birinci parti olmuştur.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP-ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi’nin güven oylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükümet (Refahyol hükümeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.
28 Şubat ortamı RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı iddia edilmektedir. Bu olaylar;
2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler[hangileri?] muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
Kayseri’nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye’de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söyledi. Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:
“ Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur. ”
Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi.
Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
30 Ocak 1997’de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.
4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a birkaç mektup gönderdi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ‘irtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi.
11 Şubat’ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara’da yapıldı.

28 Şubat kararları

28 Şubat’ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı.[8] 28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

28 Şubat sonrası gelişmeler

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadi
13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, MGK kararlarını imzalamak zorunda kalmış ve daha sonra bu kararları imzalamadığını sadece ön yazıyı imzaladığını iddia etmiştir.
21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.