28 ŞUBAT Darbesi

Belgeleriyle 28 Şubat


28 Şubat’ın en önemli aktörü Orgeneral Çevik Bir’in tanımıyla “postmodern darbe”nin üzerinden 15 yıl geçti. Rejim, Cumhuriyet tarihi boyunca mücadele ettiği ideolojik görüşün sandıktan birinci parti çıkmasının şokunu yaşıyordu. Öyle ki siyasi parti liderlerinin bırakın hükümet kurmayı, nezaketen görüşmeyi bile reddettiği bir ortamda DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ile RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, 28 Haziran 1996’da Refahyol hükümetini kurdu. 11 aylık Refahyol hükümeti, 28 Şubatkararlarının baskısıyla 17 Haziran 1997’de istifa etmek zorunda kaldı. 

Bir süre sonra RP ve ardından kurulan Fazilet Partisikapatıldı. İrtica, Türkiye Cumhuriyeti için birinci öncelikli tehdit haline geldi. Bu husus, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne de dahil edilerek MGK’nın 31 Ekim 1997 toplantısında kabul edildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun “Bin yıl sürecek” dediği 28 Şubat süreci, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından hazırlanan raporlarda nasıl ortaya konulmuştu? 

HABERTÜRK, 17 Mart 1998 tarihli Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nın “İrtica ne durumdadır?” adlı raporunu yıllar sonra gün yüzüne çıkardı. Bu yazı dizisinde, 28 Şubat’ın niçin yapıldığına ilişkin çarpıcı analizler okuyacaksınız.

28 Şubat diye bilinen “postmodern darbe”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin irticayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti için öncelikli tehdit olarak gören raporuyla başladı. Bugüne kadar gün ışığına çıkmayan bu dönemin “perde arkası”, Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı’nın “İrtica ne durumdadır?” başlıklı çalışmasında net bir şekilde görülüyor. 

Türk Silahlı Kuvvetleri, 1990’ların başında “bölücü terörü” öncelikli tehdit olarak görüyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri bu dönemde birinci önceliği terörle mücadeleye verdi. Bu mücadeleyi yürütmek için de 1992 yılında “Güven Çalışma Grubu” adı altında bir yapı kurdu. Güven Çalışma Grubu’nun terörle mücadelenin esaslarını belirleyen harekât konseptinde “TSK, terörle mücadelenin hukuki sorumluluğu İçişleri Bakanlığı’nda olmasına rağmen iç tehditteki gelişmeler nedeniyle anayasal ve yasal görevlerinin gereği kendiliğinden terörle mücadelenin fiili sorumluluğunu üstlenmiştir” yazıyordu. 

Ancak TSK, 1990’ların ikinci yarısı gelip Erbakan’ın Refah Partisi seçimlerden birinci parti çıkınca ve Refahyol iktidarı işbaşına gelince birinci öncelikli tehdit olarak “irticayı” görmeye başladı. Ve Güven Çalışma Grubu’nun terörle mücadelede elde ettiği başarıyı örnek göstererek, irticayla mücadele için de “Batı Çalışma Grubu”nu kurdu. 

‘TÜRKİYE’Yİ KORUMAK TSK’NıN GÖREVİ’ 
TSK irticayla ilgili raporunda “İrticayla mücadelenin hiçbir siyasi yanı yoktur” vurgusu yapıyor ve yapılanları “Anayasa ve yasaların Türkiye’yi içten ve dıştan gelecek her türlü tehdide karşı korumak ve kollamak görevini de TSK’ya vermiş olması nedeniyle” yasallaştırıyordu. 28 Şubat’ın gerekçesi olan ve yapılanları ele alan 1998 tarihli raporda, Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) çalışmalarından da övgüyle söz ediliyordu. 28 Şubat’ı yapan ve yöneten grup olan Batı Çalışma Grubu için şöyle deniyordu: “BÇG de 1992’deki GÇG’ye benzer bir tarzda emirle teşkil edilmiştir ve irticayla mücadelede Batı Harekât Konsepti’ni hazırlamıştır.” 

‘RP, DİNE DAYALI DEVLET KURACAK’ 
Raporun Refah Partisi’yle ilgili bölümündeki tespit şuydu: “RP’nin yüzde 3 ile başlayan oy oranının 1995’te yüzde 21.4’e yükselmesi, din esaslarına dayalı devlet ni za mı kurma arzusu, demokrasi şemsiyesi al tın da maalesef gözden kaçmıştır.” Yine aynı raporda, TCK’nın “dine dayalı devlet kurma” yönündeki propagandayı suç kabul eden 163. maddesinin kaldırılmasıyla, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin meşru müdafaasız kalmasına neden olunduğunun altı çiziliyordu. Raporda, Refahyol hükümeti döneminde başta İçişleri, Adalet, Sağlık bakanlıklarıyla mahalli idarelerdeki kadrolaşmanın laik Cumhuriyet’i yıkmaya yönelik eylemlere hız kazandırdığı, irticanın rejime yönelik ciddi bir güvenlik sorunu ortaya çıkardığı belirtiliyordu. Konunun 28 Şubat 1997’de MGK’da görüşülmesinden sonra bir dizi kararlar alındığı, ancak geçen süreçte bunun uygulanmadığı ve irticanın daha da hız kazandığından bahsediliyordu.

İŞTE İRTİCANIN STRATEJİSİ
– Kesinlikle İslami kimliği ön plana çıkarmadan siyasi alanda teşkilatlanmayı muhafaza etmek. 
– Ülke genelinde siyasi, sosyal ve ekonomik bunalımlar yaratarak toplumun siyasal İslam’ı tek çözüm olarak görmesini sağlamak. 
– Yurtdışı gelirleri ve elde ettikleri yerel yönetimlerin imkânını kullanarak irticayı destekleyen sermayeyi geliştirmek, bu güçle halk iradesini satın alarak İslam diktatoryasına kayışı garantilemek. 
– 8 yılık kesintisiz eğitim nedeniyle imam hatip liselerinin orta kısmının kapatılmasından doğan dini eğitim boşluğunu, özel okullar açarak telafi etmek. – Siyasal iktidarı kaybetmekte başlıca faktör olarak gördükleri TsK’yı her türlü vasıtayı kullanarak yıpratmak. 

Raporda, RP’yi kapatan anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararıysa “cumhuriyet tarihinin en önemli irtica belgesi olarak tarihteki yerini almıştır” biçiminde değerlendirildi.

İRTİCAYA KARŞI ALINAN ÖNLEMLER
“55’inci hükümet, 28 Şubat MGK kararlarının uygulanmasını takip ve koordinasyon amacıyla üst düzey bir kurul oluşturmuştur. Bazı genelgeler yayınlayarak eğitim, kılık kıyafet ve yayınların kontrolü ile irticai sermayenin takibini yapmaktadır. Hem irticayla mücadeleyi yurt sathına yaymayı hem de tüm devlet kadrolarını bu mücadelede görevlendirmeyi amaçlayan ‘İlçe Merkezli Denetim sistemi’ oluşturulmuştur. Bu teşkilatlanmayla paralel bir rapor istemi de kurularak işletilmeye başlanmıştır. Başta laiklik ilkesinin korunması olmak üzere irticayla mücadelede ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerle ilgili hazırlıklar hükümete sunulmuştur. Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Merkezi’ne kendiliğinden müracaat ederek çalışmalara katılmıştır.”

‘İSLAMİ SERMAYE 337 TRİLYONA ULAŞTI’
“İrticayıcayı destekleyen 7 büyük holding, 4 bin şirket, 11 özel finans kurumu, 4 binin üzerinde vakıf ve dernek bulunmaktadır. A’ya 1997’de 553 milyar TL, Y.’ye 1998’de 3.1 milyon TL, K.’ye 8.5 trilyon, Ü’ye 6 trilyon verilmesi irticayı sermayenin ekonomide söz sahibi olmasını sağlamıştır. 1995’te 20 milyar sermayeyle kurulan K. 2 yıl içinde sermayesini 5 bin kat artırarak 100 trilyona çıkarmıştır. Özel finans kurumları, mili ekonomiye alternatif ayrı bir İslami sistem oluşturmaktadır. Bu finans kuruluşlarının 1990’da 1.7 milyon TL olan aktifleri 1997’de 337 trilyona ulaşmıştır. Bu kaynak ile irticaya destek veren kuruluşlar, akıl almaz bir süratle büyümüşlerdir.” 

23 aralık MGK toplantısında özel finans kurumlarının durumları görüşülmüş ve hükümetten, özel finans kurumlarının durumlarının düzenlenmesi ve Bankalar Yasası’na benzer yasal düzenlenme yapılması istenmiş tir.

RAPORDAKİ 2. BAŞLIK GÜLEN HAREKETİ
17 Mart 1998 tarihli raporda Refah Partisi’nden sonra üzerinde en çok durulan konu Fethullah Gülen ve cemaatiydi. Raporda Gülen’in hedefinin “okullarında beyinlerini yıkadığı gençlikle oluşturacağı toplum vasıtasıyla laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti olan TC’yi sona erdirip yerine şeri yasaların hâkim olduğu İslam devletini kurmak” olarak açıklanıyordu. 

Bu amaca hizmet ettiği söylenen ve Gülen’e bağlı olduğu iddia edilen 182 okul, 300 dershane ve 240 yurttan söz ediliyordu. Bu kurumların 200 civarında vakıf ve yine 200 civarında şirket tarafından desteklendiği belirtilen raporda, yurt dışında ve özelikle de Orta Asya’da açılan okullardan duyulan rahatsızlık dile getiriliyordu.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin’in ilk kez yayınlanan “İrticai Faaliyetler ve Cumhurbaşkanlığı’nda Yapılan Çalışmalar” başlıklı günlüğünde, adım adım 28 Şubat’a giden süreç anlatılıyor. Günlüğe göre 17 Ocak 1997’de Genelkurmay’a davet edilen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e, “ irtica” brifingi veriliyor 

‘GENELKURMAY BRİFİNGİNİN ARDINDAN DEMİREL BİR ÇALIŞMA GRUBU KURDU’
OCAK 1997’ye gelindiğinde devlette kılıçlar çekildi. Herkesin aylarca merak ettiği Cumhurbaşkanı Demirel’in tutumuydu; aslında Demirel, çoktan rengini belli etmişti. Ancak yine hükümete açıktan muhalefet etmiyor; en azından kamuoyuna daha ortada bir izlenim veriyordu. Bir süre TSK’nın kendisine ilettiği rahatsızlıkları, şahsi görüşüymüş gibi Erbakan’a iletiyordu. Bir yandan da Erbakan ve Refah Partililer, kendisini istemeyen güçlere bol bol kullanacakları malzeme veriyordu. Erbakan’ın Libya gezisinde Kaddafi’nin Türkiye aleyhine sözleri karşısında sessiz kalması, 3 Kasım 1996’da Susurluk kazasında ortaya çıkan “derin çete”nin üzerine gitmemesi, hatta bu olayı örtmek istediği iddiaları kamuoyunda Refah Partisi’ne karşı büyük bir tepki oluşturdu. Merkez medyanın TSK’dan yana tavrı, bu tepkinin kamuoyunda daha güçlenmesine neden oldu. Erbakan’ın ramazan ayında Başbakanlık Konutu’nda cemaat liderlerine verdiği iftar yemeği ise bardağı taşıran son damla oldu. 

‘10 SAYFALIK GÖRÜŞ BÜTÜN BİRİMLERE GÖNDERİLDİ’ 
Artık Cumhurbaşkanı Demirel, zinde güçlerden yana tavrını açık açık göstermeye başladı. Demirel, olayları daha yakından takip edebilmek için Ocak 1997’de Çankaya’da kendi ekibinden bir grubu görevlendirdi. Bazı gazetecilerin Cumhurbaşkanlığı Çalışma Grubu adını verdiği bu yapının başkanlığını, iddiaya göre Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz yapıyordu. Çalışma grubunda bulunan diğer isimler ise şöyleydi: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Fahri Öztürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Özhan Üzümcüoğlu ve Kanunlar Kararlar ve Hukuk İşleri Başkanı Kemalettin Alikaşifoğlu. Bu çalışma grubunda olduğu iddia edilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin’in ilk kez yayınlanan “İrticai Faaliyetler ve Cumhurbaşkanlığı’nda Yapılan Çalışmalar” başlıklı günlüğünde çok ilginç detaylar mevcut. 

Genel Sekreter Yardımcılığı’ndan önce kurmay albay olarak Demirel’in yaverliğini de yapan Özbilgin’in bilgisayar ortamında yazıp, çıktı alıp el yazısıyla adını ve görevini yazdığı günlüğü, 28 Şubat sürecinde Ankara’da devlet zirvesinde kapalı kapılar ardında kimlerin neler konuştuğunu, ne tür kararlar alındığını ortaya çıkarıyor. Başına 17 Ocak 1997 tarihi düşülen ilk not, Genelkurmay Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanı Demirel’e “İrticai Faaliyetler” konulu bir brifing verildiğiyle ilgili. Günlüğe, “Brifinge sadece Sayın Cumhurbaşkanı katıldı” şeklinde not düşülmüş. Yine günlükten anlaşılıyor ki bu brifing metni, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz tarafından incelenerek “Çok Gizli” derecesiyle 10 sayfalık kişisel bir görüş haline getirilmiş. Ve bu notlar devletin ilgili birimlerine “Çok Gizli” ibaresiyle gönderilmiş.
 

İşte Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin’in “28 şubat günlüğü”nden öne çıkan satır başları: 

– 27 Ocak 1997 günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, irticai faaliyetler nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde baş gösteren rahatsızlık, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya tarafından dile getirildi. 
– 27 Ocak 1997 günü, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bana, Yüksek Askeri şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen subay ve astsubayların Refah Partisi tarafından bazı kurum ve kuruluşlar ile belediyeler de işe alınmaları konusunun araştırılması görevi verildi. 
– 28 Ocak 1997 günü saat 14.00’te Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner ile konuyu görüştüm ve adı geçen personelin istihdam edildiği yerleri belirten listeyi aldım. 
– 30 Ocak 1997 günü aynı konuyla ilgili bir liste de MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’dan alındı. 
– 31 Ocak 1997’de Genel Sekreter tarafından ben, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Fahri Öztürk ve Kanunlar Kararlar Başkanı Kemalettin Alikaşifoğlu, Genelkurmay tarafından verilen brifing metninin incelenmesi konusuyla görevlendirildik. 
– Genkur. brifing metninde 20’nci sayfadan sonra yer alan iddialar 54 madde olarak tespit edildi. 
– 3 Şubat 1997 günü sabah saatlerinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Genel Sekreter, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Kanunlar Kararlar Başkanı ve ben, Sayın Cumhurbaşkanı’nın çalışma ofisinde toplantı yaptık. 54 konudan 19’u için verdiğimiz cevaplar, bir zarf içinde tarafımdan saat 17.00’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İ. Hakkı Karadayı’ya makamında teslim edildi. Aynı gün Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Başbakan Necmettin Erbakan’a bir mektup yazıldı. 
– 4 Şubat 1997’de aynı grup yine Sayın Cumhurbaşkanı’nın çalışma ofisinde bir araya gelerek, Sayın Cumhurbaşkanı imzasıyla Başbakan’a gönderilecek diğer üç mektubu ve Genel Sekreter imzasıyla İçişleri Bakanlığı’na (3), Milli Eğitim Bakanlığı’na (1) gönderilecek dört mektubu hazırladık. Aynı gün saat 16.00’da, bunlardan beş mektubu ihtiva eden zarf, tarafımdan Sayın Genelkurmay Başkanı’na makamında teslim edildi. 
– 5 Şubat 1997’de aynı grup yine aynı yerde, Sayın Cumhurbaşkanı ile konu üzerinde çalıştık. Daha sonra Genel Sekreter Yardımcılığı toplantı odasında Genel Sekreter imzası ile MİT Müsteşarlığı’na gönderilecek mektubu hazırladık. Aynı gün, içinde dört mektubun fotokopisi olan zarf, tarafımdan Genelkurmay Başkanı’na verildi. Aynı gün Genelkurmay İstihbarat Başkanı’nı makamında ziyaret ederek konuyu görüştüm. 
– 5 Şubat 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı TGRT’de Sebahattin Önkibar’ın hazırladığı “Alternatif” programına katıldı. İrticayla ilgili önemli mesajlar verdi. 
– 8 Şubat 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı bütün TV’lerde yayınlanan “RAMAZAN BAYRAMI” mesajında irticai faaliyetlere dikkat çekti. 
– 20 Şubat 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı SHOW TV’de Kadir Çelik tarafından hazırlanan “Obkektif” programının konuğu oldu. Aynı mesajları verdi. 
– 21 Şubat 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı kabul ederek 2.5 saat görüştü. (45 gündür görüşmüyorlardı.)

“28 ŞUBAT’TAN BİR GÜN ÖNCE ‘ÖNLEM’ NETLEŞTİ”
– 21 Şubat 1997’de Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı da Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret ettiler. Aynı gün 28 Şubat 1998’de yapılacak olan MGK toplantısında gündeme getirilecek taslak “İrticai FaaliyetlerRaporu” ve Başbakan’ın MİT Müsteşarı’na söylediklerini ihtiva eden iki sayfalık bir rapor MİT Müsteşarı tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na takdim edildi. 
– 21 Şubat 1997 tarihinden itibaren, hergün ücretsiz olarak Cumhurbaşkanlığı’na verilen 10 adet ZAMAN Gazetesi’ne el koydum. Bu gazeteler garaja ve Koruma Müdürlüğü’ne veriliyordu. Bu gazetelerin yerine HÜRRİYET, MİLLİYET, RADİKAL veYENİYÜZYIL gazeteleri adı geçen yerlere verilmeye başlandı. 
– 22 Şubat 1997 tarihinde aynı grup, bu yeni raporlar üzerinde çalışmaya başladık. 
– 4 Şubat 1997 (12.20- 13.20), 16 Şubat 1997 (15.30- 16.50) ve 26 Şubat 1997 (18.00- 19.00) günleri Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etti. 
– 25–26 Şubat 1997 günlerinde grup çalışmamız devam etti. 
– 25–26 Şubat 1997 günleri MİT Müsteşarı, Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etti. 
– 27 Şubat 1997 tarihinde saat 10.00’da Sayın Cumhurbaşkanı’nın makamında yapılan toplantıda “ÖNLEMLER” maddesine son şekli verildi ve ben revize olmuş metni saat 12.00’de MİT Müsteşarı’na elden teslim ettim. 
– 27 Şubat 1997’de saat 17.00’de Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı’nı program dışı olarak ziyaret etti. 
– Yine aynı gün Sayın Cumhurbaşkanı, MİT Müsteşarı’nı saat 19.45- 20.00 arasında MGK gündemiyle ilgili kabul etti. 
– 27 Şubat 1997’de, son bir ay içinde ilk defa olarak Bakanlar Kurulu toplandı ve Başbakan Erbakan ve Tansu Çiller toplantı dışında iki kere görüştüler. 
– 28 Şubat 1997 günü saat 15.00- 24.00 arası dokuz saat süren MGK toplantısı yapıldı. Toplantı sırasında Başbakan Erbakan, MGK salonundan çıkarak ikindi namazını kıldı. (Elçi Kabul Salonu’nda) 
– Aynı gün Başbakan Erbakan, TRT ve bazı özel TV kanallarından “ İcraatın İçinden” programıyla halka seslendi. 
– 18 Haziran 1997’de Başbakan Necmettin Erbakan, ülkedeki gerginliğin giderilmesi için Başbakanlık’tan istifa etti. DYP ile aralarındaki protokolü gerekçe göstererek başbakanlığın DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’e verilmesini istedi. 
– 19 Haziran 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı, ANAP, DSP,CHP ve DTP genel başkanlarıyla birer görüşme yaptı. 
– 20 Haziiran 1997’de yeni hükümeti kurmakla ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz görevlendirildi. 
– 25 Haziran 1997’de RP, DYP ve BBP genel başkanları bir basın toplantısı düzenleyerek başbakanlığın Tansu Çiller’e verilmesini istediler ve üç partinin 282 milletvekilinin imzalarını ihtiva eden bir belgeyi RP Milletvekili Salih Kapusuz ve DYP Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ile Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiler. 
– 30 Ha ziiran 1997’de Sayın Cumhurbaşkanı, Mesut Yılmaz’ın kurduğu ve CHP’nin dışarıdan desteklediği ANAP, DSP ve DTP’nin katıldığı 55’inci hükümeti onayladı. 
– 12 Temmuz 1997’de 55’inci hükümet, 281 kabul, 256 ret, 2 çekimser oyla güvenoyu aldı.

TARİH: 17 Ocak 1997. Genelkurmay Başkanlığı hareketli. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Genelkurmay Başkanlığı’na gelmesi bekleniyor. Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı ve kuvvet komutanları Demirel’i kapıda karşılıyor. Demirel, komutanın odasına alınıyor. Görüşmeye Köşk ekibinden kimse alınmıyor. 

Karadayı’nın kısa bir girişinden sonra sözü Org. Çevik Bir alıyor. Yaklaşık 4 saat süren ‘brifing’de Bir, TSK’nın Refahyol’dan rahatsızlıklarını 27 Ocak 1997’dan önceki MGK toplantısından önce Demirel’e ilk kez bu kadar somut olarak anlatıyor. Demirel, brifingi dikkatle dinliyor, düşüncelerini paylaşıyor. 

‘TİTİZLİKLE İNCELEYİN’ 
Demirel’e 54 maddelik ve Refahyol hükümetinin ‘sakıncalı’ icraatlarını içeren dosya sunuluyor. Demirel, Köşk’e varır varmaz ekibini topluyor; 54 maddelik dosyayı göstererek “Bu iddialarla ilgili titiz bir çalışma yapın talimatını veriyor. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Fahri Öztürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin, Cumhurbaşkanı Danışmanı Özhan Üzümcüoğlu ve Kanunlar Kararlar ve Hukuk İşleri Başkanı Kemalettin Alikaşifoğlu’ndan oluşan ekip bu iddiaları tek tek inceliyor. 

10 GÜNDE CEVAPLANDI 
Bu aşamada Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner ve MİT Müsteşarı Sönmez Köksal ile birçok defa görüşmeler yapılıyor. Yaklaşık 10 gün süren bu çalışmanın ardından Genelkurmay’ın 54 iddiasına 54 cevap hazırlanarak bir dosya oluşturulup Demirel’e takdim ediliyor. İşte bugün ve yarın, HABERTÜRK’ün ulaştığı dosyadaki, 54 maddelik Genelkurmay’ın iddialarını ve Çankaya Çalışma Grubu’nun bu iddialara verdiği cevapları bulacaksınız. İddiaların üst kısmına ‘el yazısı’yla Genelkurmay’a, MİT’e, Başbakanlık’a, MGK’ya gibi notlar düşülmüş. 54 maddelik iddialara bakıldığında 28 Şubat 1997 MGK kararlarının dayanak noktasını oluşturduğunu görüyoruz. Ve bu 54 madde postmodern darbenin de kapsamlı bir gerekçesi niteliğinde. Yazı dizimizin 3’üncü gününde ilk 30 iddia ve cevabını sunuyoruz.

İŞTE O SORULAR VE CEVAPLAR
1- Refah Partisi (RP), yandaşı olan hâkim ve savcıları kritik noktalara getirip, Atatürkçülüğü savunan hâkim ve savcıların görev yerlerini değiştirerek baskı kurmak istedi. 
CEVAP: Doğruluğu saptanamadı. HSYK’da Adalet Bakanı ve Müsteşarı dışında 5 üye daha var, bunlar yanlı icraata imkân vermiyor. 
2- Gazeteci Abdurrahman Dilipak’a, Atatürk’e hakaret nedeniyle açılan davada hâkim M.K., beraat verdi. Bu hâkim bakanlığa alınarak ödüllendirildi. 
CEVAP: Hâkim M.K., sanıklar hakkında beraat verdi ve Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın göreve gelmesinin ardından Bakanlık Tetkik hâkimliği’ne getirildi. 

3- “RP’nin kapatılmasını istiyor” diye Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel baskı altına alındı. 
CEVAP: Doğrudur soruşturma açıldı ancak HSYK Kanunu’nca, bir savcı ve hâkim hakkında disiplin cezası verme yetkisi tamamen HSYK’ya aittir. 

4- RP ideolojisine yakın yaklaşık 400 hâkim ve savcı Adalet Bakanlığı’na alındı. 
CEVAP: İddia edilen 400 hâkim ve savcının Adalet Bakanlığı’na yeni alınacak hâkim adayı olduğu anlaşıldı. 
NOT: Bu maddeye “Arz” diye özel bir not eklendi ve Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan Erbakan’a yazı yazıp, “Objektif olun” diye uyarıda bulunduğu hatırlatıldı. 

BİLİRKİŞİ HEYETİ OLUŞTURULDU 
5- Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe hakkında soruşturmayı yürüten savcıya baskı yapıldı. Bilirkişi heyetine irticai görüşleri benimseyen öğretim görevlileri seçilmeye çalışıldı. 
CEVAP: Bilirkişi heyetine Polis Koleji’nde görevli öğretim üyelerinden 3 kişi verildi ve bunların RP yanlısı olduğu söyleniyor. 

6- Adalet Bakanı, görüşüne yakın bulduğu hâkim ve savcıları kritik ve önemli yerlere atamak için çaba sarf ediyor, Ankara, İstanbul ve İzmir başsavcılıklarını baskı altına almaya çalışıyor. 
CEVAP: Doğruluğu saptanamadı. Ankara, İstanbul ve İzmir Cumhuriyet Başsavcıları kendilerini kanıtlamış değerli kişilerdir. 

7- RP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yandaşı olabilecek bir adayı seçtirmek için gayret sarf ediyor. 
CEVAP: Doğruluğu saptanamadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, Yargıtay Büyük Genel Kurul’un üyesi 5 aday arasından Cumhurbaşkanı’nca seçiliyor. 

8- RP, türbanlı yargıçların görev almalarına olumlu yaklaşım sergileyerek, ‘Kılık Kıyafet Kanunu’nu ortadan kaldırmayı amaçlıyor. CEVAP: Kılık ve kıyafet için yürürlükte iki yasa var. 
NOT: Bu maddeye “Arz” diye özel bir not eklendi ve Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan Erbakan’a uyarı yazısı yazdığı hatırlatıldı. 

9- 9 Kasım 1996’da Konya Belediyesi ve Milli Gençlik Vakfı tarafından Konya’da “hükümetin Kılık Kıyafet Kanun Tasarısı’na kamuoyu desteği sağlamak” konulu bir miting düzenlenmiştir. 
CEVAP: (8’inci iddiadaki cevaba ek olarak; “irticai faaliyetlere katılan şeriat yanlısı grupların kıyafetleri konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından Başbakan’a yazı gönderilmiştir” açıklaması yineleniyor.) 

 

‘İMAMLARI MEMUR YAPIYOR’ 

10- RP, camilerde kadrosuz görev yapan görevlilerin memur statüsüne geçirilmesini ve haklarında cumhuriyet savcılarıyla adli makamlarca soruşturulma yapılmasını engellemek istiyor. 
CEVAP: İddia kısmen doğrulandı. İHL mezunu olmayan din görevlileri memur kadrosuna geçirilmek istenmektedir. Şahısların memur yapılarak yargı denetiminden kaçırılması mümkün değildir. 

11- RP, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kullanma gayesiyle fetva vermesini istiyor. 
CEVAP: Doğruluğu saptanamamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca herhangi bir çalışma yapılmamıştır. 

12- RP iktidarı, Adalet, Çalışma, Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere, toplam 85 üst bürokrat ataması veya değişikliği yaparak 51’ine kendi adamlarını veya ılımlı kişileri getirdi. 
CEVAP: Gerek Bakanlar Kurulu ve gerekse müşterek kararnameyle yapılan atamalar, Sayın Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulmaktadır. 

13- Ordudan ayrılan ancak Milli Görüş ideolojisini benimseyen Prof. Dr. Aziz A., Başbakanlık Başdanışmanlığı’na getirildi. 
CEVAP: Prof. Dr. Aziz A., Başbakan imzasıyla tekemmül eden Başbakan Başdanışmanlığı’na atanmıştır. 

‘MİT’E SIZMA NİYETİNDELER’ 
14- RP, MiT’i yalancılıkla ve kendilerini kandırmakla suçlayıp, küçük düşürerek bu kuruma da sızma niyetlerine zemin hazırlıyor. CEVAP: Bu çok önemli kuruluş hakkında tereddütler uyandıran ve kuruluşun itibarını sarsan bu tür beyanlardan kaçınılmasının gerektiğini belirten yazı örneği ektedir. (Genelkurmay’a yazıyla bildiriliyor.) 

15- RP, TRT’yi ele geçirmek için yoğun çaba göstermektedir. RTÜK tarafından seçilen 3 adaydan biri olan Tuncay B.’nin adaylıktan çekilmesi üzerine şeriatçı görüşe yakın bir kişinin üçüncü aday olarak seçilmesi için DYP ile anlaşma gayretleri sürdürülüyor. 
CEVAP: TRT Genel Müdürü Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Tuncay B., yerine birini seçmeleri için RTÜK’e baskı yapılmakta ise RTÜK üçüncü bir kişinin aday olarak gösterilmesini düşünmüyor. 

16- RP yönetimi kendi partilerinde olan bakanlıklarda aktif olarak, diğer bakanlıklarda da pasif yöntemlerle ve örtülü bir biçimde kadrolaşıyor. 
CEVAP: Doğrudur. Ancak, kararname gerektiren atamalar, Cumhurbaşkanlığı’nca titizlikle incelenmektedir. 

17- RP, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kadrolaşmasını kolaylaştırmak amacıyla bakanlığın giriş sınavlarına Arapça lisanının dahil edilmesi yönünde çaba sarf ediyor. 
CEVAP: Lisan imtihanları arasına Arapça konulmasına teşebbüs edileceğine dair duyumlar alındığı, henüz böyle bir uygulama olmadığı bilinmektedir. 

18- Vali ve kaymakam olarak imam hatip kökenli ve eşleri tesettürlü kişiler atanmaktadır. 
CEVAP: 78 vali ve 3 vali vekilinden imam hatip kökenli olanı 3 ile 5’i geçmemektedir. Eşi tesettürlü olanı ise yoktur. Ancak türbanlı birkaç vali eşi mevcuttur. 

19- RP’nin emniyet teşkilatına sızma gayreti yoğunluk kazandı. 
CEVAP: Konunun incelenmesi ve gereğinin yapılmasıyla ilgili yazı İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir. 

‘5 BİN KİŞİYE SINAV KAZANDIRDILAR’ 
20- SSK Genel Müdürlüğü’nce yapılan sınavda 5 bin kişiye sınav kazandırıldı. 
CEVAP: Konu, TBMM’de gündeme gelmiştir ancak sınavda kayırma olduğuna dair somut bir delil ileri sürülememiştir. 

21- İrticai kesim, devlet hastanelerine yandaşları olan tabipleri başhekim ve başhekim yardımcısı sıfatıyla görevlendiriyor. 
CEVAP: Sağlık Bakanı Doğru Yol Partisi’nden Yıldırım Aktuna’dır. Bakan, türbana karşı olduğunu açıkça beyan etmiştir. Hastanelerde personelin türbanlı olamayacağı ve bu hususlara dikkat edilmesi için Cumhurbaşkanı, Başbakan’a yazı yazılmıştır. 

22- Bazı kamu taşınmazları RP ideolojisine hizmet edecek kuruluşlarca satın alınmak isteniyor. 
CEVAP: Ziraat Bankası’na mülkün satılmaması için talimat verilmesine dair Cumhurbaşkanı tarafından Başbakan’a yazı yazılmıştır. 
23- İmam hatiplerin yanı sıra eğitim kurumlarıyla öğrencilere yurt ve burs sağlanarak, irticai unsurlar eğitim faaliyeti göstermektedir. Fettullah Gülen’e ait yurtiçinde ve yurtdışında toplam 448 yurt, 346 dershane, 181 okul ve 36 özel üniversite bulunmaktadır. 
CEVAP: Bu iddia tamamen doğrudur ve şeriatçı kesimin hedefine varmasında etkili olabilecek en etkin araçtır. Alınacak tedbirlerin tespiti için Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin görevlendirilmesinde fayda mülahaza edilmektedir. 

24- Din eğitimi verilen çocukların yaşı giderek küçülmekte, anaokulu ve kreşlere inmektedir. 
CEVAP: Konunun MiT ve İçişleri Bakanlığı’nca incelenmesi gerekmektedir. 

25- İmam hatip öğrencilerinin, Harp Okulları’na girebilmelerini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nca hazırlanan yönetmelik değişikliği önerisi tepkiler üzerine yeniden incelemeye alınmıştır. 
CEVAP: Bunu spesifik hedefler doğrultusunda ülke yönetiminde söz sahibi olabilmek için istemektedir. Yönetmelik, değişikliğin yürütmeye konulması ve iptali için Milli Eğitim Bakanı’na yazılan yazı örneği ektedir. 

‘YÖK BAŞKANI’NI İSTEMİYORLAR’ 
26- YÖK tasarısıyla, inisiyatifin Cumhurbaşkanı’ndan alınarak hükümete verilmesinin ve YÖK Başkanlığı görevini yürüten Kemal Gürüz’ün bir an önce görevden uzaklaştırılmasının amaçlandığı görülmektedir. 
CEVAP: Şeriatçı kesime üniversite açma imkânı verilmemeli ve buna imkân verecek kanunlar çıkarılmamalıdır. YÖK’ün yeniden yapılandırılması ise kanun mevzuu olup, onaylamak üzere Sayın Cumhurbaşkanı’na gelecektir. 

27- Yurtdışındaki İslami üniversitelere gönderilen öğrenciler, silahlı eğitime tabi tutularak ‘cihat’a hazırlanmakta, yurda döndükten sonra da Milli Görüş şemsiyesinin altında görev yapmaktadır. 
CEVAP: Öğrencilerin silahlı eğitime tabi tutulması konusunun MiT tarafından incelenmesi gerekmektedir. 

‘ÜNİVERSİTEDE KADROLAŞTILAR’ 
28- Birçok üniversitede yönetim ve öğretim kadrosuyla öğrenciler RP yandaşları tarafından kontrol edilir hale geldi. 
CEVAP: Sayıları 34’ü bulan bu öğretim üyelerinin bağlı bulundukları İslami grup ve cemaatlere göre dağılımlarını içeren liste ekte sunulmaktadır. 

29- RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, ‘İslam Şûrası’ sistemiyle belediye hizmetleri ve sosyal hayatı düzenleme gayreti içindedir. 
CEVAP: Konunun İçişleri Bakanlığı’nca incelenerek, sonucundan bilgi verilmesi istenmiştir. 

30- RP, belediyeler kontrolünde varoşlarda yaşayan gençlerin eğitimlerine parasal yardım yapmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce ayrılan fon miktarı 5 trilyon liradır. 
CEVAP: Kredi ve Yurtlar Kurumu’nca öğrencilere daha fazla kredi verilmelidir. 

28 Şubat’ın belirtileri olarak TSK tarafından dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e verilen 54 soruluk raporda, iktidardaki Refah Partisi’nin ‘irtica’i faaliyetleri madde madde sıralanıyordu. Bu maddelerin 15’i için Erbakan’a ‘uyarı’ yazısı yazılırken, 14 iddia ‘doğru’ diye cevaplandırılıyordu.

Yazı dizimizin dördüncü gününde, 15 yıl önce yaşanan ‘postmodern darbe’nin habercisi niteliğinde olan ve dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir tarafından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunulan 54 iddianın ikinci bölümüne yer veriyoruz.

4 SAAT SÜREN BRİFİNG
17 Ocak 1997’de, MGK toplantısından 10 gün ön ce Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanlığı’nda ağırlanıyor ve kendisine 4 saat süren bir brifing veriliyordu. İrticai faaliyetlerin artış ve yükselişini konu alan bu brifingin ardındansa Demirel, kendisine sunulan dosyayı cevaplandırması için Cumhurbaşkanlığı Çalışma Grubu’nun önüne koydu. 

14 İDDİA DOĞRU BULUNDU
Refahyol hükümetinin ‘sakıncalı’ icraatlarını içeren dosyadaki 54 soru, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet SeçkinözDevlet Denetleme Kurulu Başkanı Fahri Öztürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Özbilgin, Cumhurbaşkanı Danışmanı Özhan Üzümcüoğlu ve Kanunlar Kararlar Hukuk İşleri Başkanı Kemalettin Alikaşifoğlu tarafından titizlikle incelendi ve yanıtlandı. 54 sorunun yanıtlarına bakıldığında Cumhurbaşkanı’nın Başbakanlık’a 15 uyarı yazısı yazdırdığı ve Çalışma Grubu’nun 14 iddiayı ‘doğru’ diye değerlendirdiği dikkat çekti. İşte 28 Şubat 1997 MGKkararlarına dayanak olan son 24 soru ve cevabı…

Başbakanlık’ta dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından verilen iftar yemeği, hem TSK’nın soruları arasında yer buldu hem de 28 Şubat’a damgasını vuran bir fotoğraf oldu.

31 Tüm belediye kadroları Refah Partisi yanlıları ve diğer irticai kesimlere üye kişilerce dolduruluyor, Kuran kursu, pansiyon ve vakıflar gibi girişimlere kolaylıklar sağlanıyor. 

CEVAP: Doğrudur, araştırılıyor. (Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’a yazı yazıldı.) 

32 RP’li belediyeler düzenledikleri kermes, gece, hayır çarşısı gibi etkinliklerle mahallelerde organize oluyor ve irticai kesimin önde gelenlerinin katılımıyla olay propagandaya dönüştürülüyor. 

CEVAP: Konunun incelenmesi gerekiyor. (Hiçbir işlem yapılmadı.) 

33 RP, yerel yönetim yasasında yapılacak değişiklikle camilere arazi tahsisi ve belediye bütçelerinden yüzde 1’inin cami yapımında kullanılmasını amaçlıyor. 

CEVAP:
 Böyle bir kanun, tasarı ya da teklifi mec lis Başkanlığı’na sunulmadı. (Cumhurbaşkanlığı’ndan Genel kurmay’a yazı yazıldı.) 

*Cumhurbaşkanlığı’nca cevaplandırılan 34’üncü soru (iddia) ve yanıtı dosyada yer almıyor.

35 RP ve irticai kesim 509 ticari şirketle gelir sağlıyor, bunları fakir ailelere, öğrencilere harçlık olarak dağıtıyor.

CEVAP: Bu tür faaliyetlere mani olmak için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’nın daha etkin hale getirilmesi gerekir. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

36 RP, rejimin değişmesini isteyen S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, İran gibi ülkelerden ve bu devletlerde faaliyet sürdüren aşırı dinci örgütlerden destek sağlamakta, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yoluyla gelir elde ediyor.

CEVAP: Bu konunun milli İstihbarat ve milli Güvenlik Kural la rı’nca araştırılması gerekiyor. (Cumhurbaşkanlığı’ndan MİT’e yazı yazıldı.)

37 İRTİCAİ kesimin nihai amaçlarına ulaşmada takip ettikleri üçüncü aşama ‘cihat’tır. Demokratik yolla siyasi iktidar ele geçirilmezse, oluşturulacak silahlı kitleyle teokratik rejimi kuracaklar. 

CEVAP: Konunun milli İstihbarat Teşkilatı ve milli Güvenlik Kurulları’nca ciddi biçimde incelenmesi gerekir. (Cumhurbaşkanlığı’ndan MİT’e yazı yazıldı.)

38 RP, imam hatip mezunlarını Harp Okulları’na sokmak için yasa hazırlayıp, küçük rütbeli subaylara yaklaşıyor.

CEVAP: Konuyla ilgili verilmiş bir kanun tasarı ya da teklifi yok. MGK ve Genelkurmay’ın iddia edilen konular üzerinde hassasiyetle durması gerekir.

39 RP, askeri lojman, garnizon gibi yerleşim merkezlerine yakın mahallelere tesettürlü öğretmen atayarak çocukları etkilemeye çalışıyor. 

CEVAP: Kılık ve kıyafet konusunda Cumhurbaşkanı’nca, Başbakan’a uyarı niteliğinde yazı yazıldı. (Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’a yazı yazıldı.)

40 İRTİCAİ faaliyetler nedeniyle Askeri Şûra kararıyla ordudan atılan subay ve astsubaylar, başta Refahlı belediyelere, yandaşları kuruluşlara ve Adalet Bakanlığı’na atanıyor. 

CEVAP: Doğrudur. YAŞ kararı ile TSK’yla ilişiği kesilen 40 kadar subay ve ast subay Refahlı belediyelere veya yandaşı kuruluşlara yerleştirildi. Liste ek’te sunulmakta. (Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’a yazı yazıldı.) 

41 Genelkurmay Başkanlığı’nın milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması ve Askeri Şûra Kararı’nın yargı denetimine açılması yolunda gayret sarf ediliyor. 

CEVAP: Anayasa’nın 117’nci maddesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın konumu hükme bağlanmıştır. Anayasa’da ve ilgili kanunlarda değişikliğe gidilmeden, bu yoldaki gayretler sözden ileri gitmez. Şûra kararlarının yargı denetimine tabi tutulması da Anayasa değişikliğini gerektiren bir konudur. (Cumhurbaşkanlığı’ndan Genelkurmay’a yazı yazıldı.) 

42 RP, Milli Güvenlik Akademisi bünyesinde açılan kursa bakanlıktan dinci ve Kürtçü kesimden kişiler seçiyor. 

CEVAP: Seçilen adaylar, Akademi Komutanlığı ve Genelkurmay’ın süzgecinden geçtikten sonra katılacak kursiyer listesi kesinlik kazanmakta. (Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’a yazı yazıldı.) 

43 RP, yandaşlarına silah temin etmek için silah ruhsatı verme yetkisini İçişleri Bakanlığı’ndan alıp, valilere devretti. 

CEVAP: İddia doğru değil. Vatandaşlara silah taşıma ve bulundurma ruhsatının verilmesinde yetki valilere ait. (Cumhur başkanlığı’ndan Genel kurmay’a yazı yazıldı.) 

44 İRTİCAİ unsurların, PKK terör örgütünün oluşturduğu boşluktan faydalanıp, silah ve uyuşturucu kaynaklarından yararlanarak, Güneydoğu ve İran üzerinden silah ve mühimmat temin ettikleri haberleri alınıyor. 

CEVAP: Bu konu milli Güvenlik Kurulu’nun her zaman gündeminde. Milli Güvenlik Kurulu Sekreterliği konu üzerinde hassasiyetle durmaya devam ediyor. (Cumhurbaşkanlığı’ndan MİT’e yazı yazıldı.) 

‘İLKESİ MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİ’

45 RP, askeri camianın düşüncelerini ve faaliyetlerini takip edip Silahlı Kuvvetler bünyesinde istihbarat kurmak için TSK’den ayrılan ve görevde bulunan subay, astsubay ile uzman erbaşları kullanmak istiyor.

CEVAP: Doğrudur. Genelkurmay Başkanlığı’nca konunun titizlikle takibi gerekiyor. (Yazı yazılmayacak.) 

46 RP, PKK’ya çözüm olarak “müslüman Kardeşliği” ilkesini öneriyor, Şeyh Osman başta olmak üzere diğer Kürt şeyhleriyle irtibata geçiyor. RP, Van milletvekili Fettullah Erbaş’ı PKK’nın elinde bulunan 6 askeri geri almada görevlendi. RP ile PKK arasında Batman milletvekili musa Okçu aracılığıyla ilişki kurulduğu öğrenildi. 

CEVAP: Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin, konuyu delillendirerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal ettirmesi gerekmektedir. (Yazı yazılmayacak.) 

47 REFAH Partisi’yle yakın ilişki içinde olan İhlas Haber Ajansı; Bekâ Vadisi’nde PKK lideri Abdullah Öcalan ile siyasi içerikli bir röportaj yaptı. 

CEVAP: Doğrudur. 1997’de ocak ayının ilk haftasında röportaj yapıldı. İHA’dan alınan bilgilere göre, söz konusu röportaj yayınlanmadı, röportajın kasetleri Genelkurmay Başkanlığı’na ve İstanbul Emniyet müdürlüğü’ne verildi. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

48 “ATATüRKÇü değiliz ama Atatürk ilkelerini benimsiyoruz” cümlesiyle özetlenecek aldatıcı yaklaşımlar sergileniyor, Başbakan’ın tarikat ve cemaat liderlerine verdiği yemeğe halkın tepki göstermesi üzerine, Atatürk’ün de şeyhleri meclis’te kabul ettiği ileri sürülüyor. 

CEVAP: Doğrudur, bilinmektedir. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

‘ATATüRK DüŞmANLIĞI YAPILIYOR’

49 RP’li Bakan Necati Çelik, askerlerin Sultanbeyli’nde irtica yanlısı belediyeyi dışlayıp Atatürk heykeli diktirmesinin, Susurluk’taki esrarengiz kazadan daha önemli olduğu fikrini ileri sürdü. 

CEVAP: Doğrudur. Ayrıca, TSK’ya “kaba kuvvet” biçiminde tahkir ve tezyif edici sözler kullanması nedeniyle Adalet Bakanlığı’na Genelkurmay Başkanlığı tarafından suç duyurusunda bulunuldu. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

50 RP, Atatürk ilke ve inkılaplarının bu ülke insanına ait değerlerden kaynaklanmadığını, bunların Yahudi profesörlerin Türk toplumunu kendi inançları doğrultusunda yönlendirme gayretlerinin ürünü olduğunu ileri sürüyor. Atatürk düşmanlığını körüklemeye çalışıyor. 

CEVAP: Doğrudur, bilinmektedir. (Cumhurbaşkanlığı’ndan, Başbakanlık’a yazı yazıldı.) 

51 RP yılbaşı kutlamalarına alternatif olarak “fetih gecesi”diye isimlendirilen kutlama günleri düzenleyerek irticai duyguları güçlendirmeyi, insanları çağdaş yaşamdan soyutlamayı amaçlamakta. 

CEVAP: Doğrudur. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

52 RİZE milletvekili Şevki Yılmaz çeşitli irticai grupların toplantılarına katılıyor laiklik, ırk ve dil konularında sahip olduğumuz ulusal değerleri yıpratmaya gayret sarf ediyor. 

CEVAP: Doğrudur. Bu çeşit beyanda bulunanlar hakkında cumhuriyet savcılıklarının daha aktif harekete geçmeleri için Cumhurbaşkanımız tarafından Başbakan’a yazı yazılmıştır. 

53 Gelişmiş G-7 ülkelerine karşı, “müslüman Sekizler” olarak isimlendirilen ekonomik birlik kurma projesi, “İslam Birliği”nin altyapısı olarak kabul edilmekte bu yaklaşımla İslami örgütlenme çalışmaları kuvvetlendirilmektedir. 

CEVAP: Doğrudur. Sadece ekonomik konularda değil, bazı radikal İslam ülkeleriyle savunma işbirliği anlaşması arayışları da sürdürülüyor. (Hiçbir işlem yapılmayacak.) 

54 MİT müsteşarlığı, halihazır durumuyla bu hayati görevi yeterince yerine getiremiyor. Bu göreve siyasi etkilerden uzak kalabilecek bir kişinin atanması milli menfaatlerimiz açısından önem taşıyor. 

CEVAP: Konunun değerlendirilmesi Sayın Cumhurbaşkanımızın tensiplerine maruzdur. (Hiçbir işlem yapılmayacak.)

Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı Necmettin Erbakan, 28 Şubat sürecinde kendisine bağlı olan MİT’ten bilgi alamamaktan yakınıyordu. Döneme ait belgelere bakıldığında da MİT’in, Başbakan Erbakan’a pek rapor ya da bilgi vermediğini söylemek mümkün. Ancak MİT, Erbakan Hükümeti’nin icraatıyla ilgili Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sürekli rapor yollamış. 

MİT’in Demirel’e yolladığı en ilginç rapor ise Erbakan ile MİT Müsteşarı Sönmez Köksal arasındaki görüşmeyle ilgili. Şubat 1997’de yani 27 Ocak’takiMGK’dan birkaç gün sonra MİT Müsteşarı Köksal’ı evinde kabul eden Erbakan, yaklaşık 2 saat Köksal ile bir görüşme yaptı. Görüşmenin konusu MGK’da gündeme gelen konularla ilgiliydi. Görüşmeden birkaç gün sonra Köksal’ın Erbakan ile konuştuklarını Demirel’e rapor ettiği ortaya çıktı. Köksal, Erbakan ile görüşmesinde not mu tuttu, yoksa bu görüşmeyi kayıt mı etti tam olarak bilemiyoruz. Ancak bu kadar uzun bir görüşmeyi kaydetmeden akılda tutmak da pek mümkün görünmüyor. Sönmez Köksal’ın Cumhurbaşkanı Demirel’e yolladığı rapor “1 Şubat 1997 Cumartesi 21.30’da evinde yaptığım görüşme sırasında Sayın Başbakan MGK gündemine dair aşağıdaki ifadelerde bulunmuştur” diye başlıyor… 

Yazı dizimizin 5’inci gününde MİT Müsteşarı Köksal’ın, Erbakan’la evinde yaptığı ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e gönderdiği konuşmalara yer veriyoruz. 

‘DEVLET HALKA HİZMET ETMEK İÇİN VARDIR’ 
Köksal’ın Demirel’e sunduğu raporu aynen yayınlıyoruz: “MGK’nın gelecek toplantısının etraflıca hazırlanması gerekecek. Fevkalade önemli ve nazik bir konu. Deniz Kuvvetleri Komutanımızla bir hafta görüşebilsem fikirlerinde herhalde değişiklik olur. Türkiye bugün 70 milyon nüfuslu bir ülke. Devlet-millet kaynaşması gayet önemlidir. Milletimiz ‘Ne güzel devletimiz var’ diyebilmelidir. Demokraside esas olan haktır, devlet ise arızidir. Bunun tersi doğru değildir. Nitekim, MİT’in başında sivil bir müsteşar olması demokrasinin bir sonucudur. Devlet halka hizmet etmek için vardır. Devlet, ben dini hizmetlere karışamam diyemez. Dini hizmetler halka hizmetin ayrılmaz bir parçasıdır. Halkın inancına ve tarihine saygı gösterilmesi esastır. Halkımız Müslüman’dır. O itibarla tarihine ve dinine saygılı olmak durumundayız. Dünyanın en kuvvetli ordularından olan Türk ordusunun gücü de maneviyatından gelir. Şehitlik ve vatan sevgisi İslam’ın en yüksek değeridir. Nitekim, askerimiz “Allah Allah’’ diyerek taarruza kalkar, denizcilerimiz besmele çekerek demir atar, savaş gemilerimizin direğinde Kuran-ı Kerim asılı bulunur. Halkımızın inançla devletimizi benimsemesi gerekir. O zaman devletimiz daha güçlü olur. Nitekim dinimizde ‘Vatan sevgisi imandandır’ şeklinde bir deyim vardır.”

ORAMİRAL, İFTAR YEMEĞİNİ YADIRGADI AMA…
“Oramiral, başbakanlık konutunda düzenlediğimiz iftar yemeğini yadırganacak bir tutum olarak işaret etti. Biz herkesi kucaklamak durumundayız. O iftara halihazır eski Diyanet İşleri başkanlarımız, üniversite mensubu profesörlerimiz ve halkın hürmet ettiği şahıslar katılmışlardır. O şahıslar yemekte ağladılar. ‘Çocukluğumuzdan beri hayal ettiğimiz bir husus gerçekleşti. İlk kez bize devlet sahip çıktı’ dediler. Her gün ayrı bir grupla iftar yapıyoruz. Pazartesi günü gece kondulardan davet edeceğimiz 3 bin vatandaşımızla iftar yapıp, kendilerine ufak hediyeler takdim edeceğiz.”

‘MÜSLÜMANLIK TEHLİKELİ OLAMAZ’ 
“İrtica tehlikesi var mı? Müslümanlık tehlikeli olamaz. Yalnız bu alanda öğrenim eksikliği var. İBDA-C gibi neyin kısaltılmış hali olduğu belli olmayan grupların silahlı eylemleri varsa, bunlar cahillikten, dinin iyi öğretilmiş olmamasından kaynaklanıyor. Bu gibi grupların dinle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Varlıklarının nedeni dinin öğretilmemiş olmasıdır. Bu tür faaliyetlerin tedavisi Müslümanlığı daha iyi öğretmek ve yaymaktır. Devletin halkın inancına karşı çıkmaması gerekir. PKK terörü devam ediyor. Yunanistan’ın düşmanca politikaları süreklilik içinde. Birtakım komşularımızın olumsuz tavırları var. Ayrıca Rusya Federasyonu dostane değil. Böyle bir durumda gücümüz, halkla beraber olmamızdan gelir. Yöneticilerle halkın karşı karşıya getirilmesinin hiçbir faydası olmaz.” 

‘ÇİLLER’E KATILIYORUM SİYASET, DİNİN HİZMETİNDEDİR’ 
“Oramiral, Çiller Hanım’ın ‘Siyaset dinin hizmetindedir’ sözüne de değindi. Aslında bu söz kendisinin değildir. Etrafındaki arkadaşları kulağına söylemiştir. Aslında doğru bir söz. Devlet ve demokrasi doğru yorumlandığında bu sonuç çıkar. Bu sözü yanlış bir yöne çekmemek gerekir.”

“KANUNDA VAR DİYE ŞAPKA MI GİYELİM?
“Müslümanlıkla ilgisi olmayan silahlı şiddet eylemlerine tevessül edenlere karşı çıkmak gerekir. Ancak bu yapılırken devletin halkın dinine karşıymış gibi bir hava yaratılmaması gerekir. Yoksa bu, devlete yapılacak en büyük kötülüktür. Halkın devlete yabancılaştırılmaması gerekir. Mesela kıyafet meselesini ele alalım. Kanuna göre herkesin fötr şapka giymesi gerekir. Gümüş Motor projesi için yıllar önce Almanya’da temas ettiğim Almanlar, kıyafetin türkiye’de kanunla düzenlendiğini görünce hayret etmişlerdi. Bugün illa herkese fötr şapka giyeceksin demek demokrasiyle bağdaşmaz. Hoşgörülü, özgürlükçü olmak gerekir. İnsanları rahat bırakmak lazım. Bugün, bu meseleleri ortaya çıkarmak devlet-millet kaynaşmasına aykırıdır. Bu anlayış Halk Partisi anlayışıdır. Buna karşı bizim anlayışımız garson devlet, gardiyan devlet anlayışıdır. Halk Partisi son seçimlerde yüzde 5’e düşmüştür. Halk artık kendisine tahakküm edilmesini istemiyor. Bu böyle olursa halk devletinden uzaklaşır.”

“İRTİCA YOK Kİ TEHLİKESİ OLSUN”
“İrtica tehlikesi var mı? tarifler üzerinde durmak gerekir. İrtica, ricat, geriye dönmek anlamına gelir. Bugün hiç kimsenin türkiye’yi geriye götürmeye gücü yetmez. Bizi kurtaracak, bu ileriye gitme azmimizdir. Köylülerimizin bile gönlünde yatan ileriye gitmektir. Kim, yeni gelecek teknolojiyi reddeder? teknik ve teknolojide ileriye gitmek herkesin arzusudur. Olmayan şeyin tehlikesi de olmaz.”

“BATUR BİZİM FİKİRLERİMİZİ BENİMSEDİ”
“Kelimelerden başlamak gerekir. Lügat anlamı nedir? Laiklik kelimesinin manası nedir? İlmi ve aklı esas almak, dogmatik ve skolastik olmamak demektir. 1949 yılında TCK 163’üncü maddesinin kabulü vesilesiyle Millet Meclisi bir hafta süreyle tartışmış ve sonunda tarifi bulmuştur. İtiraz Demokrat Parti ve Millet Partisi’nden gelmiştir. Neticede, ‘Bazı şeyleri zorla yapmak yasak. Biz bunları yasaklıyoruz. Yoksa hepimiz Müslümanız’ denilmiştir. ‘Kaba softalığı, körükörüneciliği, dayatmacılığı yasaklıyoruz. laikliğe karşı gelinerek yapılmasını yasaklıyoruz’ denilmiştir. Bu konular etraflıca görüşülürse herkesi ikna etmemiz mümkündür. Mesela, Cumhurbaşkanlığı seçiminde biz Muhsin Batur’a oy verdik. Neden? Bize destek için müracaat ettiğinde, ‘sizinle görüşelim’ dedik. 3 defa birer saatlik görüşme yaptık. sonunda Muhsin Batur bizim fikirlerimizi benimsedi: ‘Cumhurbaşkanı seçilsem de seçilmesem de bu fikirleri her yerde savunurum’ dedi. Ancak sonra kendi partisi oy vermediği için seçilemedi. laiklik, her türlü inanışa saygı göstermek demektir. Hazırlanacak metni gözden geçireceğiz. Ortaya herkesin kabul edeceği bir metnin çıkması gerekir. “

18 Haziran 1997’de Başbakan Necmettin Erbakan, başbakanlıktan istifa etmiş ve Cumhurbaşkanı Demirel’den hükümeti kurma görevini DYP Lideri Çiller’e vermesini istemişti. Ancak Demirel, 20 Haziran 1997’de hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Demirel, CHP’nin dışarından desteklediği ANAP, DSP ve DTP’nin katıldığı 55’inci hükümeti onayladı. 12 Temmuz’da TBMM’den güvenoyu alan yeni hükümetin ilk Bakanlar Kurulu’na Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir heyet de katıldı. 

ÜST DÜZEY BİR HEYET BAKANLAR KURULU’NDA 
Tarih: 29 Temmuz 1997… Bakanlar Kurulu üyelerine “İslami Kesimin Kadrolaşması” ve “İslami Sermaye” biçiminde iki ana başlıktan oluşan bir brifing verildi. Bu brifingde “Refahyol hükümeti döneminde oluşan ve devletin tüm kurum ve kuruluşlarında tabandan tavana yaygınlaştırılan siyasal islam doğrultusundaki kadrolaşmanın süratle tasfiye edilmesi” istendi. Brifingde üst düzey yöneticilerden başlayarak alt düzeye kadar yeni kadro atamalarının yapılması, siyasal islami kadrolaşmanın süratle tasfiye edilmesi belirtildi. Yine 28 Şubat 1997 tarihinde MGK’da alınan kararların devlet organlarınca hızlıca uygulanması için uyarılarda bulunuldu. Genelkurmay Başkanı’nın hükümetten yapılmasını istediği en önemli değişikliklerden biri de Turgut Özal döneminde kaldırılan Türk Ceza Yasası’nın 163’üncü maddesinin yeniden yasalaştırılmasıydı. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dinin siyasete alet edilmesini önlemek ve laiklik ilkesini korumak amacıyla 163’ün geri getirilmesinin nasıl olacağının yolunu da göstermişti. Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesinin birinci fıkrasına “Laiklik ilkesine aykırı olarak din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yolda bu görüşe dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla” cümlesinin eklenmesi…

BAKANLAR KURULU’NA OKUNAN MADDELER
– Yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Yasası’ndaki 163’üncü maddeye benzer bir hükmün, dinin siyasete alet edilmesini önlemek ve laiklik ilkesini korumak maksadıyla yeniden yasalaştırılması. 
– 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarının tüm yetkili ve ilgili devlet organlarınca uygulanmasının hızlandırılması. 
– 8 yılık kesintisiz temel eğitimin öncelikle önümüzdeki eğitim ve öğretim yılından itibaren uygulamaya sokulması. 
– Siyasal İslam’ın gerçekleştirilmesini sağlayan kadrolara kaynak teşkil eden İHL mezunlarının yalnız mesleğe yönelik ve ihtiyaç kadar yetiştirilerek bunların yükseköğrenim için sadece ilahiyat fakültelerine yönlendirilmesi; İHL’lerin meslek okullarına dönüştürülmesinin sağlanması. 
– Anayasa’nın 68 ve 69’uncu maddelerinde yapılan değişikliklere paralel olarak Siyasi partiler kanunu’nda değişiklik yapılarak; siyasi partilerin milletvekilleri, belediye ve il başkanlarının eylemlerinin de devletin bağımsızlığı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması hallerinde partinin kapatılması. 
– Seçim ve Siyasi Partiler Kanunu’nda altyapı oluşturulmadan erken bir seçime gidilmemesi. 
– Seçimlerin Nisan 1998’den önce yapılmaması. 
– “36 il valisi, 874 ilçe kaymakamının birbölümüyle, yargı ve emniyetde irticai kesimden oluşmaktadır” uyarısı. 
– İslami sermayeye yön veren kamu ve özel sektördeki kökten dinci kadrolaşmanın tasfiye edilmesi. 
– İslami sermayenin yurtdışı ve yurtiçi organizasyonlarının Cumhurbaşkanlığı’na bağlı özerk bir kurum tarafından sürekli takip ve kontrol altında tutulması. 
– Düzenlenecek yeni bir vakıflar yasasıyla siyasal İslami sermaye organizasyonlarının dağıtılması. 
– Mali Suçlarla Mücadele koordinasyon kurulu’nun kurulması. 
– Özel finans kurumlarının, bankaların tabi olduğu tüm kural ve denetimlere tabi olması. 
– Büyük bir sektör haline gelen hac organizasyonu ve kurban derilerinin toplanmasının tamamen devlet tekeline alınması. 
– REFAH Partisi’ne çeşitli yollardan destek sağlayan İran, Suudi Arabistan, Libya ve Kuveyt gibi İslami ülkelere karşı ortak bir eylem planı çerçevesinde gereken her türlü siyasi, ekonomik ile mali tedbirlerin sağlanması ve icra edilmesi, bu ülkelere karşı vize uygulamasına geçilmesi. 
Genelkurmay Başkanlığı tarafından Bakanlar kurulu üyelerine verilen brifing metni elimizde olmasına rağmen bu brifinge Genelkurmay Başkanı İsmail hakkı karadayı’nın katılıp katılmadığını bilemiyoruz. Elimizdeki metin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e arz edilen bir rapora dayanılıyor.

28 ŞUBAT GELİYORUM DİYOR
24 Aralık 1995 Genel Seçimi’nde yüzde 21.4 oyla birinci parti olan Refah Partisi iktidar oldu olmasına da iktidar olması en son ihtimaldi. Zaten öyle de oldu! TBMM’deki hiçbir parti, sanki olacaklardan haberdarmış gibi Erbakan ile hükümet kurmak istemedi. Biraz da mecburen kurulan ANAP-DYP koalisyonu kısa sürünce ibre tekrar Erbakan’dan yana döndü. 28 Haziran 1996’da kurulan Refahyolhükümeti 8 Temmuz’da güvenoyu aldı. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı da Tansu Çiler oldu. 11 aylık Refahyol hükümeti, 17 Haziran 1997’de postmodern darbe olarak adlandırılan bir girişimle istifa etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra RP ve ardından kurulan Fazilet Partisi kapatıldı. İşte 8 Temmuz 1997-17 Haziran 1997 tarihleri arasındaki 11 aylık bu kısa süreç, Türkiye yakın tarihinin en çok tartışılan, bugün bile aradan 15 yıl geçmesine rağmen en çok konuşulan dönemi oldu. 

MİT’İN VERDİĞİ İRTİCA RAPORU İLK İŞARETTİ
Refahyoll hükümeti kurulalı daha birkaç ay olmasına rağmen ülkede askeriye ve yargı başta olmak üzere Türkiye’ye hâkim konumda olan kurumlarda ciddi rahatsızlıklar söz konusu oldu. Adı henüz konulmasada yakın bir zamanda devleti ciddi bir kriz bekliyordu. İşte tam bu sırada Cumhurbaşkanlığı’na devletin en önemli istihbarat servislerinden MİT’in “İrtica Raporu” sunuldu. Aslında direkt Başbakan’a bağlı olan MİT’in Erbakan’ı aşarak direkt Erbakan ve partisiyle ilgili bir rapor hazırlaması 28 Şubat’ın ilk işaret fişeği niteliğindeydi. Raporda, irticai unsurların, sürekli ve organize faaliyetlerle halihazırda amaçlarına ulaşmada belirli mesafeler kat ettikleri ve toplum içinde ekonomik, sosyal, siyasi, eylemsel ve psikolojik etkinlik sağladıkları dile getirildi.

“DEMOKRATİK DEĞİL”
Raporda Erbakan’ın Libya, Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleriyle sürdürdüğü dış ilişkileri güçlendirme faaliyetleri de harekete “maddi yarar sağlamak” olarak açıklandı. Milli Görüşçülerin ‘seçimle iktidara ulaşma’ stratejisi “Hedefe ulaşmakta her yol mübahtır” biçiminde yorumlanan raporda, bu hareketin gerek finansmanı, gerekse yurtdışı uzantıları ve yabancı ülkelerle ilişkileri açısından demokratik bir oluşum olmadığı yazıldı.

İSTİHBARAT RAPORLARI BİRBİRİNİ TAKİP ETTİ
Raporda radikal İslamcı dernek ve vakıfların faaliyetleri tek tek sıralandı. Radikal İslamcılar dışında Nakşibendiler, Nurcular ve Süleymancıların üçe ayrıldığı, Fethulah Gülen’in faaliyetleri de uzun yer tuttu. Dindar işadamları, holdingler, şirketler tek tek sıralandı, çözüm önerileri de ayrıca belirtildi. Cin şişeden çıkmıştı artık. Refah yol hükümetinin icraatlarıyla ilgili istihbarat raporları birbirini takip ediyordu. MİT’ten sonra Genelkurmay Askeri İstihbarat Başkanlığı’nın raporu geldi. İçerik olarak neredeyse birbiriyle aynı iki rapor, devlet ile hükümet arasındaki geri dönülmez savaşın habercisi gibiydi. Cumhurbaşkanlığı, devlet ile hükümet arasında çıkacak ‘derin’ bir krizin farkındaydı. MİT’ten ve Genelkurmay’dan gelen rahatsızlıkları yazılı veya sözlü olarak Başbakan Erbakan’a ileten Cumhurbaşkanı Demirel, hükümetten bu konularda acil çözümler istiyordu. Ancak günler geçtikçe devletin, hükümetten rahatsızlığı daha arttı.

Kıvrıkoğlu’dan Ecevit’e: “28 Şubat daha bitmedi!”

28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alınan kararların çoğu bugün geride kaldı. Ancak tarihe damgasını vuran bir söz var ki hâlâ hafızalardaki yerini koruyor: “28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek.” 

Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’na atfedilen bu sözü, Kıvrıkoğlu’nun 28 Ocak 1999 tarihindeki MGK toplantısında söylediği rivayet ediliyor. Kıvrıkoğlu’na ait olduğu iddia edilen MGKtoplantısındaki konuşma metnine HABERTÜRK ulaştı. Başbakan Bülent Ecevit, 23 Ocak 1999’da Hürriyet’e verdiği röportajda ordu-hükümet ilişkilerini değerlendirirken “28 Şubat sürecinin defteri kapandı’’ diyordu. Bu konuşmadan 5 gün sonra yapılan MGK’da söz alan Kıvrıkoğlu, o tarihi konuşmayı yaptı. 

‘BİR-İKİ KONUYA DEĞİNMEK İSTİYORUM’ 
Kıvrıkoğlu konuşmasına “Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanımız’ın konuşmalarını dinledik. İzahatlarına teşekkür ederiz. Ben bir-iki konuya değinmek istiyorum burada” diyerek başladı. 28 Şubat’ın niçin yapıldığı, kime karşı yapıldığı sorularını sordu. “Anayasa’nın 3’üncü Maddesi’nde ki temel kuralları aşındırmaya yönelik faaliyetler içerisinde bulunan bir partiye ve onunla işbirliği içerisinde olanlara ve neticede de irticai faaliyetlerin her gün şiddetini artırmasına karşılık olarak laik TC’yi korumak maksadıyla yapılmış bir harekettir. Bunun başka izahı yoktur efendim. Diğerlerinin hepsi safsatadır.” 

“28 Şubat’ı TSK yapmamıştır, 28 Şubat kararları TSK tarafından alınmamıştır” diyen Kıvrıkoğlu, “18 karar, MGK’nın aldığı kararlardır. Bunların bir kısmı mevcut kanunların uygulanmasıdır, bir kısmı yeni kanunların çıkarılması maksadına yöneliktir, bir kısmı da uygulamalara yönelik kararlardır. 28 Şubat, bunların uygulanması suretiyle ‘irtica’nın ortadan kaldırılması veya asgariye indirilmesini, etkisinin azaltılmasını hedef almıştır. Esas maksadı budur” şeklinde konuştu. 

‘28 ŞUBAT DEFTERİ KAPANMIŞ MIDIR?’ 
Kıvrıkoğlu, kısa bir izahattan sonra sözü “28 Şubat sürecinin defteri kapandı’’ diyen Ecevit’e getirdi: “Son günler de basınımızda baş köşeyi işgal eden ve Sayın Başbakanımız’ın ifadelerinden mülhem “28 Şubat defteri kapanmıştır’ açıklaması medyada tartışma konusudur.” Bu cümlelerden sonra Kıvrıkoğlu MGK üyelerine şu soruları sordu: “Gerçekten 28 Şubat defteri kapanmış mıdır? Önce şunu ortaya koymak lazım. 28 Şubat kime karşı ve niçin yapılmıştır?” Kıvrıkoğlu şöyle devam etti: “Tabii hepimiz biliyoruz ki Refah Partisi’ne ve irticayı bertaraf etmeye yönelik bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Peki bu konuda sonuca ulaşılmış mıdır?” Kıvrıkoğlu, kendi sorularına yine kendisi cevap vererek konuşmasını sürdürdü: “Hayır. Başarı oranı halen yüzde 20-25’i geçememiştir. MGK’nın 28 Şubat’ta tespit ettiği 18 konunun sadece 4’ü kanunlaşmış, onlar da tam olarak uygulanamamıştır. Evet, 28 Şubat halkı laik Cumhuriyet etrafında birleştirmiştir, fakat gerekli tedbirler tam olarak maalesef alınamamıştır. Bu tür beyanatların, 28 Şubat’ın hedef aldığı şa hıs ve kurumları cesaretlendireceği, kararlarının uygulayıcılarınıysa atalete sevk edeceği endişesini taşıyoruz.” 

ECEVİT’E İRTİCA ELEŞTİRİSİ 
Kıvrıkoğlu, Ecevit hükümetini 28 Şubat kararlarını uygulamadığı ve irticayla yeterince mücadele etmediği için de eleştiriyordu. “56’ncı hükümetin programına baktığımızda da irtica ile mücadeleye hiç değinilmemesi dikkat çekicidir” diyen Kıvrıkoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu da 28 Şubatkarşıtlarını teşvik ederken, 28 Şubat’la ilgili birtakım uygulamaları yapanları da maalesef frenleyebilecek bir durum olarak görülmektedir. Biz irtica konusunda kelimesine dahi rastlayamadık 56’ncı hükümetin programında. Tabii 28 Şubat’ı bir süreç olarak kabul edersek, bu, bu gün 28 Şubat’ta baş lamış bir süreç değildir. Cumhuriyet döneminden beri, irticanın var olduğu dönemden beri olan bir süreçtir, zaman zaman çok güzel uygulanmış, zaman za man bir takım sapmalar olmuş, fakat 28 Şubat’la beraber konu tekrar rayına oturtulmuştur. Ve rayına oturtulan bu sürecin irtica tehlikesi var olduğu sürece devam etmesi şarttır, elzemdir.” 

’28 ŞUBAT 10 SENE 100 SENE 500 SENEDİR’
MGK’da irtica ve hükümetin bu konudaki duyarsızlığıyla ilgili genel bir çerçeve çizen Kıvrıkoğlu, sonra o tarihi cümlesini sarf etti: “Bu 10 senedir, 20 senedir, 100 senedir veya 500 senedir. O nedenle 28 Şubat defteri, irtica devam ettikçe asla kapanmamalıdır diye düşünüyoruz. Ayrıca bir önceki MGKtoplantısında alınan karar gereği, Başbakanlık uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu’nun görevine kesintisiz olarak devam etmesinde de büyük yarar görüyoruz. İrticayla mücadele için bir Başbakanlık genelgesinin ivedilikle yayınlanması veya 55’inci hükümet döneminde yayınlanan Başbakanlık genelgesinin yürürlükte olduğu ve uygulamaya devam edileceğinin açıklanması, özellikle bunu uygulayacak olan mülki amirler ve diğer bürokratlar nezdinde bir siyasi iradenin varlığını ve desteğini ortaya koyacaktır. Bunların önemine inanıyoruz.” 

‘DSP LAİK BİR PARTİDİR’ 
Kıvrıkoğlu’nun kendisine ve hükümetine ağır eleştiriler getirmesine Başbakan ecevit bozulmuştu. ecevit bu durumu, her zamanki nezaketiyle belli etti. Ecevit’in söylemlerine bozulduğunu gören Kıvrıkoğlu, ortamı yumuşatmaya çalıştı: “Bizim DSP’nin laikliği konusunda herhangi bir tereddüdümüz yok. O konuda yüzde yüz inanıyoruz ki laikliği en iyi koruyacak partilerimizin başında gelir, partilerden biridir. Endişemiz hiçbir zaman hükümetimizde de değil, fakat esas uygulayıcılardadır.” Kıvrıkoğlu, ecevit ve hükümet ile ilgili birkaç övücü söz kullanmaya gayret etti.

‘İKTİDAR SİYASİ İRADEYİ ORTAYA KOYMALI’
Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, MGK’da zaman zaman tansiyonun yükselmesine neden olan konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Dolayısıyla valilerimiz, emniyetimiz, bürokratımız hükümetin göstereceği siyasi iradeyi daima arkasında görmek istiyor. Çünkü ileride politikacıların, siyasetçilerin kendilerine değişik bakacağı endişesi içerisinde davranışını evvela bir siyasi iradenin ortaya konması ve bu irade istikametinde, onu arkasına alarak, onu destek yaparak bu işlere başlamayı ve kendini bu suretle daha güçlü gördüğü için; diyoruzki, mutlaka böyle bir siyasi iradenin var olması lazım. Onun için bir genelgenin yayınlanmasına ihtiyaç var veya mevcut genelgenin devam ettiğinin hatırlatılması meselesi var. Ve bir de Başbakanlık uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu, nitekim ANASOL-D döneminde fevkalade güzel çalışmıştır, büyük işler yapmıştır. Aynı kurulun devamının laikliği koruma yönünde büyük bir aşama sağlayacağı inancını taşıyorum. Ben bunu arz etmek istiyorum.”

‘FAALİYETLERİN DEVAMLILIĞI ZARURİ’
Kıvrıkoğlu’nun endişeleri bitmiş değildi. Bunun içinde TSK’nın kararlılığını net bir şekilde ifade etmesi gerekiyordu. Öyle de yaptı ve sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: “Bugüne kadar bir momentum kazanılmıştır, bir dinamizm ortaya çıkmıştır. Bu dinamizmi biz yeterli görmedik, yaklaşık 1.5-2 yıldır. Ki 28 Şubat 1 ay sonra 2 yılını tamamlayacak. Zaten 30 Haziran’dan itibaren başlamıştır bu işlerin yapılması. 30 Haziran’a kadar da zaman kaybedilmiştir. Yani ANASOL-D hükümeti ile başlamıştır. Dolayısıyla bu başlatılan faaliyetlerin devam ettirilmesi zarureti vardır diye düşünüyoruz. Aksi takdirde, ben bunu ordu komutanlığım zamanında da gördüm, 28 Şubat kararları çıkmıştı, bütün valilerimiz 28 Şubat kararlarında tek bir uygulamaya girmedi. Ne zamana kadar? 1 ay sonra İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı. Genelgeyi dahi uygulamada tereddüt gösterdiler.” 

‘VALİLER CESARETSİZDİ’ 
Kıvrıkoğlu’nun sitemi sadece ecevit ve hükümetle sınırlı kalmadı. Genelkurmay Başkanı, irticayla mücadelede valilerin tutumunu da eleştiriyordu. Bürokratları ve valileri ‘cesaretsiz’ olmakla suçlayan Kıvrıkoğlu, “Valilere, niye böyle yapıyorsunuz?” diye sorduğumuz zaman, birbirlerini gözlediklerini gördük. Valiler birbirlerini gözlemeye başladılar. Acaba hangi vali bir adım atacak? Onun attığı adıma göre kendileri bir adım atmak gibi bir tutum sergilediler” diyordu.

28 Haziran 1996’da kurulan Refahyol hükümeti 8 Temmuz’da güvenoyu aldı. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısıda Tansu Çiller oldu.28 Şubat 1997’de MGK’da alınan kararlar sonucunda 17 Haziran 1997’de hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Postmodern darbe olarak adlandırılan bu süreç sonrasında önce RP, sonra da onun devamı olarak kurulan Fazilet Partisi kapatıldı. Peki 28 Şubat’takiMGK’da ne kararlar alınmıştı? Bu kararlara Başbakan Erbakan imza atmış mıydı? Bu konuda çeşitli rivayetler mevcut. Erbakan’ın Ek-18 olarak bilenenMGK kararlarının eki olarak anılan kararlarda imzası yok. Ancak MGK kararı olarak kamuoyuna yansıyan 406 sayılı kararda hükümetten Erbakan’ın ve Çiller’in,MGK üyesi bakanların imzası bulunuyor. Bu kararlar aslında Ek-18 maddenin özeti gibi ve en az ek maddeler kadar ağır. İşte MGK’nın 18 kararının özeti:

28 ŞUBAT MGK KARARLARI
– Laiklik ilkesi hassasiyetle korunmalı, bunun için mevcut yasalar uygulanmalı, yasalar yetersizse yeni düzenlemeler yapılmalıdır: Türk Ceza Kanunu’nun 312/2, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. ve 8. maddelerinin uygulanması için ilgililer uyarılmalıdır. 
– Tarikatlarla bağlantılı özel, yurt, vakıf ve okullar denetim altına alınmalı ve MEB’e devri sağlanmalıdır: Denetim konusunda MEB uyarılmalı, bunların MEB’e devri için gerektiğinde kamulaştırma yoluna gidilmelidir. 
– a)8 yıllık kesintisiz eğitim tüm yurtta uygulanmalıdır. 
– b)Kuran kursları MEB sorumluluğu ve kontrolünde olmalıdır. 
– Aydın din adamı yetiştirecek Milli Eğitim kuruluşları ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır. Bu okulların açılması ihtiyaçla sınırlandırılmalıdır. – Yapılan dini tesisler siyasi istismar konusu yapılmamalıdır. 
– Tarikatların faaliyetlerine son verilmelidir: 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyelerin açılması yasaklanmıştır. Bu kanunun uygulanması için ilgililer uyarılmalıdır. 
– Medyanın TSK aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır. TSK’nn manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler hakkında yasal işlem yapılması için ilgililer uyarılmalıdır. 
– TSK’yla ilişiği kesilen personelin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına imkân verilmemelidir. 
– Aşırı dinci kesimlerin kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite, eğitim kurumları, bürokrasi ve yargı kuruluşlarına sızması önlenmelidir. – İran’a karşı komşuluk münasebetleri ve ekonomik ilişkilerimizi bozmayacak, fakat yıkıcı ve zararlı faaliyetlerini önleyecek tedbirler paketi hazırlanmalı ve yürürlüğe konmalıdır. 
– Aşırı dinci kesimin toplumda kutuplaşmalara yol açacak faaliyetleri yasal ve idari yollarla önlenmelidir: Aşırı dinci kesimin faaliyetleri, Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu hükümleri göz önünde bulundurularak takip edilmeli, önlenmesi için ilgililer uyarılmalıdır. – Yasalara aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında yasal ve idari işlemler en kısa zamanda sonuçlandırılmalıdır. – Kıyafet Kanunu’na aykırı uygulamalar önlenmelidir. 
– Silah ruhsat işlemleri yeniden düzenlenerek kısıtlama getirilmeli ve pompalı tüfek talepleri değerlendirilmelidir. 
– Kurban derileri kanunda belirtilen kuruluşlarca toplanmalıdır. 
– Özel üniformalı korumalar hakkında yasal işlemler sonuçlandırılmalı, bütün özel korumalar kaldırılmalıdır. 
– Ülke sorunlarının çözümünü ümmet kavramı ile sonuçlandırmayı amaçlayan girişimler önlenmelidir: İlgililer uyarılmalıdır. 
– Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun’un istismar edilmesine fırsat verilmemelidir: 5816 sayılı kanunun, tüm yurtta taviz verilmeden uygulanması için ilgililer uyarılmalıdır.

REFAHYOL’UN SONUNU GETİREN YAZI
Cumhurbaşkanlığı Hukuk İşleri, Kanun ve Kararlar Başkanı Kemalettin Alikaşifoğlu’nun 20 Mayıs 1997 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ‘arz ettiği’ yazı, daha doğrusu Erbakan hükümetine ültimatom niteliğindeki rapor, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyet’i Koruma ve Kollama Görevi” başlığını taşıyor. Kısa bir girişten sonra 04.01.1961 tarih ve 211 sayılı TSK İç Hizmetler Kanunu’nun 35’inci maddesine atıf yapıyor: “TSK’nın vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” 

12 Eylül 1980 darbesinde aynı madde ile devrilen Demirel’e, 17 yıl sonra bu kez mevcut hükümetin iktidardan uzaklaştırılması için öneride bulunuluyordu. 35’inci maddenin haricinde aynı raporda 1’inci, 37’nci, 85’inci ve 86’ncı maddeler hatırlatılıyordu. Demirel de bu hukuki görüşten güç alarak Erbakan’a bir an önce istifa etmesi, yoksa işlerin daha da tehlikeli olabileceğini şifahi olarak iletti. Bu yazıdan sonra refahyol hükümeti 17 Haziran 1997’de istifa etmek zorunda kaldı.

“CUMHURİYET’İ KORUMA VE KOLLAMA GÖREVİ”
– Yüksek malumları olduğu üzere 04.01.1961 tarih ve 211 sayılı “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu”nun 2’nci maddesinde ‘askerlik’ kavramı; “Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyet’ini korumak için harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir. Bu mükellefiyet özel kanunlarla vaz’olunur” eklinde tarif edildikten sonra, aynı kanunun 35’inci maddesinde; “Silahlı Kuvvetler’in vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” hükmüne yer verilmiştir. 
– Yine 37’nci maddede Silahlı Kuvvetler’e katılan her askere, “ant içme” zorunluluğu getirilmiştir: “Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde milletime ve Cumhuriyetim’e doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, Cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine ant içerim.” 
– “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği”nin ‘disiplin’le ilgili 1’inci maddesinde; “yurt ve milletin saadet ve selametini ve istiklalini temin etmek ve Cumhuriyet’i korumanın ancak disiplini mükemmel olan Silahlı Kuvvetler’le kabil olacağı” belirtilmiştir. 
– Yönetmeliğin 85’inci maddesi ise “Vazifesi, Türk yurdu ve Cumhuriyet’ini içe ve dışa karşı, lüzumunda silahla korumak olan Silahlı Kuvvetler’de her asker kendine düşeni öğrenmeye ve öğrendiğini öğretmeye ve icabında son kuvvetini sarf ederek yapmaya mecburdur” hükmünü âmirdir. İlgili kanun ve yönetmelik ilişikte sunulmuştur. Saygı ile arz olunur. (Kemalettin Alikaşifoğlu)

DEMİREL’DEN ERBAKAN’A UYARI MEKTUPLARI
Cumhurbaşkanı Demirel, 28 Şubat sürecinde TSK’nın rahatsızlıklarını Başbakan Erbakan’a sürekli iletiyordu. Bunların en önemlisi 4 Şubat 1997’de Erbakan’a yolladığı mektuptu. Mektubun içeriği o dönemde kamuoyunda çokça tartışılan konularla ilgili uyarılar içeriyor. 
1. Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe ile ilgili bir soruşturma dolayısı ile; “cumhuriyet savcısı”na bilirkişi heyetinin seçiminde baskı yapıldığı, 
2. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın irticai faaliyetlerin içinde olduğu, 
3. İrticai faaliyetlerinden dolayı askeri şûra kararıyla ordudan çıkarılan subay ve astsubayların belediyelere ve bakanlıklara yerleştirildiği, 
4. Atatürk düşmanlığı yapıldığı, 
5. Bazı siyasi kişiliği olan konuşmacıların; laiklik, ırk ve dil konularında, ulusal değerleri yıpratmaya gayret sarf ettiği hususlarında şikâyetler intikal etmiştir. 

Bu ve benzeri konuların, önemli hassasiyetlere sebep olduğu, huzursuzluk doğurduğu, gerçektir. Gereğini rica ederim. (Süleyman Demirel)

Abdullah Kılıç-habertürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s